beynine iyi bak

Sağlık ve sağlıkla ilgili sorunlar

Moderatör: esengül

beynine iyi bak

Mesajgönderen sibel » 26 Nis 2007, 11:52

Mümin Sekmanın hazırladığı Bu hafta beynine iyi bak! adlı Beyin Kullanma Kılavuzu kitapçığından birkaç alıntı:

* Beyin, açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı alırken dışarıda volta atmayı deneyebilirsiniz.

* Beyin, örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınızda Atatürk benim yerimde olsaydı ne yapardı? diye düşünün.

* Yabancı bir dil öğrenme ve ezber, beyni güçlendirir. Her gün birkaç yeni kelime öğrenin, sözlük okuyun, alışveriş listesi ve telefon numaralarını ezberleyin.

* Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta sudoku olmak üzere bulmaca ve satranç gibi oyunları kullanabilirsiniz.

* Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.

* Zihinsel zevklerinizi zenginleştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş kitabından, birkaç cümle okuyun.

* Güzel bir resme bakın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeylerle gelişir. Beyninizi güzel şeylerle besleyin. Sevdiğiniz bir müziği gözleri kapalı dinleyin.

* İyi bir uyku, kaliteli bir beynin temelidir. 24 saati geçen uykusuzluk sarhoşluğa benzer bir şekilde beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.

* Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Odanızın penceresini açıp kendinize bol bol birinci el oksijen ısmarlayın.

* Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin.

* Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, beyninizi geliştirmez.

* Beyin diyeti yapın. Beynimiz garbage in garbage out ilkesine göre çalışır. Yani beyninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar dikkat edin.

* Hayatınızın en büyük kararlarını alırken kafadan değil, kâğıt üzerine ne yapacağınızı yazarak hesaplayın.

haberaktuel
sibel
Yeni Üye
 
Mesajlar: 75
Kayıt: 30 Eki 2006, 17:38
Konum: istanbul

beynine iyi bak

Google Reklam
 

Mesajgönderen Ati10 » 26 Nis 2007, 12:23

teşekkürler sibel, bu yararlı bilgiler için... önemli kararları alırken dışarı çıkma düşüncesi ilginç :)
ben genellikle kapalı ortamdayım.. demek şu an beynim düşük frekansta çalışıyor.
Ati10
Admin
Admin
 
Mesajlar: 3917
Kayıt: 12 Eki 2006, 01:48

Mesajgönderen esengül » 29 May 2007, 18:51

Hafızanızı Geliştirmenin 10 Yolu


Randevularınızı mı unutuyorsunuz? Otomobilinizin anahtarlarını nereye koyduğunuzu hatırlamıyor musunuz? Tanıdığınız biriyle karşılaştığınızda adı bir türlü aklınıza gelmiyor mu? Bu soruların yanıtı "evet"se, hafızanıza sahip çıkmanın zamanı gelmiş de geçiyor...
Bu sorulara evet yanıtını veriyorsanız, Betty Fielding''in yazdığı Hafıza Elkitabı tam size göre. Dharma Yayınları''ndan çıkan Hafıza Elkitabı, 10 yöntemle hafızanızı geliştirmenizi sağlıyor...
1. Hafızanızın araç gereç çantasını doldurun
Örneğin; kendi kendinize konuşmak, sözel hafıza izleri yaratır. Kelimelerin baş harflerinden oluşturulan kelimeler ya da tekerlemeler hafızanızı uyarmaya yardımcı olur. Gruplamak da, hatırlamaya yardım edecek bağlantı izlerini oluşturmak için önemlidir. Tekrarlamak, bilginin kısa süreli hafızanızda kalmasına yardım eder.

2. Motive edicinizi bulun ve girişimde bulunun
Hafızanızın gelişmesi motivasyona dayanır. İnsanlar motive edildiklerinde, yaşadıkları şey kalıcı anılarıyla birleşsin diye dikkat ederler ve konsantre olurlar.

3. Hayattan keyif alın
Hayattan keyif almak için, öncelikle yaşadığınız acılarla başa çıkabilmeniz gerekir. Hayatı anlamaya çalışmak ise, sizi yeni bilgi arayışına ve bu bilgiyi hatırlama isteğine götürür. İlişkiler hayatımızın zenginleşmesine katkıda bulunduğundan, hafıza için önemlidir.

4. Odaklanma gücünüzü artırın
Dikkatinizi odaklamak, bazı şeylerin siz istediğiniz sürece zihninizde kalmasını sağlar.

5. Zihinsel müdahaleleri geçersiz kılın
Konsantre olmak, dikkat dağınıklıklarını ve müdahaleleri gözardı ederek, dikkat etmeyi sürdürmektir. Hafıza yardımcılarınızı daha çok kullanmak, aynı anda birden çok şeye odaklanmamak ve atacağınız adımların hızını belirlemek, dikkat dağınıklığıyla ve müdahalerle başa çıkma stratejileridir.

6. Öğrenmenize ve hayatınıza önem verin
Hafızanız zaten düzenlidir. Hafıza izleri halihazırda düzenli olarak depo edilir ve siz olayları, insanları ve bilgiyi düzenli birimler halinde hatırlarsınız. Öğrenmeye düzen vermenin dışında zamanınızı ve çevrenizi de düzenlemek hafızanızı geliştirecektir.

7. Sağlığınıza önem verin
Sağlığı korumak için plan yapmak hafızanın iyi çalışması için esastır. Bu plan dengeli beslenmeyi, egzersiz yapmayı, toksik maddelere maruz kalmayı en aza indirmeyi ve düzenli doktor kontrolünden geçmeyi kapsar.

8. Stres ve depresyonla başa çıkın
Ruhsal durumlar ve duygular, hafızayı olumsuz yönde etkiler. Bunlardan korunma yollarını denemelisiniz.

9. Yaşlanma sürecini anlayın
Yaşla bağlantılı duyusal değişiklikler hafızanız için önemli. Stratejilerle bundan kurtulabilirsiniz.

10. Kendinizin rehberi olun
Tutumunuzda ve hayat tarzınızda hafızanızın daha iyi olmasını sağlayacak olumlu değişiklikleri yapabilirsiniz.

Kaynak : sabah
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 29 May 2007, 18:52

Beynin 11 İlacı


1- Akıllı ilaçlar: ´´Modafinil´´ gibi ilaçlar, beyni 90 saat boyunca uyanık tutuyor. Beynin bir bölgesinden diğerine veri akışını sağlayan kimyasalları artırıyor.

2- Yiyecekler: Protein açısından zengin besinler yarar sağlıyor. Düzenli kahvaltı yapmak da zihinsel performansı artırıyor; gazlı içecekler tam tersi etki yapıyor.

3- Müzik: Özellikle Mozart dinlemenin matematiksel zekâyı artırdığı ve müzik derslerinin, çocukların IQ´´sunu yükselttiği belirlendi. Ancak pop müziğin böyle bir etkisi görülmedi.

4- Biyonik beyin: Elektrotlarla beyne az miktarda elektrik akımı vermenin, beynin gücünü artırdığı belirtiliyor.

5- Zihinsel egzersizler: Zor matematik soruları zekâyı keskinleştiriyor. 5 hafta boyunca zihinsel egzersiz yaptırılan çocukların IQ´´su 8 puan yükseldi.

6- Hafıza oyunları: İskambil destesindeki her kartı bir karakterle özdeşleştirip tüm karakterlerin yer aldığı bir hikâye yaratarak, 52 kartı sırasıyla hatırlayabilirsiniz.

7- Uyku: 21 saat boyunca uyumamak, beyin üzerinde sarhoşluk gibi bir etki yaratır. 2 saatlik çalışmadan sonra iyi bir gece uykusu uyumak, öğrenmeyi kolaylaştırır.

8- Yürüyüş: Haftada 3 kez yarımşar saat yürüyüş yapmak; öğrenme, konsantrasyon ve mantık gücünü yüzde 15 artırır.

9- Hobiler: Örgü ören, bulmaca çözen yaşlıların Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskinin daha az olduğu tespit edildi.

10- Konsantrasyon: Bu da beyin için önemli bir egzersiz! Bir iş üzerindeyken, kısa süreli bir dikkat dağılması sonrasında yeniden konsantrasyon sağlamak yaklaşık 15 dakika sürer.

11- Nörolojik tarama: Beyin içindeki hareketliliği gösteren tarayıcılar, beynin aktivitelerini kontrol etmekte de kullanılabilir.


kaynak-donusumkonagı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 16 Tem 2007, 15:22

Beyin ve nöroterapi

Beynimiz mikrovolt düzeyinde elektrik akımı ile çalışır. Kalp sürekli çalışarak bedenimizde kanın dolaşımını sağladığı gibi beyinde sürekli çalışarak vücudumuzu kontrol eder. Bu kontrol sayesinde hareket ederiz, düşünürüz, işitir, görür, hissederiz. Beynin çalışması bozulduğunda bu işlevlerde bozulabilir.

Beyin çalışma bozukluğunu basit bir biçimde “hassasiyet” olarak nitelendirebiliriz. Beyinle ilgili olan yakınmalar bize beynin hassas olan bölgeleri konusunda ipucu verir. Örneğin alın (prefrontal) bölge hassasiyeti olan kişilerde günlük hayatın düzeni ve içgörü bozulur, tepkiler kontrol edemez aşırıya kaçarlar. Dikkat eksikliği, şaşkınlık, işleri ağırdan alma, karar verme ve yargılamada zorluk, sosyal ilişkilerde gerginlik (anksiyete) sıklıkla görülen belirtilerdir.

Öğrencilerde sınav gerginliği, sınava iyi hazırlansalar bile (anksiyete) görülür. Dikkat gerektiren sosyal durumlarda dikkat eksiklikleri, dinleme ve anlama sorunlarını beraberinde getirir. Konuşurken ve dinlerken anlık boşluklar hissedebilirler. Sorun erkekte ise kadın tarafından duygularını paylaşmadığı suçlaması yapılır. Kadınlar eşlerinin duygusuz ya da soğuk olduğundan yakınırlar.

Bu bölgenin limbik sistem denen ve duygularımızı kontrol eden beyin bölgesi ile yakın ilişkileri vardır. Prefrontal bölgede yer alan hassasiyet dolayısıyla depresyonun gelişmesine kolaylık sağlayacaktır.

