Kanser ve Tedbir

Sağlık ve sağlıkla ilgili sorunlar

Moderatör: esengül

Kanser ve Tedbir

Mesajgönderen esengül » 30 Kas 2006, 15:51

Rahim Ağzı Kanseri

Tüm dünyada kadınlar arasında kanserden kaynaklanan ölümlerin ikinci en yaygın nedeni olan rahim ağzı kanseri, her yıl yaklaşık yarım milyon teşhis ve 240 bin ölümle sonuçlanıyor. HPV’nin bazı türleri kansere yol açarken, diğerleriyse cinsel hastalıklara yol açıyor. Sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar özellikle insan papillom virüs enfeksiyonu (HPV), erken yaşta cinsel ilişki, kocası çok eşli kadınlar, düşük sosyo ekonomik durum risk faktörü kabul ediliyor. Rahim ağzı kanseri hakkında Sema Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Prof Dr. Ahmet Göçmen’den bilgi aldık.
Erken tanı çok önemli
Prof. Dr. Göçmen, "Rahim ağzı kanserinin erken tanısı ve tedavisi mümkün olduğundan mutlaka her yıl belirgin bir yakınma olmasa da Pap smear testi yapılmalı. Rahim ağzı kanseri olan hastaların % 50’si hiç smear testi yaptırmayan kadınlarda görülüyor. Smear testinin yılda bir defa yapılması öneriliyor. Üç yıl boyunca yapılan üç test normal ise ve kadında bir risk faktörü yok ise sonra daha az sıklıkta yapılabilir" dedi.
İlerlemiş kanserin klinik bulgular
Prof. Dr. Göçmen, ilerlemiş rahim ağzı kanserindeki bulguları şu şekilde sıraladı...
· Adet arası kanamalar. Bu kanamalar lekelenme, kanlı akıntı veya belli kanamalar şeklinde de olabilir. Genelde kokulu, kaşıntı yapmayan akıntıdır.
· İlişki sonrası kanama
· Zayıflık, kilo kaybı ve kansızlık.
Ülkemizde serviks kanserini önleme programı hala yok
Halk sağlığındaki önemine rağmen, ülkemizde serviks kanserini önleme programları henüz olmadığına değinen, Prof. Dr. Ahmet Göçmen, "Türkiye’de aşı için ruhsat başvurusu yapılmış durumda. Oysaki ABD hükümeti, kadınları servikal kanserden koruyan yeni bir aşıyı okul çağındaki çocukların devlet tarafından yapılan aşı programına eklemiş bulunuyor. Aşılama programı 13 yaş ve üzeri çocukları kapsamına alıyor" diye konuştu.
ABD rahim aşısını onayladı
ABD FDA kuruluşu, CDC (hastalık kontrol ve önleme merkezi)’nin aşının kabul edilmesini ve devlet tarafından sübvanse edilen aşı programına dahil edilmesini tavsiye etmesini takiben, aşının 13–26 yaşları arasında kullanımını Haziran ayında onaylamıştı.


kaynak-ailem
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Kanser ve Tedbir

Google Reklam
 

Mesajgönderen Ati10 » 21 Oca 2007, 19:07

Kanser en çok neyi sever?

Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin en sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor... Bu "tatlı" yiyecek ne mi? Okuyun, şaşırın... International Wellness Directory'den alınan bu ilginç ve güzel yazının Türkcesi 15 Aralık 2006 tarihinde iyibilgi sitesinde <http> yayınlandı

Kanser en çok neyi sever?

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır.

Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz - anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha fazladır.

Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa...

Proteinlerden şeker

Bu ziyan sendromuna kaşeksi denir. Kaşeksi vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) "glükoneogenez (yeniden glükoz yapımı)" işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.

Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?

Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaşeksili hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).

Kaynak: International Wellness Directory


Prof. Dr. Ahmet Aydının yorumu

Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur?

Aslında Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1).

Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur (2-4).

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?

İngiltere'de 1815 de 5 kgcıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litredaha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
* Streslerden uzak durun
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın
* Aşırı alkol kullanmayın
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.



Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
Ati10
Admin
Admin
 
Mesajlar: 3917
Kayıt: 12 Eki 2006, 01:48

Mesajgönderen esengül » 01 Şub 2007, 22:43

Akciğer kanseri tedavisinde yeni umut
ABD'de yapılan bir araştırma, akciğer kanserinin tedavisinde, yeni bir umut oldu. Genetik tedaviyle farelerdeki kanserli hücreleri azaltmayı başaran araştırmacılar, laboratuvarda yapılan araştırma sonuçlarının insanlarda akciğer kanseri için daha etkili ve daha az zarar verici tedavilerin yolunu açabileceğini belirtti.
Farelere, anti kanserojen iki genin aşılanması kanser hücrelerinin sayısında yüzde 75, hacmindeyse yüzde 85 azalmayı sağladı.

Teksas Üniversitesi Anderson Kanser Merkezi'nden Profesör Jack Roth, ''Tümörlerin, en az düzeyde yan etkiyle azaldığını gördük'' diyerek, bu tedavide yan etkinin çok az olmasının, yüksek dozların verilebileceğini de düşündürdüğünü söyledi.

Tümöre nanopartiküllerle (güneş filtrelerinin yüksek teknoloji ile özel bir molekül yapısına dönüştürülmüş hali) verilen bu iki genin sinerjiyle, kanser hücrelerinin intihar etmesi olarak adlandırılan apostat sürecine girdiği belirtildi.

Genellikle kanser hücrelerinde olmayan ya da kusurlu olan, p53 olarak adlandırılan ilk genin kanser hücrelerinin kendini yok etmesine yardım ettiği, çoğunlukla kanser hücrelerinde bulunmayan FUS1 adı verilen ikinci genin ise kanser önleyici olduğu ve p53 ile aynı etkilere sahip olduğu ifade edildi.

Araştırma Cancer Research tıp dergisinde yayımlandı.



Kaynak : AA
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 01 Şub 2007, 23:06

Meme kanserinde umut veren gelişmeler
Kanada ve ABD'de yapılan araştırmalarda, meme kanserinin tedavisi yolunda umut verici gelişmeler sağlandı.
Kanada'nın Montreal kentindeki McGill Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda, meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 40'ında rol oynayan bir geni tanımlayarak, bu hastalığın tedavisinde önemli bir adım atıldı.

McGill Üniversitesi'nden yapılan açıklamada, Dr Michel Tremblay başkanlığında bir ekibin, meme kanserine yakalanan beş kadından ikisinde hastalığın yayılmasında özel bir genin oynadığı rolü anlamayı başardığı belirtildi.

Ekip, meme kanserine eğilimli farelerde bu genin faaliyetini durdurarak, kanserli tümörlerin gelişimini, hatta oluşmasını engellediler.

PTP1b adlı bu gen, diyabet ve obezitede oynadığı rol ile tanınıyordu.

Tremblay, araştırmalarında PTP1b'nin metabolizmada değişiklik yapma potansiyelinin aynı zamanda kanserli tümörlerin yayılmasında ölümcül rol oynadığını belirlediklerini söyledi.