Özetle, beyinde hassasiyetler sonucu gelişen yakınmalardan örnekler verelim; Dikkat eksikliği, işe yoğunlaşmada güçlük, unutkanlık, hatırlamakta zorluk, gerginlik hali, kolay sinirlenme, duygu ve düşünceleri ifade etmede güçlük, çok hayal kurma, sıkılganlık, tembellik, aceleci, tez canlı, sabırsızlık, düşünmeden konuşma, konuşurken sıkça söz kesme, abartmak, yalan söylemek, sınav anksiyetesi, öğrenme zorluğu, zamanı iyi kullanamama, geç kalma, işleri ağırdan alma, karar vermede zorluk, muhalif ve tartışmacı olmak, hayata olumsuz bakma, olayları kötü tarafından görme, tekrarlayıcı düşünce ve hareketler, bir fikri aklından çıkartamama, sabit fikirli olma, fobiler (uçak, kapalı yer, kalabalık, yükseklik korkuları), hastalık hastası olma, panik, motivasyon ve enerji azlığı, aşırı motivasyon, işkolik olma, ilgide azalma, uyku bozuklukları, iştah bozuklukları, cinsel bozukluklar beyin hassasiyetleri sonucu vücudun çalışması da etki altında kalır ve aralıklarla ya da uzun süreli olan yakınmalar ortaya çıkar:

Baş ağrısı, baş dönmesi, boyun, sırt ve bel ağrıları, yaygın vücut ağrıları, ateş basmaları, el ve ayakta yanmalar ya da soğumalar, titremeler, uyuşmalar, mide ağrısı, hazımsızlık, aşırı terleme, kadınlarda adet düzensizliği, uykuya dalarken istemsiz bacak hareketleri ve ağrılar, tikler, kulak çınlaması.

Bütün bu yakınmalar hafif ya da şiddetli olabilir. Klinik çalışmalarımızda sıklıkla bu yakınmaların en az ikisinin birlikte olduğu görülmektedir.

Beyin hassasiyeti nedenleri

1. Genetik: Fiziksel özelliklerimizde olduğu gibi beyin çalışma özellikleri ve bazı hastalıklara yatkınlığın olması genetik kontrol altındadır.
2. Doğum esnasında gelişen olaylar: Zor doğum (boyna kordon dolanması, makat gelişi, aletli doğum), yeni doğan döneminde uzamış sarılık
3. Anne sütü almamak
4. Beyni etkileyen ateşli hastalıklar
5. Kafa darbesi: Gözden sıklıkla kaçan önemli bir faktördür. Şiddeti az ya da çok olsun kafa darbeleri beyin hassasiyetlerini önemli ölçüde arttırabilir.

Beyin hassasiyetleri, belli bir süre içinde olgunlaşarak ya da beyni etkileyen bir olay sonucu ortaya çıkabilir. Hassasiyeti ortaya çıkartan en önemli neden üzüntü, sıkıntı, strestir.

Yaşanan sıkıntılar sonucu ortaya çıkan yakınmaların “stresten” olduğu söylenir. Ancak unutmamak gerekir ki her stres yakınma yaratmaz. Yakınmaların ortaya çıkması için beyinde önceden var olan bir hassasiyetin bulunması gerekir.

Bu durumda olan hastalara stresten uzak durması gerektiği söylenir. Şüphesiz ki stressiz hayat düşünülemez. Önemli olan beyindeki hassasiyeti ortadan kaldırmaktır. Gerçek tedavi böyle sağlanabilir.

Nöroterapi tedavi yöntemi, beyinde yer alan hassasiyeti tedavi ederek yakınmaları ortadan kaldırmayı amaçlar. Amaç geçici iyilik hali değil, kalıcı çözüm yaratmaktır. Çünki, hassasiyeti tedavi edilmeden sadece yakınmaları geçirilen hastaların beyindeki hassasiyetleri kalıcı olacak, gelecekte karşılaşacakları stresli durumlarda yakınmalar tekrar ortaya çıkacaktır.

Beyin hassasiyetine bağlı gelişen ve nöroterapiden fayda gören hastalıklar:

Migren
Epilepsi
Depresyon
Anksiyete bozuklukları
Öğrenme güçlüğü
Dikkat eksikliği ve / veya hiperaktivite
Fibromiyalji sendromu
Huzursuz bacak sendromu
Parkinson ve Alzheimer hastalığı erken dönemi
Hafif kuvvet kaybı olan felçler
Premenstrüel sendrom
İnsomnia
Nöroterapi

30 yıl kadar önce ABD’nde başlayan yöntem bugün özellikle batılı ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaşantımız boyunca elde edilen deneyimler beynin öğrenme gücü ile ilişkilidir. Bu güç beyinden kaynaklanan hastalıkları tedavi etmede kullanılabilir. İlaçların kimyasal olarak gösterdikleri etkiyi nöroterapi öğrenme yoluyla elde etmeye çalışır.

Öncelikle beyin elektriksel aktivitesi ölçülerek hassasiyet olan bölgeler belirlenir. Bunun için QEEG ile beyin haritası çıkartılır. QEEG sonucu bize beynin hangi bölgelerinde nöroterapi uygulanacağını gösterir. Tesbit edilen bölgelere elektrot bağlanır. Diğer ucu nöroterapi aletine bağlıdır. Alet monitöründe çalışılacak olan bölgenin özellikleri kişiye gösterilerek hedef belirlenir. Seanslarla belirlenen hedefe ulaşılmaya çalışılır. Bir bölge için 4-12 seans uygulanır. Her seans 30 dk. sürer. Bu süre sonunda beyin çalışma özellikleri istenen düzeye getirildiğinde ilgili bölgeye ait yakınmada düzelme görülür.

Nöroterapinin ilaç tedavisinden üstün tarafı, yan etkisinin olmaması, bozuklukları lokal olarak düzeltebilmesi ve ilaç tedavisinden çok daha fazla kalıcı etki yaratmasıdır. Ayrıca ilaçların tedavi edemediği durumlarda da etkili olması nöroterapinin önemli bir üstünlüğüdür. Dezavantajı ise SSK, E.S., Bağkur gibi kurumlar tarafından masrafının karşılanmamasıdır.

Uluslararası nöroterapi derneğinin internet site adresi http://www.isnr.org Türkçe nöroterapi sitesi http://www.noroterapi.com adreslerinden ayrıntılı bilgi ve referanslara ulaşılabilir.

QEEG

Ölçülen beyin dalgalarını analiz eden programın ismidir. Klasik EEG’den farklı olarak QEEG’de yapılan ölçüm çok daha hassastır. QEEG’de beyin dalgalarının net ve doğal olarak kaydedilmesi amaçlanır. QEEG raporu ile 1-40 Hz arası beyin dalga özellikleri net olarak ortaya çıkar. Artan ya da azalan dalga şiddeti hassasiyeti gösterir. Daha önce çekilen ve programın databank’ında yeralan normal ve anormal olan QEEG kayıtları ile çekimi yapılan kayıt, aynı yaş ve cins özelliklerine göre karşılaştırılır. Normal popülasyona göre artan ya da azalan hassasiyetler belirlenir. Bu karşılaştırmalar sonucu ayrıca kafa travması hassasiyet endeksi, IQ endeksi ve çocuklar için öğenme güçlüğü endeksi belirlenir. Endeksler hem durum tesbiti hemde nöroterapi etkinliği yönünden takipte faydalıdır.

Performans artırma

Beyin işlevlerini güçlendirerek iş ve sosyal alanda daha başarılı olmak için nöroterapi uygulanabilir. Bu yöntem ile öğrencilerin okul ve sınav başarıları, sporcu ve sanatçıların performansı, yöneticilerin iş becerileri artırılmış olur. Bilinen örnekleri vermek gerekirse ABD’de okullarda kurulan seans salonlarında öğrenciler nöroterapi almaktadır. Japon iş adamları işyerlerinde uygulamaktadır. İtalyan milli futbol takımı 2006 dünya kupası öncesi nöroterapi aldıkları bilinmektedir. İngiltere'de Prof. John Gruzelier klasik müzik yorumcularıyla yaptığı performans artırma çalışmalarında belirgin başarı sağlamıştır.

Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 06 Ağu 2007, 12:36

Beyin, beslenme ve hastalıklar

Beyin çalışması, akıl ve beden çalışmasını sağlar. Beyin-akıl ve beden insan bütünün parçalarıdır. Sürekli etkileşim halindedirler. Hayvanlarda üstün olan beyin ön bölgesi sayesinde insanlar diğer canlılardan farklılaşmıştır. Bu farklılık moderleşme ile birlikte, hayvanlarda görülmeyen hastalıkların insanlarda gelişmesine yol açmıştır. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, mide ülseri, kanser hastalıkları insana özgüdür. Doğal yaşam şartları içinde yaşayan hayvanlarda görülmeyen bu hastalıklar, insanlar tarafından deneysel olarak yaşam şartları değiştirilen hayvanlarda görülmesi, hastalık nedenlerinin doğal olandan ayrılma ile başladığını ispat etmektedir. Doğa insana, kendisine karşı çıkmasından dolayı verdiği hastalıkların çaresini de vermektedir. Son yıllarda batılı tıp çevrelerinde hakim olmaya başlayan bu görüş, halen uygulanmakta olan modern tıp tedavilerini sorgulamakta, alternatif tedavi yöntemleri üretmektedir. Alternatif töntemlerin adı adaptojenik (uyum sağlayıcı) tedavidir. Amaç, doğal olana geri dönerek bozulan beyin ve beden çalışmasını normalleştirmektir.

Hastalıkların ortak özelliği beynin kontrolündeki vücut çalışma sisteminin bozulmasıdır. Bu sistemin adı HPA yoludur. Bu yol, son yıllarda ortaya çıkan bilimsel verilerle, beyin ön bölgesi tarafından kontrol edildiği bildirilmiştir. Doğal olmayan besinler ve beyin ön bölge duyarlılığı, HPA yolu çalışmasının bozulmasıyla hastalıkların temel nedenini oluştururlar.

İnsan vücudu, bin yıllar boyunca doğada doğal bulduğu besinlerle gelişmiştir. Özellikle son yüzyıl içinde gelişen rafine gıda ürünleri doğal beslenmeyi bozmuştur. Doğal besinlerin en önemli özelliği, sindirimi için gerekli olan diğer maddeleri de içermesidir. Rafine ürünler bu maddeleri içermez. Örnegin patates kabuğunda, patates sindirimi için gerekli tüm maddeler vardır. Onu kabuğundan ayırıp bir de işleyerek poşetler içinde sunulması sağlıksızdır. 600 yüzyıl önce icat edilen şeker son 200 yıldır giderek artan kullanıma sahiptir. Oysa binyıllar içinde gelişen insan metabolizması basit şekerlere hazırlıklı değildir ve daha uyum sağlayamamıştır. Sofra şekeri, tüm şekerlemeler ve tatlılar, tatlı-gazlı içecekler, içerdikleri basit şekerlerle hastalıklara davetiye çıkartırlar.