Bu genin faaliyetini durdurmaya yönelik ilaçların ise geliştirilmekte olduğu belirtiliyor.

Meme kanserinin tedavisi yolunda bir başka iyi haber de ABD'de yapılan araştırmalar sonrasında geldi.

Florida'da yapılan araştırmada, bir kanser ilacı ve bir hormonu etkisiz hale getiren bir maddenin birlikte kullanıldığı tedavide, farelerde meme kanseri tamamen ortadan kaldırıldı.

Amerikalı bilim adamları, hücrenin gelişimini sağlayan GHRH adlı hormonu nötralize eden JMR-132 adını verdikleri bir madde geliştirdiler.

Araştırma sonuçları Amerikan Bilimler Akademisi'nin yıllık ekinde yayınlanacak.


Kaynak : AA
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 05 Şub 2007, 14:35

Kanser nedir?






Kanser insanlığın doğusundan beri dünya üzerinde mevcuttur. İnsan yaşamının uzaması ve enfeksiyon hastalıklarından ölümlerin azalması ile birlikte kanser 20. yüzyılın en yaygın hastalıklarından biri oldu. Son on yılda kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin azalması ve gelecekte daha az rastlanacak olmaları, kanseri 21. yüzyılın en önemli hastalığı yapacak. Son yıllarda kanser başta gelmek üzere birçok hastalığın doğal yaşam biçiminden uzaklaşmamız ve çevre kirliliği nedeniyle arttığı söyleniyor.

Kanser tedavisinde kullanılan metot ve ilaçlar hergelen gün artıyor. Önümüzdeki yıllarda kemoterapiye ek kullanılacak biyolojik tedaviler (aşılar, gen tedavileri, vb) ile kanser tedavisinin çok önemli asama kaydetmesi bekleniyor.

Kanser ne sıklıkla görülen bir hastalıktır?

Erişkinlerde her yıl 100 000 nüfus için 150–300 kişi kansere yakalanır. Ülkemizde her yıl 150 000 kişinin kansere yakalandığı tahmin edilmektedir.

Kanserden korunma mümkün mü?

Sigara ve alkol kullanımı ile gelişen kanserlerin önlenmesi mümkündür. Bu maddelerin kullanılmaması ile tam koruma mümkün olur. Ayrıca güneş ışınlarından korunma ile deri kanserinden çok yüksek oranlarda korunma mümkün olur. Kanserden korunmada beslenmenin de rolü vardır.

Kanserden nasıl korunabilirsiniz?

Sigara içmeyerek, beslenme alışkanlıklarına ve yaşam tarzına dikkat ederek, güneş ışınlarından korunarak kanserden korunmak mümkündür.

Sigara ve tütün kullanımından kaçınmak: Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri, ağız, yutak(farinks), soluk borusu (larinks), yemek borusu, pankreas, rahim ağzı (serviks), böbrek ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yol açtığı kesin olarak bilinmektedir. Bu kötü alışkanlıktan korunmak ile bu kanserlerden korunulabilir. Sadece sigara içenler değil, pasif sigara içicileri de bu hastalıklara karşı risk altındadır.

Beslenme ve diyet: Bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması, alkol tüketiminin sınırlandırılması kanserden korunmada yararlıdır.

Güneş ışınlarından korunma: Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserleri güneş ışınlarına maruz kalma sonucunda ortaya çıkarlar. Güneş ışınından korunulması ile bu kanserlerin gelişimi engellenir.

Erken tanı işe yarar mı?

Kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile erken tanı mümkündür, böylece hastalıklar daha erken yakalandığından tedavi şansı da çok artmaktadır. Bu nedenle hiç şikayeti olmayanlar bile düzenli doktor kontrolleri yaptırmalıdırlar. Erken tanı için bazı öneriler şöyledir:

Meme kanseri:

40 yaş ve üzerindeki bayanlar her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, yılda bir kez doktor muayenesi ve mamografi yaptırmalıdır. 20-39 yaşındaki bayanlar ise her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, 3 yılda bir de mamografi yaptırmalıdır.

Kalın Barsak Kanserleri:

50 yaşından sonra dışkıda gizli kan testi, belirli aralıklarla sigmoidoskopi, kolonoskopi ve barsak filmi çekilebilir. Ayrıntı için doktorunuza danışınız.

Rahim kanserleri:

Cinsel olarak aktif olanlar ve 18 yaşın üzerinde olanlar yılda bir kez PAP testi ve pelvik muayene yaptırmalıdır. Ardışık üç muayene normalse daha seyrek yapılabilir.

Prostat kanseri:

50 yaş ve üzerindeki erkekler yılda bir kez doktor muayenesi ve PSA (prostat spesifik antijen testi) yaptırmalıdır.

Kanserin başlıca belirti ve bulguları nelerdir?

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

Şu belirtilere dikkat edilmelidir:

• Dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler
• Uzun süren, iyileşmeyen yaralar
• Beklenmeyen kanama ve akıntılar
• Meme veya başka organlarda elle hissedilen şişlikler
• Yutma güçlüğü veya hazımsızlık
• Siğil ve benlerde belirgin değişiklik
• Uzun süren ses kısıklığı ve öksürük

Bu bulgular her zaman kanser demek değildir. Ancak nedenlerinin belirlenmesi için mutlaka bir doktora başvurmayı gerektirirler. Kanser bulaşıcı bir hastalık olmayıp, erken tanısı ve tedavisi mümkün bir hastalık grubudur.

Kanser nasıl tedavi edilir?

Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi, immünoterapi başlıca tedavi yöntemleridir. Kanserden kurtulmak ne oranda mümkündür? Tüm kanser türleri birlikte değerlendirildiğinde erişkin kanserlerinde %60, çocuk kanserlerinde ise %77 oranında iyileşme mümkündür. Hastalığın cinsi, yaygınlığı, uygulanan tedavi gibi bazı faktörler tedavi şansını doğrudan etkiler.

Türk kanser Araştırma ve Savaş Kurumu ne iş yapar?

1947'den beri ülkemizde kanser konusunda çalışmalar yapan gönüllü bir kuruluştur. Belli başlı faaliyet alanları şunlardır:

Kanserin önlenmesi: Sigara ile savaş ve diğer korunma yöntemlerinin yaygınlaştırılması için yapılan çalışmalar.

Kanser eğitimi:

Halk eğitimi, okullarda kanser eğitimi, sağlık çalışanlarının eğitimi konularında yapılan çalışmalar

Kanser bilgi danışma: Kanserli hastalar ve ailelerine bilgi istenildiği zaman yol gösterilmektedir. Araştırmaların desteklenmesi: Kanser konusundaki araştırmaların desteklenmesi için yapılan çalışmalar.


kaynak-sağlıklı yaşam
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 05 Şub 2007, 14:36

Kanserli hücreler neden sürekli bölünürler?


Kültürde, normal hücreler komşu hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. Bu yapışma (adhezyon) noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. Bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. Bu olaya kontak inhibisyon denir. http://www.genetik bilimi.com adlı sitede yer alan bilgilere göre; Bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir. Deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. Çünkü, bölünme sınırlı sayıda olur. Fakat, kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. Bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.