Yüksek kalsiyumlu besinlerle ve sularla beslenme sonucu pek çok hastalık başlamakta ya da şiddetlenmektedir. Besinlerle ortalama kalsiyum alım miktarı Portekiz ve Japonya'da, diğer Avrupa ve ABD'e göre yarı yarıya azdır. Bu nedenle Portekiz ve Japonya'da pek çok hastalık daha az görülmektedir. Örnegin kalp ve beyin damarlarını tıkayan pıhtı (atherom plağı) ya da tıkacın içeriğinde kalsiyum oranı %50'den fazladır. Kolesterol oranı sadece %3'dür. Fazla alınan kalsiyum, göz, beyin, damar, böbrekte birikerek hastalıklara yol açar. İnek sütü buzağı içindir. Doğal olan budur. Yüksek kalsiyum içeriği ile hayvan sütlerinin sağlıklı olduğu söylenebilir mi ?

Kalsiyumun doğal panzehiri magnezyumdur. Besinlerle alınan magnezyum miktarı kalsiyum ile eşit olmalıdır. Hazır satılan pet suların içeriğine bakıldığında, kalsiyum oranının magnezyumdan çok daha fazla olduğu görülmektedir. Diğer doğal olmayan besinlerin çoğu için bu geçerlidir. Su doğal olsa da mutlaka magnezyum ile takviye edilmelidir. Bu dengesizlik sadece suda değildir. Ama alınımı nedeniyle önem arzetmektedir.

Doğal olmayan beslenme dışında beyin ön bölge duyarlılığı hastalıkların diğer nedenini oluşturur. Beyin ön bölgesini sağladığı özellikler; dikkati verme ve sürdürme, sabır, analitik düşünme, planlama, tasarlama, yargılama, tepki kontrolü, hafızanın kontrolü, düzenli olma, kendini kontrol edebilme, sorunları çözme, ayrıntılı düşünme, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, hatalardan ders çıkarma, duyguları anlama ve ifade etme, empati kurma, sağduyu.

Dışarıdan gelen uyarılar beyin ön bölgesinden geçerek diğer beyin bölgelerine ulaşır. İç organlardan gelen iç uyarıların son durağı beyin ön bölgesidir. Konuşma, düşünme ya da yürüme gibi herhangi bir konu önce beyin ön bölgesinde başlar. Buradan, diğer beyin bölgelerine konuyla ilgili bilgiler sorulur ve alınır. Bu bilgiler doğrultusunda beyin ön bölgesi karar verir ve uygular. Duygu, düşünce ve davranışların sağlıklı olması için iyi çalışan bir beyin ön bölgesi gerekir. Beyin ön bölgesi talamus aracılığıyla HPA yolunu kontrol eder. Vücudun iyi çalışabilmesi için HPA yoluna doğru emirlerin gönderilmesi gerekir. Bu sağlanmadığı zaman hastalıklar ortaya çıkar.

Beyin ön bölgesini etkileyen faktörler; kalıtım, doğum zorluğu, anne sütü almama ya da yeterli alamamak, ateşli havale, ateşli hastalıklar, aşılar, kafa darbesi, yetiştirilme tarzı ve çevredir. Bu faktörlerle duyarlı hale gelen beyin, yaşanılan streslerle duyarlılığı artarak hem ruhsal hem de bedensel şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açar.

Sağlıklı bir yaşam için iyi çalışan bir beyin ön bölgesi ve doğal beslenme gerekir. Beyin ön bölgesi duyarlı olan ve doğal beslenmeyen insanların ilaçlarla tedavisi de mümkün olmayacaktır.

Her işin başı sağlık, sağlığın başı beyindir.
Sağlıklı günler dilerim.

Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 17 Ağu 2007, 14:20

Sıcak beynimizi etkiliyor

Sıcak çarpması sonucu ölen hastaların büyük çoğunluğunun beyin hasarı nedeniyle kaybedildiği belirtildi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cengiz Çokluk, hava sıcaklıklarının etkisini sürdürdüğü bugünlerde insanların güneş çarpması konusunda bilinçli hareket etmelerinin hayati önem taşıdığını belirtti.

ANİ SICAKLIK DEĞİŞİMİ

Güneş çarpmalarına karşı gerekli önlemlerin alınmamasının beyinle ilgili ciddi fonksiyon kayıplarına yol açabileceğini hatta ölümle sonuçlanabileceğini anlatan Çokluk, vücut ısısını beyindeki ''hipotalamus'' olarak adlandırılan ısı kontrol merkezinin dengelediğini belirterek şöyle konuştu; ''Eğer sıcaklık ve nem aşırı derecede yüksek ise sadece terleme vücut ısısını dengede tutmak için yetmeyebilir. Bu olduğu zaman biyokimyasal reaksiyonların gerçekleştirilmesi güçleşerek kan kimyası bozulur, beyin ve böbrek gibi organlarımız bundan zarar görebilir. Ani sıcaklık değişimlerinde vücudun daha çok zarar gördüğü, yavaş ve kademeli ısı değişimlerine ise vücudun ayak uydurabildiği düşünülmektedir''

Güneş
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 05 Eyl 2007, 11:54

Beynin dili ve Nöroterapi
Neden bazı insanlar hep sinirlidir? Bazılarımız laf bitmeden hemen yapıştırır cevabı. Kimimiz sabırsız yerinde durmaz. Bazıları dağınıktır hep kaybederler hatta eşyalarını sürekli. Kimileri suskun, kimileri çok konuşur. Dokunsanız ağlar birileri.

Bu farklılıkları yaratan beynimizin çalışma özelliğidir. Doğuştan almışızdır bazılarını ana-babamızdan ya da sonradan oluşuvermiştir beynimizde birşeyler.

Beynin ön tarafı, insanı hayvanlardan ayıran temel özellikleri yönetir. Dikkat, konsantrasyon, sabır, muhakeme etme, hatalardan ders çıkarma, analitik düşünce, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, sağduyu, insanların duygularını anlama, hoşgörü, tolerans, düzenli olma, zamanı iyi kullanma, etkilere uygun tepkiler verme. Beynimizin ön tarafında oluşan farklılıklar, karekterimizi belirler. Aslında grinin tonlarıyız bizler. Gri tonu koyulaştıkça hastalıklar ortaya çıkıyor. Renkler normal tonlarda ise normal insanlar sayılıyoruz.

Örnegin, dikkat eksikliği olan çocuklarımız; okulda başarılı olmakta ve derslerine çalışmakta zorlanıyorlar. Çünkü dikkatlerini toplayıp ders dinleyemiyorlar. Dikkatlerini verdiklerinde beynin ön bölgesi çalışması bozuluyor, bunun sonucu olarak canları sıkılıyor, dersten kopuyorlar. Kimileri dalıyor, hayal kuruyor ya da derste arkadaşıyla konuşuyor. Sonuç: bu çocuk adam olmaz, yaramaz, tembel, özel derse ihtiyacı var, daha çok üstüne düşmeli vb..

ABD’nde yapılan bir araştırma, dikkat eksikliğinin her 8 çocuktan 3’ünde görüldüğünü saptamış. Ciddi bir rakam. Bu sonuca göre dikkat eksikliğinin önemli eğitim, öğretim ve sosyal bir sorun olduğu söylenebilir.

Belkide daha ciddi bir sorunu bu çalışmayı takip eden diğer bir çalışma gösteriyor. Bu çocukların şikayetleri 18 yaşından sonra her 3 çocuktan 2’sinde kalıcı oluyor.. Kısaca yetişkin her 4 kişiden birinde dikkat eksikliği bozukluğu var.

Yetişkin dikkat eksikliği bozukluğu olan insanları şikayetleri: Tezcanlı, acelecidir. Aniden parlar, öfkelenir ama siniri çabuk geçer nadiren geçmeyebilir ve ciddi sorunlarla karşılaşılabilir. Sakinleştikten sonra yorgunluk ve pişmanlık yaşar. Biyolojik saatleri bozuktur bazılarının. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanırlar. Yorgun kalkarlar. Bazen işlerine geç kalırlar. Etkilere uygun tepki vermede zorlanırlar. Kırıcı konuşur karşısındakilerin kalbini kırabilir, uygunsuz davranış gösterebilirler. Bu yüzden iş arkadaşları, patronları, öğretmenleriyle sorunları vardır. Aceleci olduklarından bazen doğru karar vermede zorlanırlar. Ketum olamazlar. Yanlış anlaşıldıkları hissine kapılırlar bazen. Okumayı sevmezler ya da uzun süre okuyamazlar. Uykuları gelir, esnerler. Günlük, rutin işler onlara göre değildir. Sıkılırlar.

Onlara heyecan gerekir. Bayılırlar heyecana. Çünkü beyinlerinin ön bölgesinde hassasiyet vardır. Grinin tonu koyulaşmıştır. Heyecan ile beyinde oluşan adrenalin hassas olan beyin bölgesini uyararak bu bölgenin daha iyi çalışmasını sağlar. Adrenalin bağımlısıdır dikkat eksikliği olanlar. Heyecan arayışları ve bulma yöntemleri kişiden kişiye değişir. Çapkın bir erkeğin heyecan arayışı malümunuzdur. Dikkat eksikliği olan çocukların heyecan kaynağı yaramazlık, anne, baba ve öğretmeni kızdırıp tepki almak ve bitip tükenmek bilmeyen bilgisayarda oyun istekleridir. Tepki alıp azar işiten çocukta da adrenalin salınımı artar. İşte bu nedenle çocuklar kızdırmaktan ve yasaklı davranışlardan hoşlanırlar. Tabiki bunu bilinçsizce yaparlar. Çünki kontrolleri beyinlerindedir. Çünki beyinlerinin adrenaline ihtiyacı vardır.

Aynı olay yetişkinlerde de gözlenir. Çabuk sinirlenen, dertlenen, kendilerini acındıran insanların beyinleri de adrenalin salgılar. Çünki beyinlerinin adrenaline ihtiyacı vardır.

Günlük yaşantımızda kullandığımız pek çok maddenin beyni uyarıcı ve hassas olan bölgeleri geçici süre düzeltici etkileri vardır. Çay (tein), kahve (kafein), kola (X maddesi), sigara (nikotin), alkol (etil alkol). Ayrıca sodalı içecekler, esrar, amfetamin, eroin. Neden bazı insanların çok çay ve kahve içtikleri daha iyi anlaşılıyor değil mi ? Bir de yanında keyif sigarası. Her teneffüste kola ya da gazoz içen çocuklar.