Kanser nasıl oluşur?

Kanserlerin yaklaşık %80-90’ı çevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır.

x-ışınları, uv (ultraviyole-morötesi) ışınları gibi fiziksel ve bazı ilaçlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kimyasal faktörlerin yanında virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre kültürünü transforme ederek kanser oluşturabilirler.

Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer, böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak alakası olmayan bir yerde meydana getirirler. Fakat, karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir sebep değildir. Karsinojenler ancak uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler.

Sayabileceğimiz bazı kimyasal karsinojenler şunlardır:

* Hidrokarbonlar: baca temizleyicileri, boya endüstrisinde kullanılan maddeler
* Afla toksin ( küf mantarı tarafından sentezlenir)
* Nikel, krom
* Sigara (nikotin, tar)
* Yiyecek katkıları
* Birçok ilaçlar
* Parfümlerde kullanılan bazı kimyasallar

Fiziksel faktörlerin, kanserojen kimyasal maddelerin veya onkojenik (kansere neden olan) virüslerin konak hücre genomu ile etkileşimleri sonucu hücreler değişmekte ve farklı antijenite kazanmaktadır. Bir normal hücrenin kontrolden çıkarak hızla bölünmesiyle oluşan kanserli hücrede birçok anormal doku antijeni belirmektedir. Tümör hücrelerinde yeni yeni antijenler oluşmakta ve normal antijenlerin kaybına veya değişikliğine neden olabilmektedir. Erken fötal dönemde, normalde bulunan protoonkogenlerin ( kansere sebep olabilme potansiyeli olan gen) farklılaşmasıyla anormal genler oluşmakta ve bunlara selüler onkogenler adı verilmektedir.

İmmün sistem (bağışıklık sistemi) ve kanser oluşumu arasındaki ilişki:

Bağışıklık sistemi yabancı doku antijenlerini kolayca tanıyabilir ancak, tümör dokusunu organizmadan kolayca atamaz. İnsanda bir saniyede bir milyara yakın hücre çoğalması olmakta ve somatik olarak bunların birkaçı, günde yüzlercesi mutasyonla farklı hücreler oluşturmaktadır. Bu farklı hücrelerin temizlenmesinde hücresel immün cevap mekanizması rol oynamaktadır. Buna, immün sistemin kansere karşı “immün denetimi” denmektedir. İmmün sistem, tümör oluşumunu denetlemekte, aynı zamanda tümör hücresi ve antijenlerine karşı immün cevap çıkarmaktadır. Hücresel immün cevap baskılandığı zaman kanser oluşumu artmaktadır.

Yenidoğan ve yaşlılık dönemlerinde immün cevap mekanizması zayıflamaktadır. Yaşlılarda prostat kanseri, çocuklarda nöroblastoma sık görülmektedir. İmmün sistemi baskılayıcı ilaç kullananlarda tümör oluşumu riski artmaktadır. İmmün sistem bozukluğu olan hastalarda da bazı kanser tipleri gelişebilmektedir.

Kanser neden öldürür?

Kanser hastalarının çoğu, kalp hastalığı veya başka enfeksiyonlar gibi kanserle ilgisi olmayan nedenlerden dolayı ölür. Tümörün bulunduğu bölge ve tümörün yayıldığı bölgenin büyüklüğü ölümü direkt veya indirekt olarak etkileyen nedenlerdir. Ölümün temel nedeni, beyin, akciğer, karaciğer gibi hayati önemi büyük olan organlarda tümör oluşması veya tümörün bu organlara yayılmasıdır.


kaynak-sağlıklı yaşam
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 05 Şub 2007, 14:37

Kanserler için genel risk faktörleri


Kanserin nedenleri ne kadar iyi bilinirse, korunma da o kadar olanaklı olabilir. Kanser araştırmacılarının üzerinde durduğu önemli konulardan biri de toplumlarda kansere yakalanma olasılığını artıran "risk faktörleri"dir.

Kanser zaman içinde ve pek çok farklı faktöre bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı kanserlerde genetik faktörlerin özellikle rol oynadığı, çoğu kanserde yaşam biçimleri, yeme-içme alışkanlıkları, kimyasal maddelere maruziyet gibi çevresel faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Genellikle bütün bunların farklı düzeylerde etkisi söz konusu olmaktadır.

Kanser oluşumuna yol açan bazı faktörler ortadan kaldırılabilir ancak genetik geçiş gibi bazı faktörler önlenememektedir. Önlenebilen faktörlerin en aza indirilmesi önemlidir. Roche İlaç firmasının web sayfasında yer verdiği bilgilere göre; Kanser ortaya çıkma olasılığını artıran bazı faktörler şunlardır:

• Tütün. Tütün ve mamullerinin kullanılmasının kanserlerin ortaya çıkmasında büyük pay sahibi olduğu bilinmektedir.
• Beslenme. Araştırmacılar beslenme alışkanlıkları ile kanserler arasında ilişki bulunduğunu göstermektedir. Örneğin araştırmalar beslenmede yüksek yağ içeriği bulunmasının, kalın barsak, rahim ve prostat gibi kanser türlerii ile ilintili olduğunu göstermiştir. Aşırı şişmanlığın yaşlı kadınlar arasında meme kanserine yakalanma olasılığını yükseltiyor olabileceği bildirilmektedir. Öte yandan lif oranı yüksek beslenmenin bazı kanser tipleri için koruyucu özellikte olduğu gösterilmiştir.
• Ultraviyole (UV) radyasyon. Yoğun güneş maruziyetinin ciltte erken yaşlanmaya ve tahribata yol açabildiği, bunun sonucunda da kanser gelişimini tetiklediği bildirilmektedir.
• Alkol. Aşırı alkol içenlerde ağız, boğaz, yemek borusu ve karaciğer kanserlerine yakalanma riski artmaktadır. Eğer ek olarak sigara da içiliyorsa, riskler daha da yükselmektedir.
• İyonize radyasyon. Ortamdaki radyoaktivitenin yüksek olduğu durumların lösemi, meme, tiroid, akciğer, mide ve diğer organ kanserlerinin ortaya çıkması riskini artırdığı gösterilmiştir.
• Kimyasal maddeler. Bazı kimyasal maddelere, metallere, pestisitlere (örn. böcek öldürücüler) maruz kalmanın kanser riskini artırdığı bilinmektedir. Asbest, nikel, kadmiyum, uranyum, radon, vinilklorid, benzen gibi maddeler iyi bilinen kanserojen maddelerdir. Bu maddeler tek başlarına ya da bir başka kanserojen madde ile, örneğin tütün ile birlikte kanser riskini daha da artırır.
• Hormon replasman tedavisi. Menapoz döneminde bedende eksilen hormonların yerine dışardan hormon verilmesi tedavisi ile menapoz belirti ve bulgularında hafifleme sağlanabilmektedir. Bazı araştırmalar tek başına östrojen kullanımının rahim kanseri riskinde artışa yol açabildiğini göstermiştir. Bazı çalışmalarda da uzun süre östrojen kullanan kadınlarda meme kanseri riskinde artış olduğu öne sürülmüştür.
• Bazı tip kanserlere yakın akrabalarda rastlanması. Meme, yumurtalık, prostat, kalın barsak gibi kanser tiplerinin bazı ailelerde daha fazla ortaya çıkma eğilimi gösterdiği saptanmıştır. Bunun genetik nedenlerle mi, yoksa aynı aile bireylerinin paylaştığı yaşam biçimleri, beslenme alışkanlıkları gibi dışsal nedenlerle mi olduğu tam olarak aydınlatılabilmiş değildir.

Kanser riski taşıdığını düşünen kişiler bunu doktorlarına danışmalı, düzenli sağlık kontrollerinden geçmelidir.


kaynak-sağlıklı yaşam
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen xxl55 » 06 Şub 2007, 00:03

Saç boyaları masum değil

Saç boyalarının, lenfoma kanseri riskini artırabildiği, kapsamlı
bir araştırmada daha saptandı.

Barselona'daki Katalan Onkoloji Enstitüsü'nden Dr. Silvia de
Sanjose ile meslektaşlarının araştırmasında, "başta saç
renklendiricileri 1980'den önce kullanmaya başlayan kadınlar
arasında olmak üzere, saç boyalarının lenfoma riskini
artırdığı" belirtildi.

De Sanjose, daha önceki araştırmaların saç boyasıyla kanser riski
arasında bağlantı bulduğunu hatırlatarak, yeni araştırmada bu
bağlantıyı, 6 Avrupa ülkesinden 4 bin 719 lenfoma hastasıyla
ilgili verileri incelerek desteklediklerini söyledi. Araştırmada,
hasta kadınların dörtte üçü saçlarını boyarken, erkeklerin
yüzde 7'sinin boyadığı belirlendi.

Araştırmada, saçlarını boyayanlar arasında bu hastalığa
yakalanma riskinin yüzde 19 daha fazla olduğu belirtilirken,
saçlarını yılda 12 ya da daha fazla kez boyayanların hastalığa
yakalanma riskinin yüzde 26 daha fazla olduğu kaydedildi.

American Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmada,
saçlarını 1980 öncesinden beri boyayanlarda lenfoma kanseri
riskinin yüzde 37 daha fazla olduğu saptandı.

De Sanjose ve ekibi, kadınlardaki lenfoma kanserinin kabaca yüzde
10'unun saç boyası yüzünden olabileceğini bildirdi.

1978-1982 arasında, potansiyel kanser yapıcı maddeleri azaltmak
için boyaların içeriğinin değiştirildiği ancak yeni boyaların
risksiz olup olmadığının açıklık kazanmadığı belirtiliyor. Bu
yüzden bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu
kaydediliyor.

ntvmsnbc


Tek isteğimiz adı kanser olan hastlığa tıbbın bir an önce çare bulması .Nasılki bir zamanların en korkulu hastalığı veremdi verem denilince hemen ölüm akla geliyordu ya şimdilerde korkulucak bir hastalık olmaktan çıktı zamanında mudahale edildiği zaman korkulacak bir yanı kalmadı.
inşallah bir gün tıb kanser hastalığı için çare bulurda korkulu bir hastalık olmaktan çıkar
xxl55
Süper Üye
Süper Üye
 
Mesajlar: 1611
Kayıt: 12 Eki 2006, 19:18
Konum: ist.

Mesajgönderen ismetk » 06 Şub 2007, 00:15

Güzel bir haber, saçlarını boyayanlara duyurulur.
:)
"Ne mutlu Türk'üm diyene."
Mustafa Kemal Atatürk.
ismetk
Bizden Biri
 
Mesajlar: 447
Kayıt: 20 Kas 2006, 16:36
Konum: Balikesir

Mesajgönderen esengül » 02 Nis 2007, 16:44

WHO: "Her yıl 5 milyon insan kanserden ölüyor"

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) verilerine göre, dünyada her yıl 6 milyondan fazla insanın kanser hastalığına yakalandığı ve bu kişilerin yaklaşık 5 milyonunun öldüğü bildirildi.
Konya İl Sağlık Müdürü Hasan Küçükkendirci, yazılı açıklamasında, kanser hastalığının en basit tanımıyla, hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu uzaktaki veya yakındaki başka organlara yayılan ölümcül bir hastalık olduğunu ifade etti.

Günümüzde her ülkede, her yaşta görülebilen, coğrafi sınır tanımayan, sosyal statü ve gelir durumu ayrımı yapmayan kanser hastalığının evrensel bir sorun niteliğinde olduğunu belirten Küçükkendirci, teknolojik gelişmelerin tıp alanında birçok hastalığın azalmasını sağlarken, diğer yandan da, insan sağlığını olumsuz etkileyen sosyal nitelikli bazı hastalıkların çoğalmasına yol açtığını bildirdi.

Kanser oluşumunda, genellikle birden fazla etkenin rol oynadığını dile getiren Küçükkendirci, "Özel olarak kanser yapıcı etkenler tanımlanmış olmasına rağmen, hastalığın gelişimini belirleyen başka nedenler de vardır. Genel olarak fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak gruplanabilen bu etkenler arasında iyonize radyasyon, ultraviyole ışınlar, hava kirliliği, kimyasal kanserojenler, beslenme alışkanlıkları, sigara, alkol, virüsler ve genetik faktörler gelmektedir" dedi.



Kaynak : AA
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 08 Nis 2007, 08:31

Kanserle savaşan yiyecekler

08 Nisan 2007 Pazar 00:08
Günde 5 porsiyon meyve ve sebze kanser riskini azaltıyor.
Yapılan araştırmalara göre, bütün kanser türlerinin % 70'inin kötü diyetle bağlantılı olduğu, sağlıklı diyet ve beslenmeyle de kansere yakalanma oranının düşürülebileceği vurgulanıyor.

Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'ne göre, günde 5 porsiyon sebze ve yemek yenmesi kanser riskini % 20'den daha fazla düşürüyor.

Ayrıca kansere karşı en koruyucu sebze ve meyveler; havuç, soğan, sarımsak, brokoli, yeşil yapraklılar, domates, narenciye ve baklagiller olarak sıralanıyor.

"Gelecekte kanserle savaş çabalarının 'mucize haplar' yerine diyetsel ayarlamalar etrafında döneceği" belirtiliyor.


Araştırmada, beslenmede kırmızı et ve hayvansal yağlarda bulunan doymuş yağlar ile katı margarin ve katı yağlar olarak bilinen trans yağların hücre zarlarına zarar verdiği, bu nedenle de hücreleri istilacılara karşı koruyamadıklarına işaret edilerek, beslenmede yağ oranının mutlaka düşürülmesinin önemine değiniliyor.

Kanser türleri ve buna karşı koruyucu yiyecekler de şöyle:
Mesane Sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri, çay (yeşil ya da siyah), sarı-turuncu sebzeler, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.