Sizi kızdıran çocuklarınıza, size dertlenen insanlara, her yemeğin yanında kola içmek isteyenlere, sinirlenip davranışlarını değiştiren insanlara ve sigara içinlere kesinlikle taviz vermeyiniz. Çünkü bu insanlar beyinlerindeki hassasiyetleri geçici olarak düzeltebilmek adına bu yanlış davranış modelini öğrenmişler. Onların beyinleri doğru davranış modelini geliştirip kötü alışkanlık ve davranışlardan kurtulabilirler. Eğer bu insanlar sizin için önemli ise taviz vermeyiniz.

Çocuğunuz sizi kızdıracak davranışları inadına yapıyorsa sakın kızmayın. Önce ilgisiz davranın. Onlara kızmayacağınızı, sizi kızdıramayacaklarını gösterin. Birkaç denemeden sonra hem siz kızmaktan kurtulacaksınız hem de onların beyinleri yanlış davranış modelini uygulamayı bırakacak. Daha sonra da kızmak yerine her zaman sakince ama ciddi bir biçimde doğrusunu anlatın.

Beyinde neden duyarlılık gelişiyor ?

Anne-babadan alınan genetik özellikler beyinlerimizdeki hassasiyet derecesini belirler. Doğum esnasında olan zorluklar, doğum sonrası uzamış sarılık, anne sütü almamak, beyni etkileyen çocukluk dönemi ateşli hastalıklar, kafa darbeleri, beyne kan akışını durduran hastalıklar ve büyük ameliyatlar beyin hassasiyetlerini ortaya çıkartır ya da artırırlar.

Beyin duyarlılığının ne zararı var ?

Adı üstünde aslında. Beyni normalden daha hassas hale getiriyor. En büyük duyarlılık arttırıcı neden ise; stres ve üzüntüler. Başında sinirsel sözü olan tüm şikayetlerin nedeni beyin hassasiyetidir. Sinirsel tansiyon, sinirsel başağrısı, sinirsel mide ağrısı vb…

Bir örnek: Aynı yaş, kilo ve boyda 3 erkek. Her üçününde eşit özellikle beyin hassasiyeti var. Biri mutlu, diğeri normal, sonuncusu ise stresli. Her üçü de yerden ağır bir eşya kaldırıyor. Mutlu olanda bir sorun yok. Normal olanın hafifçe beli ağrıyor, bir süre sonra geçiyor. Stresli olanın beli ağrıyor ve tutuluyor. 5 gün istirahatle geçiyor. İşte stresin etkisi budur. Beyin hassasiyeti stresle artar. Vücuttaki tüm kasları beyin çalıştırır. Bel çevresindeki kaslar beyin hassasiyeti ve stres ile beyin tarafından iyi kontrolü bozulur. Bu nedenle ağır eşya kaldırırken bel kasları her zamanki gibi kasılır ama beyin kötü yönetim gösterdiğinden kasılma şiddeti artmış ve gevşeme sorunu olmuştur.

İyi çalışan, hassasiyeti olmayan beyin stres altında şikayet çıkarmaz. Hassasiyeti olan beyin stres altında çalışması bozulur ve sonucunda vücudu, davranış ve düşünceleri iyi kontrol edemez. Migren ve diğer başağrıları, depresyon, kulak çınlaması, sinirlilik hali, takıntı hastalığı, kişilik bozuklukları, madde ve alkol bağımlılığı, ellerde titremeler, başdönmesi, boyun, sırt ve bel ağrıları, yaygın vücut ağrıları, uzun süreli kabızlık, mide ağrıları ve hazım sorunları, nedeni bulunamayan görme, işitme vb..ile ilgili şikayetler, sinirsel olarak nitelenen şikayetlerin nedeni beyinde yer alan hassasiyetlerdir.

Beyin dilini iyi okumak hekimlerin görevidir. Hastalar öncelikle kişi olarak değerlendirilmeli, kol, bacak, kalp, mide olarak görülmemelidirler. Tıp fakültesi 1. sınıf deontoloji dersinin ilk konusu “hastalık yoktur, hasta vardır” sözü hekimler tarafından unutulmamalıdır. Her hastanın şikayeti kendine özgüdür ve sadece o hasta ile ilgilidir. Tıpta genelleme yapmak ve peşin hükümlü olmaktan kaçınılmalıdır. Beyin dilini okumadan, bedenimizin patronu beynin ne dediğini gözardı ederek doğrudan şikayet ile ilgilenmek herzaman doğru teşhis ve tedavi getirmeyecektir.

Beyin duyarlılığı nasıl belirlenir ?

Beyin duyarlılığı, beyin çalışma yöntemini gösteren tetkiklerle belirlenir.

1.QEEG (beyin haritalama yöntemi): Doğrudan beyin çalışması hakkında bilgi verir. Klasik EEG kayıtlamasında olduğu gibi yapılan çekim, daha fazla beceri ve emek gerektirir. Düşük elektrik akımı ile oluşan beyin aktivitesi kaydedilerek bir bilgisayar programı ile analiz edilir. Sonuçlar, programın veribankasında yeralan normal kişilerin analizleriyle karşılaştırılır. Normalden ne kadar sapma olduğu, beynin hangi bölgelerinin çalışmasında hassasiyet gerçekleştiği saptanır. Ayrıca çocuklarda öğrenme zorluğu düzeyi, IQ (zeka testi) ve kafa travması hassasiyet düzeyi rapor edilir. Bulgular tedavi takibi açısından da önemlidir.

2. SPECT, PET, fMRI: ABD’nde bir çok eyaletlere yayılan bir psikiyatri klinikler zincirinde SPECT görüntüleme yöntemi ve QEEG rutin hale gelmiştir. SPECT, PET ve fonksiyonel MRI ile bozuklular, beynin kanlanma özellikleri kullanılarak görüntülenir. Çekimden önce verilen kontrast madde beyinde hassas olan bölgelerde birikir. Adı geçen hastalıklarda artmış ya da azalmış beyin çalışma hassasiyetleri gözlenmekte ve tedavi etkinliği takibinde kullanılmaktadır.

Beyin duyarlılığı nasıl tedavi edilir ?

Nöroterapi: 20 yıl kadar önce ABD’nde başlayan yöntem bugün özellikle batılı ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaşantımız boyunca elde edilen deneyimler beynin öğrenme gücü ile ilişkilidir. Bu güç beyinden kaynaklanan hastalıkları tedavi etmede kullanılabilir. İlaçların kimyasal olarak gösterdikleri etkiyi nöroterapi öğrenme yoluyla elde etmeye çalışır. Etkilerini ilaçlarda olduğu gibi hücre geçiş bölgelerine kimyasal olarak değil, direkt artan ya da azalan akım üzerine gösterir.

Öncelikle beyin elektriksel aktivitesi ölçülerek hassasiyet olan bölgeler belirlenir. Bunun için QEEG ile beyin haritası çıkartılır. QEEG sonucu bize beynin hangi bölgelerinde nöroterapi uygulanacağını gösterir. Tesbit edilen bölgelere elektrot bağlanır. Diğer ucu nöroterapi aletine bağlıdır. Alet monitöründe seçilen bölgenin özellikleri kişiye gösterilir. Normalde olması gereken akım özelliği de gösterilir. Akım özellikleri normale yaklaştıkça çıkan ses beyne başarılı olduğu mesajı verir. Seanslarla belirlenen hedefe ulaşılmaya çalışılır. Bir bölge için 4-12 seans uygulanır. Her seans 30 dk. sürer. Bu süre sonunda beyin çalışma özellikleri istenen düzeye getirildiğinde ilgili bölgeye ait şikayetlerde düzelme olduğu görülür. Nöroterapide dışarıdan akım ya da uyaran verilmez.

QEEG rehberliğinde uygulanan nöroterapinin hiçbir yan etkisi yoktur. QEEG olmadan doğrudan uygulanan nöroterapilerde hem başarı şansı azalır hemde yan etkiler görülebilir.

Nöroterapinin etkili olduğu durumlar:

Çocuklar için; dikkat eksikliği, öğrenme zorluğu, sınav stresi (anksiyete), okul başarısını arttırmak için, hafif zeka geriliği

Yetişkinler için; aşırı sinirlilik hali (anksiyete), başağrısı, başdönmesi, unutkanlık, uzun süreli vucut ağrıları, psikiyatrik sorunlar (özellikle ilaç tedavisi ile geçmeyen ya da ilaç kullanmak istenmeyen durumlar için): depresyon, kişilik değişiklikleri, madde bağımlılığı, takıntı hastalığı (OKB), panik atak, fobi ve korkular.

Nörolojik sorunlar; migren, sara hastalığı (epilepsi), bunama (alzheimer) ve parkinson hastalığı erken dönemi, hafif felçler, tik bozuklukları, kulak çınlaması, huzursuz bacak sendromu, kronik yorgunluk sendromu.

Sporcular ve sanatçılar için; performans arttırma; Herhangi bir yakınması olmayan ancak işinde daha iyi performans isteyenler için nöroterapi performans arttırmada kullanılır. Yurt dışında özellikle sporcu ve creative sanatçılar ilgi göstermektedir. Japon işadamları, 2006 dünya şampiyonası öncesi İtalya milli futbol takımı, Amerika BD’nde basketbol oyuncuları ve ingiliz klasik müzik sanatçıları örnek verilebilir.

Nöroterapinin ilaç tedavisinden üstün tarafı, yan etkisinin olmaması, bozuklukları lokal olarak düzeltebilmesi ve ilaç tedavisinden çok daha fazla kalıcı etki yaratmasıdır. Ayrıca ilaçların tedavi edemediği durumlarda da etkili olması nöroterapinin önemli bir üstünlüğüdür. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı bazı durumlarda da nöroterapi destek tedavisi olarak uygulanabilir.

Sonuçta tedavi yöntemi ne olursa olsun amaç en iyi şifa düzeyine ulaşmak olmalıdır.

Uluslararası nöroterapi derneğinin internet site adresi http://www.isnr.org, Türkçe nöroterapi sitesi http://www.noroterapi.com adreslerinden ayrıntılı bilgi ve referanslara ulaşılabilir.

Dr Güçlü ILDIZ



kaynak-maksimum
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 16 Eyl 2007, 22:29

Unutkanlık

Unutmamak için öncelikle yapılan işe dikkatimizi vermek gerekir. Kısa süreli işleyen ve bir kaç dakika için aklımızda tutulması gereken bilgiler, beyin ön bölgesinin çalışmasıyla şekillenir. O an aklımızda başka bir düşünce yok ise, dikkatimizi verebiliyorsak, kısacası beyin ön bölgesini meşgul eden başka bir olay yok ise, kısa süreli hafıza iyi işleyecek ve kısa süreli bilgiler kullanılıp unutulacaktır. Okurken bir kaç satır önceyi hatırlayabilme, sayı sayma ve matematik işlemleri yapma, 2 dakika öncesi olayı akılda tutup bir sonraki olay için kullanabilme kısa süreli hafızaya verilebilecek örneklerdir.