Göğüs kanseri: Yüzde 1 yağlı süt, elma, buğday kepeği, Brezilya fındığı, baklagiller ve fasulyeler, brokoli, Brüksel lahanası, küçük mantarlar, lahana, havuç ve havuç suyu, kiraz, vişne, yağlı balık (somon, ton), keten tohumu, keten tohumu yağı, sarımsak, kök lahana, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, kırmızı turp, soya ürünleri, ıspanak, tam tahıllar, sarı-turuncu sebzeler, yoğurt.

Kolon kanseri: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, sap kereviz, yağlı balıklar, sarımsak, üzüm ve üzüm suyu, kara lahana, baklagiller, kıvırcık, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, yulaf kepeği, tam tahıllar, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri.

Yemek borusu kanseri: Yeşil çay, domates, domates ürünleri. Karaciğer: Sarımsak, yeşil çay.

Akciğer kanseri: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç ve diğer sarı turuncu sebzeler, karnabahar, acı biber, kara lahana, düşük yağlı süt ürünleri (kaymağı alınmış süt hariç), soğan, portakal, ıspanak, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates ve domates ürünleri.

Yumurtalık kanseri: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, kara lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu sebzeler.

Pankreas kanseri: Baklagil, çay, domates ve domates ürünleri.

Prostat kanseri: Brezilya fındığı, Brüksel lahanası, brokoli, lahana, kanola yağı, karnabahar, kara lahana, az yağlı süt ürünleri, zeytinyağı, fıstık yağı, soya ürünleri, domates ve domates ürünleri.

Mide kanseri: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, bakla, sarımsak, yeşil çay, kara lahana, soğan, portakal ve diğer narenciye meyveleri, domates ve domates ürünleri, tam tahıllar.

kaynak-internet haber
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 15 Nis 2007, 11:47

Kanser kalkanı yiyecekler

Şişmanlarda kanser riski normal kilolulara göre iki kat daha fazla. Şişmanlığın, özellikle kadınlarda meme kanseri riskini ikiye katladığını vurgulayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Dalı Uzmanı Yasemin Bölükbaşı, kanserden korunmak için şu önerilerde bulunuyor:


* Doğal besinleri tercih edin, sebze ve meyveyi mevsiminde yiyin. Dengesiz beslenme kanser riskini yüzde 35 artırır; bu nedenle sofranızda, çeşitli besinlere yer vererek bir gökkuşağı oluşturun. Günde 5 öğün meyve-sebze tüketmek, kanser riskini yüzde 20 azaltır. Düzenli beslenme; kalın bağırsak ve mide kanseri riskini yüzde 90 azaltır.

* Sigara; kanser riskini yüzde 30, enfeksiyon hastalıklarını yüzde 10 artırır. Sigara içmemek sizi kanserden yüzde 30 oranında korur.

* Düzenli egzersiz yapın; egzersiz, insanı kanserden yüzde 30-40, kadınları meme kanserinden yüzde 60 oranında korur.

* Antioksidan içeren ürünler fizyolojik etki yapar. Bol bol brokoli, çay, fındık, ceviz, badem, domates, lahana, keten tohumu, karnabahar, brüksel lahanası, balık, soya, süt ve süt ürünleri tüketin. Fındık, ceviz ve badem kolesterolün yükselmesini önler, kemik gelişimini destekler. Havuç; C ve B vitamini içerir, kanser riskini azaltıcı antioksidan içerir.

* Yeşil çay içmek sağlık için iyidir ancak 5 dakikadan fazla demlemeyin.

Kaynak: Hürriyet
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Rahim ağzı kanseri ve aşısı

Mesajgönderen Ati10 » 03 May 2007, 10:57

Rahim ağzı kanseri ve aşısı

Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen en sık ikinci kanser tipidir. Bu bölgede çok hızlı çoğalan, anormal yapıda, kontrolsüz büyüyen hücreler söz konusudur. Bu kanser her yıl yaklaşık 500 bin kadında saptanmakta; bunlardan da yarıya yakını ne yazık ki ölümle sonuçlanmaktadır.
Rahim ağzı kanserinin oluşmasında etken nedir?
HPV virüsü en önemli etkendir. %99.7 oranında rahim ağzı kanserinde bu virüs saptanmaktadır. Virusun bulaşması için cinsel ilişkide bulunmak şart değildir, sadece cilt temasının olması yeterlidir.
HPV virusünün 100'e yakın tipi olmakla beraber, bunlardan 15 tanesi kansere neden olmaktadır. En sık kansere yol açan HPV virus tipleri: HPV 16, 18, 45 ve 31'dir.
Rahim ağzı kanserine yakalanmada risk faktörleri nelerdir?
İlk cinsel ilişkinin 16 ve daha küçük yaşta meydana gelmesi, çok sayıda erkekle cinsel ilişki, sigara içmek, HPV enfeksiyonu geçirmek, kötü beslenme, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar (AIDS gibi).
Rahim ağzı kanseri belirtileri nelerdir?
Cinsel ilişki sırasında veya adet dönemleri arasında kanama meydana gelmesi, pis kokulu akıntı, ağrılı cinsel ilişki, idrarda yanma olabilir. Bütün bu belirtilerin uzman doktor tarfından incelenmesi gereklidir.
Rahim ağzı kanserinden korunmada neler önemlidir?
HPV virüsü en başta gelen etken olduğu için, bu mikrobun bulaşmasını önlemek gerekir. Bunun için cinsel ilişkiye girme yaşını geciktirilmesi, az sayıda erkekle ilişki kurulması (monogami), ilişki sırasında mutlaka kondom takılması başta gelen önlemlerdir.
Bunlara ek olarak bu mikobun yol açtığı kanserden korunmak amacıyla geliştirilmiş aşılar var!
Rahim ağzı aşıları hangileridir ve hangi yaşlarda uygulanabilir?
Şu an piyasada bulunan aşı, 9-26 yaş arasında uygulabilir. HPV virusunun kanser yapan 16, 18 nolu tiplerine ve siğile neden olan 6, 11 nolu tiplerine karşı korur (kanserden %70 koruyucu). Piyasada bulunmaktadır. Üç doz olarak yapılmalıdır.
Diğer aşı ise bu yıl Temmuz ayı sonrası piyasada bulunacaktır, 11- 55 yaş arasına uygulanabilir, HPV virusunun kanser yapan 16, 18, 31, 45 nolu tiplerine karşı korur ancak siğile karşı koruyucu değil (kanserden %80 koruyucu). Üç doz olarak yapılmalıdır.

Kaynak: Dr.Banu Özmen - Takvim Gazetesi
Ati10
Admin
Admin
 
Mesajlar: 3917
Kayıt: 12 Eki 2006, 01:48

Mesajgönderen esengül » 18 May 2007, 19:05

Rahim kanserinde erken teşhiş hayat kurtarıyor

Uzmanlar, ölümle sonuçlanabilen rahim ağzı kanserinde, erken teşhisin olumlu sonuç verdiğini belirtiyor.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özçelik, rahim ağzı kanseri (serviks) türünün, ağrılı cinsel ilişki, cinsel ilişki sonrasında kanama gibi belirtilerle başladığını söyledi.
Rahim ağzı kanserinin genellikle 30 yaşından sonra ortaya çıktığının altını çizen Doç. Dr. Özçelik, sigara kullanımının da hastalığın tetiklenmesinde önemli bir etken olduğunu açıkladı. Erken teşhis ve tedavi sonrası yüzde 100'lük olumlu sonuç alındığına değinen Özçelik, rahim ağzı kanserinin erken teşhisi için PAP testinin uygulandığını ifade ederek, "Bu testi yaptırmayanlarda, yaptıranlara oranla risk 10 kat daha fazladır. Cinsellik yönünden aktif olan, 18 yaş ve sonrası her kadının yılda en az bir defa muayene olması gerekir" dedi.

16.05.2007

Kaynak : İHA
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen esengül » 29 May 2007, 19:09

Kanser Nedir? Belirtileri Nelerdir?


Kanserin ilk işaretleri:
Erken tanı,bütün kanser türleri için hayati önem taşır. İnsanlar vücutlarında kanser başlangıcı anlamına gelebilecek olağandışı değişikliklere karşı her an uyanık olmalıdırlar. Kanserin en yaygın görülen ilk uyarı işaretlerini şöyle sıralanabilir:
Memede, testislerde veya vücudun herhangi bir yerinde şişlik veya doku sertleşmesi
İyileşmeyen bir yara veya lezyon
Geçmeyen ses kısıklığı veya, öksürükle birlikte kan gelmesi
Sürekli karın ağrısı, karın bölgesinde büyük yumrular veya, yutkunma zorluğu
Bağırsak hareketleri veya, idrara çıkma alışkanlıklarında değişiklikler
Ben veya siğillerde belirgin bir değişiklik
Olağandışı kanama veya akıntı
Beklenmedik kilo kaybı veya iştahsızlık
Aşırı yorgunluk, bitkinlik veya keyifsizlik
Sürekli ağrı (her zaman ağrı yapmayabilir)
Ağrı yapmayan ancak şişen ve küçülmeyen salgı bezleri

Yukarıdaki belirtilerden hiçbiri kesin kanser tanısı anlamına gelmez. Bunlar kısa sürede, uygun tedaviyle iyileşebilecek 'iyi huylu' bir oluşumun belirtileri de olabilirler. Ama ne olursa olsun, derhal bir doktora gidip durumu bildirmek durumundayız. Sorumluluk sahibi hiçbir sağlık uzmanı sizi ciddiye almamak, detaylı muayene etmemek, daha etraflı tetkik gerekiyorsa, sizi başka bir uzmana göndermemek gibi bir hatayı yapmaz.

Gerek kadınlarda gerekse erkeklerde en yaygın görülen kanserlerin, akciğer, sindirim sistemi ve idrar yollarında ortaya çıkması, ve giderek artması, günümüzdeki beslenme tarzı, çevresel kirlilik ve sigarayı, sorumlu etken olarak işaret etmektedir.
Onu mümkün olduğunca engellemeye ve uzak tutmaya çalışmak, bu başarılamadığı taktirde tedaviye erken başlamak, değişmeyen amacımız olmalıdır.

Kanseri engellemek ve yenmek için yapılması gerekenler:
Kanser ciddi bir hastalıktır; hafife almaya gelmez. Aslında birçok ülkede yetkililerce o kadar ciddi görülür ki, kendi kendinize kanser tedavisi uyguladığınızda veya doktor olamayan birinin bunu yapmasına izin verdiğiniz taktirde yasalara aykırı davranmış sayılırsınız. Bu yaklaşım çok yaygın bir korkuya sebep olmuş, kanser, ellerinde deney tüpleri ve şırıngalarla dolaşan beyaz gömlekli uzmanlardan başka kimsenin hiçbir şey yapamayacağı, insanlığın soyunu kurutacak bir tür salgın gibi görülmeye başlanmıştır.
Ne yazık ki, bu yaklaşım kanser ve tedavisi hakkında çok büyük yanlış anlamalara yol açmıştır. Kanser gerçekten ciddi bir hastalıktır, ama tedavi edilebilir ve tedavisi de mutlaka bir tıp uzmanına bırakılmak zorunda değildir. Kendi kendine tedavi vakaları görülmüştür (doktorlar buna ''spontane iyileşme'' diyor); ayrıca kanser hastası olup da doktor olmayan kişilerin, bir başka deyişle doğal tedavi yöntemlerini uygulayan uzmanların faydasını görmüş birçok örnek mevcuttur.
Ama, tedaviden önce korunma gelir. Yani, herşeyden önce, oluşması engellenirse kanser sorun haline gelmez; ve engellenebileceğine dair kanıtlar da açıktır. Çeşitli tahminlere göre bütün kanserlerin yüzde 85 ile 95'i engellenebilir. Dolayısıyla, nedeni ne olursa olsun, kendilerinin kansere yakalanma tehlikesinin yüksek olduğunu düşünenler, buradaki öğütlerden ve gösterilen yoldan yararlanacaklardır.
Bunlar mucizevi tedaviler değildir; böyle bir şey de yoktur zaten ama hastalığı kontrol altına alabilmenin en iyi yollunu gösteren, hepside denenmiş önerilerdir. Daha önce size ne söylenmiş olursa olsun, kendiniz için yapabileceğiniz son derece güvenli, sade ve etkili şeyler var. (doğal tedavi yöntemlerinin nelere iyi gelebileceği hakkında bilgileri de burada bulacaksınız.)

Kanserden korunma
Kanserden korunma yolunda atılacak ilk adımlar, yaşam tarzımız ve çevremizin vücuttaki savunma sistemini sürekli tehdit ettiği bir dünyada, yakalanacağımız herhangi bir hastalığa karşı alınacak önlemlerle aynıdır. Mesele, yaşam tarzımızı ciddi bir şekilde gözden geçirmekten, sonrada, yaşam ve düşünce tarzımızda köklü değişiklikler yapmaktan ibarettir. Bu her zaman pek kolay bir şey değil, ama gerçekten uzun, mutlu, sağlıklı ve kansersiz bir hayat istiyorsak, fevkalade gereklidir.
Kanser konusunda kendi kendine yetmede en önemli üç adım şunlardır:
- Gıda ve beslenme
- Zihinsel ve duygusal (veya psikolojik) durum
- Yaşam tarzı ve çevre

Modern tıbbın önlemekte çaresiz kaldığı, hatta, bazen neden olduğu hastalıklar (söylemesi üzücü de olsa bir gerçektir) her geçen gün artan sayıda insanı kurbanları arasına alıyor. Medeniyet Hastalığı da denilen bu rahatsızlıklarla başa çıkmak için insanlar artık 'doğal' şifalar aramaya başlamıştır. Batı dünyasında kalple ilgili rahatsızlıklardan ölenlerin sayısı hemen hemen iki katı olmasına rağmen en çok korkulan hastalıkların başında herhalde kanser gelmektedir. Bunun bir nedeni de birçok kanser türünün hala esrarını koruyor olması ve sebebinin bilinmemesiyle birlikte, modern tıbbın en ciddi ve yaygın görülen kanserlerin tedavisinde bile henüz yetersiz kalmasıdır.
Aslında erken teşhis konduğu zaman bazı kanser türlerinin tedavisi artık mümkündür. Öte yandan, en yaygın görülen kanserlerin tedavisindeki başarısızlığın yarattığı hayal kırıklığı, çok çeşitli alternatif tedavi yöntemlerinin geliştirilip denenmesine yol açmıştır.
Bu yöntemlerin bir bölümünün yararsızlığı ortaya çıkmasına karşın, bazıları, özellikle beslenme ve yaşam biçimi üzerinde yoğunlaşanlar, öyle büyük bir başarı kazanmıştır ki, hemen hemen Batılı Ülkelerin önde gelen kanser uzmanları, hastalarının klasik tedavisine bunların ne kadar ve ne boyutta eklenmesi gereğini ciddi olarak araştırmaya başladılar.
Klasik tıp ile ''doğal tedavi'' veya ''alternatif tedavi'' adı verilen yöntemlerin gelecekte daha da iç içe olacağı ve birlikte kullanılacağı, bununda en çok kanserden korunma ve hastalığın tedavisi alanında devreye gireceği görülmektedir.