Beyin ön bölgesini etkileyen durumlarda kısa süreli hafıza da sorunlar ortaya çıkar. Depresyon, yetişkin tipi dikkat eksikliği, geçirilmiş hafif ya da şiddetli kafa travması, uykusuzluk gibi durumlar kısa süreli hafızanın işlemesini etkileyebilecek durumlardır.

Orta süreli hafıza, daha uzun süreli akılda bulunması gereken konuların beyne kaydedilmesi gereken durumlarda işleyen bir yöntemdir. Beyin ön bölgesiyle birlikte diğer beyin bölgelerinin çalışmasıyla orta süreli hafıza şekillenir. 1 ay önce karşılaşılan kişiyi tanımak örnek olarak verilebilir. Beyni etkileyen pek çok durum orta süreli hafıza zayıflığına yolaçabilir.

Uzun süreli hafıza beynin önemli özelliklerinden biridir. Çünkü yaşanan olaylar, kazanılan deneyimler sonraki duygu, düşünce ve davranışlarımıza yön vereceği için, bu tip hafızanın kaydı kişilik gelişimi açısında da çok önemlidir. Beynin şakak (temporal) bölgeleri uzun süreli hafızanın kaydedildiği bölgelerdir. Hafızanın kaydı nedeniyle beynin hücre üretiminin hayat boyu sürdüğü bölgelerdir. Bir karar aşamasında iken duygu, düşünce ve davranışlarımızı belirlenmesinde ilk görev yeri beyin ön bölgesidir. Beynin diğer bölgeleriyle de sürekli ilişki halinde olan bu bölümü, temporal-şakak bölgelerinden hafıza bilgilerini de alarak sonucu belirler.

Sonuç olarak, öğrenmek ve öğrenilen bilgilerin, davranışların, deneyimlerin unutulmaması için öncelikle iyi çalışan bir beyin ön bölgesine ihtiyaç vardır. Beslenme tarzı, hafif kafa darbeleri, beyni etkileyen hastalıklar, beyin ön bölgesinin kendi bozuklukları unutkanlığın önemli nedenleridir.

Tatlı ve hamur işi gıdalardan uzak duran, sebze, meyve, protein ve dengeli yağ içeriğiyle beslenen, düzenli spor yapan, kafa darbelerine karşı kendini koruyan insanlar, beyin ön bölgelerini de koruyup iyi çalışmasını sağlayarak unutkanlıktan korunabilirler.

Dr Güçlü Ildız
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen Ati10 » 17 Eyl 2007, 09:12

bu değerli bilgiler için teşekkürler esengül :gul:
son bölümdeki önerileri uygulamak zor değil aslında ama ben zaten unutkanım :D
Ati10
Admin
Admin
 
Mesajlar: 3917
Kayıt: 12 Eki 2006, 01:48

Mesajgönderen esengül » 23 Eyl 2007, 16:17

rica ederim patronum... :)

Hafif kafa darbeleri
Günlük yaşantımızda da çoğu kez başımıza gelen bu olay, o an oluşan hafif şaşkınlık, sersemlik hissi, baş dönmesi ile 1 dakika kadar sürüp geçiyor ve bir daha aklımıza bile gelmiyor. Özellikle başın ön ve yan bölümlerinin duyarlı olduğu ılımlı kafa darbeleri sonrası, kimi bilim adamlarına göre 2-3 ay, kimilerine göre yıllar sonra yakınmalar ortaya çıkabiliyor. Yakınmaları maddeler halinde sıralayalım;

Yeni çıkan nesne, oyun vb..kullanımını öğrenmede zorluk
Çalışma düzeninin bozulması
İşleri gerektiğinden çok daha uzun sürelerde bitirmek
Sinirli ve sabırsız tepkiler vermek
Konuşurken ya da yazarken sözcük bulmada zorluk
Ses ve ışığa duyarlı olmak
Dikkat dağınıklığı
Ne söyleyeceğini unutmak
Kısa süreli hafıza bozukluğu (şimdi buradaydı nereye gitti)
Daha unutkan olmak
Baş ağrıları
Sabırsızlık, gereksiz risklere girme, sosyal hayatta değişim.
Kolay yorulma
Vücut ağrıları, uyku bozuklukları.
Baş dönmesi, titremeler, el ve ayaklarda soğukluk.
Hoşgörüde azalma.
Okumada zorluk.
İnsanları anlama da zorluk.
Sağ, sol, yön bulmada zorluk.
Hareketlilik, el, kol ve bacakların hareketliliğinde artış.
Bir işi bitirmeden diğerine atlamak.
Cinsel isteksizlik.
Matematik işlemleri yapmada zorlanma.
Sara nöbetlerinin başlaması.
Görme, işitme, tatma duyularında zayıflık.
Duygusal dengesizliklerin olması; Korma, kabuslar görme, isteksizlik.
Bu gibi yakınmalar yeni yeni ortaya çıkıyor ise mutlaka geçmişte oluşan hafif kafa darbeleri göz önünde bulundurulmalıdır. Yukardaki yakınmalar nedeniyle tanı konmada ve nedenini bulmada zorluklar yaşanmakta, tedavilerden fayda göremeyen hastalar değişik doktor ve hastane arayışlarına girmektedirler. Bu duruma düşmenin nedeni, hafif kafa darbelerinin ciddiye alınmaması ve kullanılan tanı yöntemlerinin (MR, tomografi) darbe sonrası gelişen beyin duyarlılığını gösterememeleridir. Son yıllarda kullanımı dünyada giderek artan beyin haritalama yöntemi (QEEG) ile kafa darbeleri sonrası gelişen beyin duyarlılığı ölçülebilmektedir.

Dünyada kullanımı son yıllarda gittikçe artan nöroterapi yöntemi, beyin haritası ile saptanan bozuklukların tedavisinde başarı sağlamaktadır. Brain training, neurofeedback adıyla da anılan nöroterapi, beynin öğrenme özelliğini kullanarak etkili olur. Referans bilgilerine http://www.isnr.org/information/mtbi.cfm adlı uluslararası nöroterapi örgütünün internet sitesinden ulaşabilinir.

Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 05 Eki 2007, 14:42

Beyninizdeki 10 Büyük Sır!
Kafamızda taşıdığımız 1 kilo 350 gramlık koca bir labirent. Her gün tepemizde ve bizi o yönetiyor. Bazen duygusal, bazen sinirli; kimi zaman manik, kimi zaman depresif. En güzel duyguların da, şeytani emellerin de planlayıcısı o... Sırlarla dolu, kapalı ve karanlık bir kutu gibidir beynimiz.
İşte beynin çözülemeyen 10 sırrı:

1. Bilgi nöronlarda nasıl kodlanıyor?
Beynin en karışık işlemlerinden bir tanesi, bilginin kodlanması. Bu süreçte beyindeki nöronlar, yani sinir hücreleri, zarlarının dışında elektrik akımı oluşturuyor. Bu elektrik akımları, ‘akson’ adı verilen uzantılara ulaşarak, onlar vasıtasıyla gerekli olan kimyasal sinyallerin açığa çıkmasını sağlıyor. Bu akımlar sayesinde dünyayla, çevremizde olup bitenle ilgili bilgiler beynimize aktarılıyor. “Ne görüyorum?”, “Aç mıyım?”, “Hangi sokağa sapayım?” gibi sorulara yanıt işte böyle bulunuyor.

2. Anılar beyinde nasıl saklanıyor ve nasıl tekrar hatırlanıyor?
Bir kişinin ismi gibi, yeni bir şey öğrendiğinizde beynin yapısında birtakım fiziksel değişiklikler meydana geliyor. Ancak bu değişikliklerin hâlâ ne tür değişiklikler olduğunu, nerelerde meydana geldiğini, bilginin nasıl depolandığını ya da yıllar sonra tekrar hatırlanarak tekrar nasıl gündeme getirildiğini anlayamıyoruz.
Beyinde çeşit çeşit hatıralar var. Ancak beyin, ‘kısa dönem anılarla’ (yeni öğrenilen bir telefon numarasını hatırlamak gibi), ‘uzun dönem anıları’ (geçen yıl doğum gününüzde yaptıklarınız gibi) birbirinden bir şekilde ayırıyor. Beyin travması ya da beynin zarar görmesi ise bu yetenekleri bozabiliyor.

3. Beyin, geleceği nasıl öngörüyor?
Çoğu zaman gelecekle ilgili birtakım planlarımız ve öngörülerimiz olur. Geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünürüz. Beynimizde, gelecekle ilgili bir şekil vardır. Ancak beynin bu ‘gelecek simülasyonunu’ nasıl yaptığı henüz anlaşılmış değil. Beyin, dünyayla ilgili öngörülerde nasıl bulunabiliyor? Bilim adamları hâlâ bunun yanıtını arıyor.

4. ‘Duygu’ ne demek?
Beyin, sadece bilgi biriktiren bir organ değil; aynı zamanda duygu, motivasyon, korku ve umutları barındıran bir organ. Bütün bunlar bilinçaltında olan şeyler aslında...
Örneğin beynin duygularla ilgili bölümü sinirli yüzlere, o yüzleri görmeden de tepki verebiliyor. Kültürler arasında da temel duyguların dışa vurulması, aslında birbirine benziyor. Hatta Darwin’in de gözlemlediği gibi, temel duyguların ifade edilmesi bütün memelilerde benzer.
Bilim adamları, insanların fiziksel tepkilerinin sürüngenlerin ve kuşların tepkilerine çok ciddi bir şekilde benzediğine dikkat çekiyorlar.

5. Zekâ nedir?
Zekâ farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Ancak ‘biyolojik’ açıdan zekânın ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. Milyarlarca nöron, bilgiyi ‘harekete geçirmek’ için nasıl birlikte çalışıyor? Gereksiz bilgi beyinden nasıl siliniyor? İki kavram ‘birbirine uyunca’ ve böylece bir soruna çözüm bulduğunuzda, beyinde neler oluyor? Zeki insanlar bilgiyi beyinlerinde ‘hatırlaması kolay’, ayrı bir bölgede mi muhafaza ediyorlar?
Beyin fonksiyonlarının temel işleyişiyle ve nöronlar arasındaki bağlantılarla ilgili, bilim adamlarının elinde hâlâ çok az bilgi var. Ancak zekânın, beynin tek bir alanıyla değil, pek çok bölgesiyle ilgili olduğu üzerinde duruluyor. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı hâlâ araştırılıyor.