Kanser Nedir?
Kanser, vücuttaki hücrelerin denetimden çıkıp vücudun diğer bölümlerinden bağımsız ve kontrolsüz bir biçimde büyümeye başlamadığı bir hastalıktır. Bu hücreler saldırıya geçen vahşiler gibi vücudun normal kurallarına isyan başlatır ve kendilerine ait ayrı bir düzen oluştururlar.
Bu isyancı örgütler, ya da ''hastalıklı oluşumlar'' daha sonra vücudun işleyişine müdahale etmeye başlar. Engellenmeleri için girişimde bulunulmazsa, en önemli organları işgal edip iflasına yol açarak ölüme neden olurlar.

Kanser nasıl gelişir?
Kanser şu üç aşamada gelişir:
Önce hastalıklı hücreler büyümeye başlar, çevrelerindeki dokulara nüfuz ederek vücudun belli bir bölgesine yerleşir. Kanserin ilk başladığı bölgedeki bu evresine 'primer kanser' adı verilir.
Daha sonra, vücudun bağışıklık, ya da, savunma sisteminin bir parçası olan en yakın lenf bezlerinden birine atlar ve oradan vücudun diğer bölgelerine doğru yola çıkar.Hastalıklı hücreler daha sonra yerleştikleri bu ikinci bölgede tekrar büyümeye başlar ve çoğu kez çevrelerini büyük bir hızla istila ederler. Buna kanserin ikinci evresi denir (Kanser deyimi; kanserli hücrelerin yanlara doğru yengeç gibi ilerlemesinden gelir. Latince de ''cancer'' yengeç demektir.)

Kanserin ilk işaretleri
Erken tanı, bütün kanser türleri için hayati önem taşır. İnsanlar vücutlarında kanser başlangıcı anlamına gelebilecek olağandışı değişikliklere karşı her an uyanık olmalıdırlar. Kanserin en yaygın görülen ilk uyarı işaretlerini şöyle sıralanabilir:
Memede, testislerde veya vücudun herhangi bir yerinde şişlik veya doku sertleşmesi
İyileşmeyen bir yara veya lezyon
Geçmeyen ses kısıklığı veya, öksürükle birlikte kan gelmesi
Sürekli karın ağrısı, karın bölgesinde büyük yumrular veya, yutkunma zorluğu
Bağırsak hareketleri veya, idrara çıkma alışkanlıklarında değişiklikler
Ben veya siğillerde belirgin bir değişiklik
Olağandışı kanama veya akıntı
Beklenmedik kilo kaybı veya iştahsızlık
Aşırı yorgunluk, bitkinlik veya keyifsizlik
Sürekli ağrı (her zaman ağrı yapmayabilir)
Ağrı yapmayan ancak şişen ve küçülmeyen salgı bezleri

Yukarıdaki belirtilerden hiçbiri kesin kanser tanısı anlamına gelmez. Bunlar kısa sürede, uygun tedaviyle iyileşebilecek 'iyi huylu' bir oluşumun belirtileri de olabilirler. Ama ne olursa olsun, derhal bir doktora gidip durumu bildirmek durumundayız. Sorumluluk sahibi hiçbir sağlık uzmanı sizi ciddiye almamak, detaylı muayene etmemek, daha etraflı tetkik gerekiyorsa, sizi başka bir uzmana göndermemek gibi bir hatayı yapmaz.

Gerek kadınlarda gerekse erkeklerde en yaygın görülen kanserlerin, akciğer, sindirim sistemi ve idrar yollarında ortaya çıkması, ve giderek artması, günümüzdeki beslenme tarzı, çevresel kirlilik ve sigarayı, sorumlu etken olarak işaret etmektedir.
Onu mümkün olduğunca engellemeye ve uzak tutmaya çalışmak, bu başarılamadığı taktirde tedaviye erken başlamak, değişmeyen amacımız olmalıdır.

Kanseri engellemek ve yenmek için yapılması gerekenler:
Kanser ciddi bir hastalıktır; hafife almaya gelmez. Aslında birçok ülkede yetkililerce o kadar ciddi görülür ki, kendi kendinize kanser tedavisi uyguladığınızda veya doktor olamayan birinin bunu yapmasına izin verdiğiniz taktirde yasalara aykırı davranmış sayılırsınız. Bu yaklaşım çok yaygın bir korkuya sebep olmuş, kanser, ellerinde deney tüpleri ve şırıngalarla dolaşan beyaz gömlekli uzmanlardan başka kimsenin hiçbir şey yapamayacağı, insanlığın soyunu kurutacak bir tür salgın gibi görülmeye başlanmıştır.
Ne yazık ki, bu yaklaşım kanser ve tedavisi hakkında çok büyük yanlış anlamalara yol açmıştır. Kanser gerçekten ciddi bir hastalıktır, ama tedavi edilebilir ve tedavisi de mutlaka bir tıp uzmanına bırakılmak zorunda değildir. Kendi kendine tedavi vakaları görülmüştür (doktorlar buna ''spontane iyileşme'' diyor); ayrıca kanser hastası olup da doktor olmayan kişilerin, bir başka deyişle doğal tedavi yöntemlerini uygulayan uzmanların faydasını görmüş birçok örnek mevcuttur.
Ama, tedaviden önce korunma gelir. Yani, herşeyden önce, oluşması engellenirse kanser sorun haline gelmez; ve engellenebileceğine dair kanıtlar da açıktır. Çeşitli tahminlere göre bütün kanserlerin yüzde 85 ile 95'i engellenebilir. Dolayısıyla, nedeni ne olursa olsun, kendilerinin kansere yakalanma tehlikesinin yüksek olduğunu düşünenler, burada ki öğütlerden ve gösterilen yoldan yararlanacaklardır.
Bunlar mucizevi tedaviler değildir; böyle bir şey de yoktur zaten ama hastalığı kontrol altına alabilmenin en iyi yollunu gösteren, hepside denenmiş önerilerdir.Daha önce size ne söylenmiş olursa olsun, kendiniz için yapabileceğiniz son derece güvenli, sade ve etkili şeyler var. (doğal tedavi yöntemlerinin nelere iyi gelebileceği hakkında bilgileri de burada bulacaksınız.)