6. Beyin, ‘zamanı’ nasıl algılıyor?
Alkışladığınızda ya da parmağınızı ‘şıklattığınızda’ sesi mi daha önce duyarsınız, hareketi mi daha önce görürsünüz?
Her ne kadar duyma yeteneği, görme yeteneğinden daha hızlı çalışsa da, parmakların görüntüsüyle, çıkarılan ses aynı anda gerçekleşiyormuş hissi doğuyor. Yani beyin pek çok olayın aynı anda gerçekleştiği ‘hissi’ yaratarak aslında bizi ‘kandırıyor’. Beynin zamanla ‘oynadığını’ aslında çok kolay anlayabilirsiniz.
Aynanın karşısında sol gözünüze bakın. Daha sonra bakışınızı sağ gözünüze kaydırın. Gözlerinizi diğer tarafa çevirmek bir zaman alıyor elbette. Ancak siz gözlerinizin hareket ettiğini görmüyorsunuz. Gözlerinizi kırpıştırdığınızda da aslında gözleriniz çok kısa süreliğine de olsa karanlıkta kalıyor. Ancak bu karanlığı da görmüyorsunuz.

7. Nasıl uyuyor ve rüya görüyoruz?
Zamanımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Araştırmalara göre, az uyumak sinir sisteminde bozukluğa yol açıyor. Canlılar uyuduklarında beynin bir bölümü de uyuyor, ama uykunun mekanizması, işleyişi hâlâ bilinmiyor. Uykuda nöronların aşırı derecede hareket halinde oldukları biliniyor.
Ayrıca önemli bir sorunu çözmeden önce uyumanın, o sorunu çözebilmek açısından yararlı olduğu da düşünülüyor. Düzenli uykunun, öğrenme kapasitesini de artırdığı söyleniyor. Özetle, uyku sayesinde beyin bir şekilde gerekli bilgileri depoluyor, gereksizleri ise ekarte edebiliyor.

8. Beynin ayrı ayrı olan sistemleri, birbirleriyle nasıl bütünleşiyor?
Gözle bakıldığında, aslında beynin her bölgesi aynı görünüyor. Ancak aktivitelerini, işlevlerini ölçtüğümüzde, her nöron bölgesinde farklı bilgilerin kayıtlı olduğunu görüyoruz.
Örneğin görme yeteneğini ilgilendiren bölgenin içindeki alanlarda hareketler, yüzler, köşeler ve renklerle ilgili çeşit çeşit bilgiler bulunuyor. Yetişkin bir insanın beynini, çeşitli ülkelerin bulunduğu bir dünya haritasına benzetebiliriz. Beynin içinde koku, açlık, acı, hedef koyma, sıcaklık, öngörü ve daha pek çok şeyle ilgili ‘beyin ağları’ var. Farklı işlevlerine rağmen bu sistemler birbirleriyle bir şekilde bütünleşerek çok iyi bir işbirliğine giriyorlar.

9. ‘Bilinç’ nedir?
İlk öpücüğünüzü düşünün. Bu, hafızanızdan hiç çıkmaz. Peki bu hafıza, bu deneyimi yaşamadan, bu deneyimin bilincinde olmadan önce neredeydi?
Modern bilimde, ‘bilinç’ çözülememiş olan en önemli sırlardan biri. Bilinç, tek bir fenomen değil. Peki ne? Bilinç, beyindeki hangi sistemlerle ilgili? Bilim adamlarının bu konuda da hiçbir fikri yok...
Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, bilinç konusunda, büyük bir ihtimalle yine bir grup aktif nöron iletişim içinde. Bilincin altında yatan mekanizmanın moleküllerle ya da hücrelerle ilgili olabileceği üzerinde de duruluyor. Belki de mekanizma, bu sistemlerin etkileşimleriyle oluşuyor. Bilim adamları bu sıralar bilincin, beynin hangi bölgeleriyle ilgili olduğunu araştırıyorlar.

10. Bilgisayara karşı beyin
Beyindeki elektrik akımlarının hızının, bilgisayarlardaki sinyal hızından 100 milyon kat daha fazla olduğunu biliyor muydunuz?
Bir insan, arkadaşını hemen tanırken, bir bilgisayarın bir yüzü tanıması genellikle çok zor oluyor. Beynin pek çok işlemi aynı anda yaptığını söyleyen bilim adamları, beynin bütün bölgelerinden gelen bilgilerin tek bir bölgede birleşmediğini, ancak bu farklı bölgelerin kendi aralarında güzel bir ‘işbirliğine’ girdiklerini ve bir ağ, yani ‘network’ oluşturduklarını belirtiyorlar. Bizim de dünyaya olan bakış açımız işte bu karmaşık network sayesinde oluşuyor.

kaynak-imedya.com
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 08 Eki 2007, 20:00

Nöroloji ve psikiyatride yeni bir yöntem: Nöroterapi
Tüm vücudun çalışmasını sağlayan ve kontrol eden beyindir. Bu işi, vücuda dağılan sinir sistemi ile yapar. Eğer beyinde bir hassasiyet varsa vücudun çalışması da bozulacaktır.

Örneğin sindirim sistemi hastalıkları: Mideniz ağrıyor. Çünkü midenizi çalıştıran sinir sistemi beyinden doğru emirleri alamadığı için mideniz de yanlış çalışıyor. Bunun sonucu mide aşırı asit üretiyor. Ayrıca mide içinde koruyucu mukus tabakasıda bu yanlış çalışma sonucu zayıflıyor. Sonuç; Ülser ya da gastrit.

30 yaşında bir hanım. Birden düzenli gördüğü regl kesiliyor. Erken menapoz teşhisi konuyor. Nedeni, regl olmasını sağlayan FSH ve LH hormonları hipofiz bezinden salınmıyor. Hipofiz bezi beyinde.

20 yıldır kabızlık yakınması olan hastamızın bu şikayetinin nedeni bağırsak tembelliği. Bağırsakların çalışmasını sağlayan beynin kontrolündeki sinir sistemi.

Yıllardır kulak çınlaması var. Bir çok doktor birçok neden söylemiş. Çaresini bulamamış. Kulak işitme organıdır ancak asıl duyan beyindir. Beyinde yer alan işitme merkezinde hassasiyet var ise…

Beyin duyarlılığı nedenleri

1. Genetik: Genlerimizde olacak hastalıkların kaderi yazılı olabilir. Beyin, genetik özellikleri gözeterek çalışır.
2. Doğum: Zor doğum, boyuna kordon dalanması vb.. nedenlerle beynin doğum anında bir sürelik oksijensiz kalması.
3. Beyni etkileyen bir hastalık geçirilmesi
4. Kafa darbesi: Kafaya alınan darbenin beyni ne şekilde etkileyeceği olasılıkla genetik kotrol altındadır. Darbe yeri ve biçimi önemlidir.
5. Anestezi: Operasyon için kullanılan anestezik ilaçlar beyni direkt etkilerler.

Beyin hassasiyeti yıllar içinde herhangi bir etkene bağlı olmaksızın ortaya çıkabilir ya da beyin fonksiyonlarını etkileyen olaylar hassasiyeti artırıp yakınmaları ortaya çıkartabilir.

Örnegin: 30 yaşında, ailesinde şeker hastalığı olan kişi geçirdiği üzücü olaylar karşısında beyin hassasiyetinin artması sonucu kan şekeri yükselebilir. Üzücü olayı yaşamamış olsa belki de şeker hastalığı 50 yaşından sonra ortaya çıkacaktı.

Yerden ağır bir eşyayı kaldırıyorsunuz. O an belinizde bir ağrı oluşabilir. Bir süre sonra kendiliğinden geçecektir. Ama stres altında yerden o ağır eşyayı kaldırırken bel ağrısı başlarsa geçmesi biraz zaman alacaktır. Çok daha önemlisi, beyin bu olayı hafızasında yanlış bir biçimde kaydedecek ve her strese girdiğinde bel ağrısı olacaktır. Benzer örnekler kol, sırt, boyun vb.. içinde verilebilir.

Gene benzer biçimde stres altında yüksek sesin rahatsız etmesi sonucu ortaya çıkan kulak çınlaması her stres anında yeniden ortaya çıkacak ve bu durum tekrar ettiğinde çınlama, bir daha hiç geçmemek üzere kalıcı hale gelebilecektir. Nedeni işitme merkezinde önceden yeralan hassasiyetin stresle ve yüksek sesle alevlenmesidir.
Sonuçta stres, üzüntü, sıkıntılar sinirsel denilen rahatsızlıklara neden olabilmesi için mutlaka beyinde bir hassasiyetin daha önceden varolması gerekir.

Migren için, çocuklarda dikkat eksikliği için, panik atak için nörologların ve psikiyatristlerin ilaç verme dışında yapabilecekleri bir şeyler olması gerekir. Çünkü bu hastalıklar ilaç ile geçmezler. İlaçlar sadece şikayeti hafifletir, hastalığı değil.

Bu hastaların MR ya da tomografi gibi görüntüleme yöntem tetkikleri normaldir. Hastalık ya da hassasiyet görünmüyor çünkü bozuk olan beynin yapısı değil, çalışmasıdır. Beyin çalışmasını gösteren tetkik EEG’dir. Ancak klasik-rutin EEG bulguları da birkaç özellik dışında pek verimli değildir. Beyin çalışma bozukluğu nöroterapiye rehberlik eden QEEG ile gösterilebilir.

QEEG’de beyin çalışmasını gösteren beyin dalgalarının analizi yapılır ve sonuçlar aynı yaştaki sağlıklı ve hasta kişilerle karşılaştırılır. Nöroterapi ile QEEG’de görülen anormal beyin aktivitesi (beyindeki hassasiyet) normal hale getirilmeye çalışılır.

Hastalık ya da beyin hassasiyet sonucu beyin elektrik akımında dengesizlikler ortaya çıkar. Akım hızı artmış ya da azalmıştır. İlaçlar beyinde sinaptik aralık denen, bir beyin hücresinden diğerine elektrik akımının (bilginin) geçişini sağlayan, bölgeyi etkilerler. Akım gücü fazla ise azaltır, az ise artırırlar. İlacın etkisi ortadan kalktığında akım bozukluğu eski halini alır.

Nöroterapide QEEG ile bozukluğu belirlenen kafa bölgesine 1 ya da 2 adet elektrot bağlanarak monitör yardımıyla kişiye bozuk olan akım gücü gösterilir. Olması gereken, normal olan akım gücü de gösterilir. Her insan kendi beyin çalışmasını yönlendirebilir. Bu yöntem ona hangi durumda beyninin normal çalıştığını göstermek ve kendi beynine normali öğretmesini sağlamaktır. Beyin çalışması normale yaklaştığında çıkan ses beyine pozitif feedback verecek, beyin telkin edilecektir. 30 dakika süren 4-12 seans sonunda beynin o bölgesinin normal çalışmayı öğrendiği ve bir daha unutmadığı görülecektir. Nöroterapinin yan etkisi yoktur. Yapılan bilimsel araştırmalar dünya çapında başarı oranını %70’in üzerinde bulmuştur.



Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 29 Eki 2007, 22:58

Biz neden böyleyiz? Nasıl adam oluruz?
Avrupa'ya gittiğinizde tepkili, sabırsız bir toplum olduğumuzu anlayabilirsiniz. Bu yazının sonunda da neden kimi konularda başarısız bir ülke olduğumuzu anlayabiliriz belki.

İnsan duygu, düşünce ve davranış çeşitliliğini belirleyen beyin ön bölgesidir. Dr Yankı Yazgan beynin CEO'su diyor. Ben de beynin beyni demiştim bir yazımda.

Herhangi bir işi başlayıp bitirebilmek için öncelikle dikkati vermek ve sürdürebilmek gerekli. Bir de sabırlı olmak. Her iki özellik ilgiyle beslenir ve beyin ön bölgesinin temel görevlerinden biridir. Örnegin, okuyabilmek için gereklidirler. Beyin ön bölgesi duyarlı insanlar sabırsız ve dikkat eksikliği nedeniyle okumazlar. Bir diğer özellik sorumluluktur ki bu da beyin ön bölgesinin işidir. Banka ile yapılan kredi kartı sözleşmesini kim okudu acaba? Hemen söyleyelim. Takıntılı olan insanlar. Beyin ön bölgesinin tam ortasında yer alan bir bölgenin aşırı çalışması sonucu dikkati dağıtmakta zorluk olur. Yani dikkat eksikliğinin tam tersi. Sonuç olarak beyni normal çalışan bir insan imza atmadan önce, sorumluluğu, gelecekle ilgili öngörüsü olduğu ve sabırla dikkatini verebileceği için o sözleşmeyi okur. Beyin ön bölge duyarlılığı dikkat eksikliği yönünde olanlar şöyle üstünkörü bakar ve geçerler. Takıntılı olanlar okur gibi görünür ama anlamsız bir sürü sorularla görevliyi canından bezdirir.

Çocuğu yanında iken kaldırım kenarına uygunsuz bir biçimde park eden aracın sürücüsü, kendisini uyaran esnafa "İşim 5 dakika hemen gelirim" der. 5 dakikalık işini yarım saatte hallederek aracın başına gelir ve aracı çekmekte olan görevlilerle tartışmaya girer. Buradan sonra yol ikiye ayrılır. 1. Tüm arsızlık özelliklerini başarılı biçimde sergileyerek çocuğuyla birlikte yoluna gider. 2. Aracı görevliler tarafından otoparka götürülür. Sonraki 3 saatini aracı tekrar alabilmek için harcar. Bu süreyi aşırı sinirli, tepkili, sabırsız tavırlarla geçirir. Cezayı ödemiş, oğlu ile birlikte tekrar yola koyulmuştur. Ama kaybettiği zaman, yaşadığı stres etkisiyle sinirli, sabırsız ve aşırı tepkili hali bir süre daha sürer. Yolda gereksiz korna çalar, küfreder, emniyet şeridini ihlal eder. Günü berbat olmuştur. İşlerinde yanlış kararlar verebilir. İş arkadaşlarıyla, patronuyla kavga edebilir. Akşam eve yorgun döner. Eşiyle de kavga ederek günün finalini yapar.

İlla ki bu duruma gelmesi için aracının çekilmesi gibi bir mazeret gerekmiyor. Kıvılcımı başka bir olay da başlatabilir. Sabah uyandığında "Yav kadın binlerce kez söyledik şunu söyle yapma diye" sözleri yeterlidir kıvılcım oluşturmak için. Zaten hazırlıklıdır çabuk sinirlenmeye.

1. duruma geri dönelim. Aracını otoparka çekilmekten kurtardı. Arsızlık galip geldi. Demek ki böyle olunmalı. Altta kalmamalı. Eğer karşılık vermezsen, aracının çekilmesine müsade edersen bak neler oluyor. O halde bu bana ders olsun. Bundan sonra hep "hakkımı" sonuna kadar arayayım.

Bir de 3. madde var. Aracın başına geldiğinde görevli yok ve aracı çekilmiyor. "Oh be, bu gün de otopark mafyasına para kaptırmadım, demek ki kurallara uymayınca oluyor bu işler. Kurallar bozuk düzen üzerine kurulmuş zaten, neden o düzene pirim vereyim"

Araç sahibi toplum kurallarına saygılı olsa tüm bu olasılıklar da olmayacaktı. Saygısız insanın beyin ön bölge duyarlılığı vardır. Hatırlayın bir kadın başbakanımızı. Kaldırıma park ettiği için ceza ödemişti. Hem de Newyork'ta. Adının önünde Prof.Dr ünvanı olan bir kişi. Topluma liderlik etmiş biri.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, medeni-gelişmiş olmanın okul okumakla bir ilgisi yok. Medeni olmak için beynimize öğretim değil eğitim gerekir. Oysa bugün okullarda çocuklar öncelikle verilen bilgi yani öğretimdir. Nasıl saygılı, başarılı, iyi insan olmak gerektiğinden öte nasıl doktor, mühendis, kaymakam olunacağı öğretilir. İnsan sağlığına saygısı olmayan doktorlar, sorumsuz inşaat mühendisleri, insiyatifi olmayan kaymakamlar bu yüzden bizdedir.

Neden?

Beyin ön bölgenin çalışmasında duyarlılık olması.

Neden beyin ön bölgesi duyarlı?

1. Kalıtım ya da tıbbi kader: Nasıl elimiz, kolumuz ana, baba, ataya benziyor ise beyin çalışma özellikleri de öyle. Olaya kişi değil de toplum olarak baktığımızda, geçmişin irdelenmesiye ilgili olarak Emre Kongar'a ihtiyaç olacaktır.

2. Eğitim ve yetişme tarzı: Yukarıda örneklerden birini yaşayan çocuk babasından arsızlığı, sorumsuzluğu, bencilliği öğrenerek beynini o şekilde eğitecektir. Yaşayarak öğrenilen olay ve durumlar beyindeki hafıza merkezine kaydetmeyle, gerek olduğunda hatırlayıp duygu, düşünce ve davranışlarına yansıtma olayı, beynin ve insan hayatının temel özelliklerinden birini oluşturur. Daha bebek iken bellek dolmaya başlar. Beynin çalışma özellikleri açısından en son gelişmesini tamamlayan bölgesi, beyin ön bölgesidir. Bu durum 20'li yaşlara kadar sürer. Bu nedenle reşit olma yaşı 18'dir. (Bence en az 21 olmalı)

21 yaşından önce gençler "delikanlı"dır. Çünkü beyin ön bölge gelişmesi henüz tamamlanmadığından sabır, dikkat, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, duyguları ifade etme ve anlama, sağduyu, empati, karar verme, ayrıntılı düşünme gibi özellikleri tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle kızlar reşit olmadan önce evlenemezler. Bunun aksine davranış olsa olsa beyin ön bölgesi duyarlılığı olan babaların işidir. Akraba evliliğinden sakat doğum oranının arttığını bilmesine rağmen buna karar veren bir beyin, hatalardan ders çıkartamadığı, gelecekle ilgili öngörüsünün olmadığı gerekçesiyle, duyarlıdır.

"Konu-komşu, elalem ne der ?", "Ben oğlunu-kızını bilmem ne yaptırıyor dedirtmem" "Aman oğlum yüzümüzü kara çıkartma" Bunlarla büyüyen bir çocuk gelecekte de bu düşüncelerin esiri olacaktır. Düşünce jimnastiği ile örnekleri binlere ulaştırabiliriz. Sonuçta çocuklar ailenin ve toplumun aynasıdır. Beyin ön bölge gelişimi tamamlanmadığından dolayı çocuklardaki duygu, düşünce ve davranışların yaşına uygun olup olmadığı şeklinde değerlendirilir, yetişkinlerle kıyaslamaz.

Babada yetişkin tipi dikkat eksikliği olan çocuk (araba örneğinde olduğu gibi) gördüğü kötü örnekle gelişmekte olan beyin özellikleri etkilenecek, beynini eğittiği bir kötü özellik, diğer özelliklerin de etkilenmesine yol açabilecektir. Çünkü milyarlarca beyin hücresi multi milyarlarca ağ ile birbirlerine bağlıdır ve sürekli ilişki halindedir. Yangın çıkan bir bölgenin etkisi komşulara da sıçrayabilir. Sonuç itibariyle görülen hasar derecesi farklı olabilir. Örneğin çok sabırlıdır ama dikkati azdır. Kolay kolay sinirlenmez ama sinirlenince de öfkesini kontrol edemez. Beyin ön bölgesinin duyarlılıklarını grinin tonlarına benzetebiliriz. Her bir özelliğin tonları farklı olacaktır. Ton farklılıkları sonucu insan kişiliği çeşitlik gösterir. Beyin yapısını göz önüne alırsak, yer yüzünde yaşayan ve ölen tüm beyinlerin tek olduğunu söyleyebiliriz. Aynı yumurta ikizlerinde bile benzerlikleri en çok %99 olabilir.

Oysa fizyolojik çalışma özelliklerine bakıldığında hayvanlarla insan beyni aynı prensiple çalışır. Beynin tam ortasında yer alan talamus’a, vücuttan ve beynin diğer bölgelerinden gelen bilgiler, burada işlenerek beynin en üst bölümüne gönderilir. Beynin üst bölümünün görev dağılımları farklıdır. Bilgileri alan bölümler, kendi görevleri doğrultusunda alınan bilgileri uygularlar. Böylece vücudun dengeli ve eşgüdümlü çalışması sağlanır. Bir bölge yürümek için kol ve bacakları çalıştırırken diğer bir bölge aynı anda kalbin hızını bu tempoya göre ayarlar. Bu temel çalışma prensibi tüm canlılarda benzerlik gösterir.

Her canlının diğerlerinden ayrılan üstün özellikleri, beynin o özellikle ilgili bölgelerinin farklı yapısından ve çalışmasından kaynaklanır. İnsanı üstün kılan, beyin ön bölge özelliklerinin daha farklı olmasıdır. Diğer canlılardaki gelişimi insanlar kadar olmadığından, aynı tür içinde olan hayvanlar da farklılıklar gözlenmez. Aynı tür içindeki inekleri birbirlerinden ayıramazsınız. Zebra, zürafa, balıklar da öyle. Kişilikleri farklı olan milyarlarca insanın sahip olduğu bu özellik, beyin ön bölge farklılığından kaynaklanır. Saydığımız ve sayacağımız etkenler, grinin tonlarında farklılıklar yaratır. Bu nedenle Almanlar, Türklerden farklıdır.

Çocuklarda, dikkat eksikliği üzerine yapılan çalışmalarda Almanya da görülme oranı % 3,8, ABD'nde % 8, Birleşik Arap Emirliklerinde %14,9 bulunmuştur. Kozmopolit yapısıyla ABD'ni dünya ortalaması olarak alabiliriz. Bu değerler coğrafik farklılıklar sonucu kazanılan toplumsal özelliklerin yansıması olabileceği gibi diğer toplumsal dinamiklerin de önemli payı vardır. Almanlar çocuklarını disiplinli yetiştirirler. Kurallara bağlı olarak büyüyen çocukların beyin ön bölgelerinin daha sağlıklı olduğu değerlerden belli olmaktadır. Bu sonuçlarla zengin ya da fakir bir arap ülkesinin medeniyet yarışında Almanları geçmesini beklememek gerekir.

3. Anne karnında gelişen sorunlar bebeğin beynini etkileyebilir.

4. Doğum sorunları.

5. Çocukluk dönemi ateşli hastalıkları ve diğer beyni etkileyen durumlar.

6. Aşılar: Nadiren deli dana hastalığına yol açabilen aşıların beyni biraz da olsa etkileme riski yok mudur?

7. Kafa darbesi: 50 km sabit hızla giden aracın ön koltuğundan kemeri bağlı bir biçimde oturan kişi, aracın aniden durması ya da çarpıp durması sonucu bedeni duracak, kafası duracak ama beyni duramayıp kendi kafatası içine çarpacaktır. Dikkat edin, kafaya dışarıdan gelen bir darbe yok. Olay sonrası bir an şaşkınlık yaşanacak ve bir şey olmadığı sonucuna varılacak. Ya da hastaneye gidilip beyin tomografisi çekilecek ve kazanın ucuz atlatıldığı düşünülecek.

Ani fren ya da çarpma sonucu beyin ön bölgesi ve ardından beyin arka bölgesi, ivmeli hareketler sonucu, aldığı hasar nedeniyle duyarlılık gelişmesine neden olacaktır. Duyarlılık beyin çalışmasıyla ilgilidir. Bu nedenle tomografi ya da MRI da görülmez. Duyarlı olan beyin yaşanan günlük streslerin etkisiyle duyarlılığı daha da artacaktır.
3 ay içinde ya da daha sonraları başlayan isteksizlik, çabuk yorulma, iştah değişiklikleri, tembellik, dikkati verememe, baş dönmesi, baş ağrısı, bel, boyun, sırt ağrıları, aşırı sinirlilik-gerginlik hali belki de doktor doktor gezmeye, gereksiz tetkiklere neden olacak, strese stres katacaktır. Bu arada uygulanan gereksiz ilaç tedavileri, duyarlılığın daha da artmasına yol açabilecektir.

Burada 2 önemli konu var:

1. Kafa darbesi ya da diğer nedenlerden dolayı beyin duyarlı hale gelmiştir. Duyarlı çalışan beyin stresten daha kolay etkilenecektir. Stresin asıl etkisi duyarlı beyinler üzerinedir. Stres altında yakınma yaratmayan beyin iyi çalışan beyindir. Her strese giren insan da yakınma bu yüzden ortaya çıkmaz. Stresin etkisi hem stres şiddetine hem de beyin ön bölge duyarlılık derecesine göre değişir. Sinirsel ya da psikolojik olarak tabir edilen yakınmaların nedeni beyin duyarlılığıdır.

2. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda beyin ön bölgesinin diğer beyin bölgelerini yönettiği belirtilmiştir. Bu nedenle bu bölgenin duyarlı olması sonucu vücudun çalışmasını kontrol eden beyin merkezlerinin çalışması bozulacak, bir çok hastalığın gelişmesinde beyin ön bölge duyarlılığının önemli etkisi olacaktır.

Hipotalamus, beyin ortasında yer alan, vücudun çalışmasını kontrol eden yapıdır. Verdiği emirler hormonal ve sinirsel yollar aracılığıyla tüm bedene ulaşır. Talamus aracılığıyla vücuttan ve beyin ön bölgesinden gelen bilgiler doğrultusunda çalışmasına yön verir. Kalbi yavaşlatır ya da hızlandırır. Damar içinde yer alan kasları kasarak ve gevşeterek tansiyonu ayarlar. Karaciğer çalışmasını düzenler. Kadınların regl olmasını sağlar. Mide asit salınımını, bağırsak hareketliliğini kontrol eder. Solunum yollarını kasar, gevşetir. Mesane çalışmasını düzenler. Tiroid bezini kontrol eder. Yağ, kemik ve kas dokularının çalışmasını düzenler.

Hipotalamusun düzenli çalışmasıyla homestaz sağlanır. Çalışmasının bozulmasına allostaz denir. Hastalıkların temel nedeni ise allostatik yüklenmedir. Sonuç olarak beyin çalışması bozulan insanlar hasta olurlar. (kazalar, zehirlenmeler haricinde)

Vücudun patronu beyindir. Beyin gözardı edilerek hastalıkların düzeltilmesini sağlamak bu nedenle anlamsızdır. Günümüzde kullanılan ilaçlar ve diğer tedavi yöntemleri nedene değil sonuca yöneliktir. Tansiyon yüksekliğini, tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edemezsiniz. Kolesterol yüksekliği, guatr, astım, mide ülseri, regl düzensizlikleri, epilepsy, migren, dikkat eksikliği, depresyon, panik atak vb.. hastalıkların gerçek tedavisi, beyin duyarlılıklarını düzeltmekle mümkün olacaktır.

Beyinde yer alan duyarlılıkları az ya da çok düzeltebilen tüm yöntemler bu açıdan önemlidir. Ancak çok faydalı bir yöntem bile olsa, sektörel açıdan destek görmezse ve önünde bu yönteme engel büyük sektörler olursa, doktor ve hastalara ulaşımı engellenir.

ABD’de doğan ve son 30 yıldır yaygınlığı giderek artan nöroterapi yöntemiyle beyin duyarlılıkları önemli ölçüde tedavi edilebilmektedir. Nöroterapi aletiyle sağlanan tedavi, sermaye değil emek gerektirmesi nedeniyle gelişimi çok ağır bir biçimde gerçekleşmektedir.


Dr Güçlü Ildız
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 13 Kas 2007, 10:37

Kadınlarda beyin ön bölgesi duyarlılığı

Resim
Özlem, 35 yaşında aktif çalışan bir kadın. Yıllardır emek verdiği işi bir anda bozuluyor. İflas ediyor. Ya da eşi vefat ediyor. Ya da oğlu trafik kazası geçiriyor. Ya da kendisini etkileyen başka bir olay. Ve o ay içinde 3 kez mens kanaması geçiriyor ardından hiç adet görmüyor. Önce kadın doğum uzmanı ve tetkikler ve ardından psikiyatrist.

Elinde bir depresyon ilacı reçetesiyle ayrılıyor doktorun yanından. Bir daha hiç regl olamıyor. Ya da östrojen ilaçları alarak yapay adet görebiliyor.

Nedir Özlem hanımın derdi? Her sıkıntı geçiren kadın erken menapoza mı giriyor? Onu farklı kılan özelliği nedir?

Beyni…

Kadınların adet görmesini sağlayan hormonlar (FSH-LH) beyinde yer alan hipofiz bezinden salınır. Bu bez de emirleri hipotalamus adındaki diğer beyin bezinden alır. Hipotalamus, talamus adı verilen beyin bölümüne bağlıdır. Talamus, beyin ve vücuttan gelen tüm bilgileri alarak sağladığı elektrik akımıyla tüm vücudun dengeli bir biçimde çalışmasını sağlar. Buraya kadar olan beyin yapıların çalışması otomatik ve nesneldir. Buradaki nesnel yapıya duygu, düşünce ve davranış ruhunu katan beyin ön bölgesidir.

İşte Özlem hanımın esas sorunu beyin ön bölgesiyle ilgilidir. Burada olan ve yaşadığı stresli olaydan çok daha önce gelişen duyarlılık, stresin etkisiyle artmış ve ona erken menapoz olarak yansımıştır. Özlem hanımın tekrar düzenli ve doğal biçimde mens görebilmesi, beyin ön bölgesindeki duyarlılığın derecesine bağlıdır. Tedavi de bu bölgenin duyarlılığının azaltılması amaçlanmalıdır. Depresyon ilaçları beyin ön bölgesine değil, bu bölgenin etkisi altında olan ve limbik sistem adı verilen diğer beyin bölgelerine etkilidir. (Hemen tüm psikolojiyle ilgili psikiyatrik ilaç tedavileri, beyin ön bölgesi dışında diğer bölgeleri etkiler. Ama asıl sorun, beynin beyni olan ön bölgededir. Bu nedenle psikiyatri tedaviler bir ölçüde yetersiz kalır ve iyileşemeyen önemli bir hasta grubu ortaya çıkar, tıpkı Özlem hanım gibi…Bu tür hastalıklarda psikiyatrinin yapması gereken tedavi biçimi psikanalizdir. Psikanaliz, psikiyatrinin temelidir ancak etkili olabilmesi için bu konuda ayrıca uzmanlaşmış olmak gerekir. Gerçek bir psikanaliz, haftada birkaç gün süren seanslar halinde ve yıllar boyu devam eden süreçte gerçekleşir)

Son 20 yıl içinde önemli başarıların sağladığı nöroterapi yöntemini ABD’nde sayıları binleri aşan psikiyatrist, klinik psikolog ve nöroloji uzmanları kullanıyor. Bu yöntemde, önce çekilen beyin haritası (QEEG) ile beyindeki duyarlı bölgeler saptanıyor. Sonra nöroterapi aleti yardımıyla duyarlı bölgelerin tedavisi yapılıyor. 30 dakika süren seanslar halinde uygulanan nöroterapiden 1-3 ay içinde sonuç alınıyor.


Dr. Güçlü Ildız
Nöroloji Uzmanı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Sonraki

Dön Sağlık ve Sağlık Sorunları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

egemdizayn
nostaljim facebook

Inline HTML