Kanserden korunma
Kanserden korunma yolunda atılacak ilk adımlar, yaşam tarzımız ve çevremizin vücuttaki savunma sistemini sürekli tehdit ettiği bir dünyada, yakalanacağımız herhangi bir hastalığa karşı alınacak önlemlerle aynıdır. Mesele, yaşam tarzımızı ciddi bir şekilde gözden geçirmekten, sonrada, yaşam ve düşünce tarzımızda köklü değişiklikler yapmaktan ibarettir. Bu her zaman pek kolay bir şey değil, ama gerçekten uzun, mutlu, sağlıklı ve kansersiz bir hayat istiyorsak, fevkalade gereklidir.
Kanser konusunda kendi kendine yetmede en önemli üç adım şunlardır:
- gıda ve beslenme
- zihinsel ve duygusal (veya psikolojik) durum
- yaşam tarzı ve çevre

Gıda ve beslenme
Özel rejimlerin tümörlerin büyümesini önlediği, hatta küçülmelerini sağladığı şeklindeki iddialar eskiden beri bilinen iddialardır. Bu savlarla ilgili bilimsel kanıtlar doktorların büyük çoğunluğunu henüz ikna edememesine karşın beslenmeyle kanser arasındaki ilişki artık herkes tarafından kabul edilmektedir.
Kesin olarak hangi gıdaların kansere yol açabileceği, hangilerinin kanseri engelleyebileceği konusundaki araştırmalar halen devam etmesine karşın, dünya çapında tanınmış tüm kanser kuruluşları kanserden korunmak için hayvansal yağ ve şekerden yana fakir, bol lifli meyve ve sebzelerden yana zengin bir diyet öneriyorlar. Çeşitli gıdalarla kanser arasındaki bilinen veya, kuşkulanılan ilişkilere şu örnekler verilebilir:

- Şişmanlık ve fazla yağ tüketimiyle meme kanseri
- Tütsülenmiş ve tuzda muhafaza edilen gıdalarla mide kanseri
- Kavrulmuş et veya açık ateş üzerinde (barbekü ve ızgara gibi) pişirilen etle, başta bağırsak kanseri olmak üzere, her tür kanser.

Beslenmeyle, örneğin, bağırsak kanseri arasında kesin ilişki olduğu biliniyor, çünkü fazla miktarda pirinçle birlikte daha çok lifli gıdalar yiyen Afrikalılar bu kansere çok az yakalandığı halde, daha çok et, tereyağı ve diğer yağlı yiyeceklere ağırlık veren Batılılar'da bağırsak kanseri çok daha sık görülmektedir. Bunun bilimsel açıklaması da şöyle: Bol lifli gıdaların oluşturduğu hacimli posa sindirim sisteminden çok hızlı geçtiği için toksinlerin birikmesine ve habis bir oluşumun başlamasına fırsat bırakmıyor. Ne var ki, sağlıklı ve besleyici bir diyet uygulamak kanserden korunmanın en yollarından biri olmakla kalmayıp hastalığa yakalandınızsa onunla savaşta da çok yardımcı olduğu halde, mesele bununla bitmiyor. Bundan sonra atılacak adım, hastalıkla gerçekten savaşmak için ayrıca özel gıdalar almaktır.

Kansere karşı beslenme:
- Daha az yağ yiyin (kırmızı etteki bütün yağı sıyırıp atın, balık ve tavuğa ağırlık verin)
- Sadece yağsız veya, yarı yağlı süt, az yağlı yoğurt ve peynir alın
- Kızartmaları azaltın (yerine fırında veya, buharda pişmiş veya, kapalı ateşte ızgara yiyin)
- Tereyağı yerine az yağlı margarin (işlem görmemiş doymamış yağlar) yiyin; kaymağı unutun
- Daha fazla lif (veya selülozlu gıda) yiyin. Yani, şunları:
*günde en az beş porsiyon taze meyve ve sebze (meyvelerin kabuklarını soymayın, ama iyice yıkamayı unutmayın)
*kuru meyve, özellikle kuru erik yiyin (az şeker)
*bol miktarda koyu yeşil ve sarı sebze (ıspanak, brokoli, havuç)
*kabuğuyla fırında pişmiş patates
*bol miktarda rafine edilmemiş tahıl (esmer pirinç vb)
*kahvaltıda kepekli gevrek veya, lapa
*kepekli un ve sadece kepekli ekmek
*kepekli makarna
**Daha az şeker tüketin yani:
- pasta, bisküvi, tatlı ve çikolatayı azaltın
- tatlı olarak taze meyve yiyin
**Tuzu azaltın. yani:
- yemeklere koyduğunuz tuzu azaltın ve tuzluğu sofradan uzak tutun
- tuzlu çerez, gevrek gibi şeyleri azaltın
**Mümkün olduğu kadar organik gıdalar yiyin

Besinler kanserle nasıl savaşır:
Serbest radikallerin verdiği hasarın kanserde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Serbest radikallerin verdiği zarar kanserin kuvvetle muhtemel sebebi olmasının dışında, yaşlanmamızı da hızlandırır. Yaşlanma, tıpkı demirin paslanması veya tereyağın küflenmesi gibi vücudumuzun oksitlenme sürecidir.
Neyse ki, serbest radikallerin yol açtığı zarara karşı besinlerde vitamin ve mineral olarak bilinen doğal bir panzehir vardır. A, C ve E vitaminleriyle selenyum, çinko ve manganez gibi mineraller doğal bir antioksidan görevi görür: yani, serbest radikallerin yol açabileceği oksidasyona karşı hareket ederler. Bu nedenle bunlara ''antioksidan'' denir. Antioksidan içeren besin maddeleri kansere karşı güçlü bir koruyucudur. Kanserden korunmak için yüksek miktarda A, C ve E vitaminleriyle selenyum, çinko, manganez ve lif içeren besin maddeleri en güçlü bileşimi meydana getirir. Bunların en önemli kaynakları aşağıda sıralanmaktadır.

A vitamini
Doğal olarak beta karoten halinde bulunur ve vücut tarafından gerektiği kadarı A vitaminine dönüştürülür. Kayısı, portakal, şeftali, kavun, muz, havuç, kırmızıbiber ve tatlı patates gibi koyu sarı ve turuncu renkli meyve, sebzelerde bulunur. Aynı zamanda ıspanak, brokoli, yapraklı sebzeler gibi koyu yeşil sebzelerde de vardır.
C vitamini
Turunçgillerlerin çoğunda (portakal, limon, greyfurt, turunç) ve tropik meyvelerde (guava, kivi, mango) bulunur. Ayrıca yeşil ve kırmızı biber, brüksel lahanası, çilek, domates ve patateste de bol miktarda mevcuttur. Vücudun kendi kendine üretemediği en gerekli birkaç vitaminden biridir. Dolayısıyla, ya gıdalardan, ya da beslenmeye ek olarak ayrıca alınması gerekir. C vitamini, E vitamininden sonra en güçlü antioksidandır.
E vitamini
Bilinen en güçlü antioksidandır. Özellikle, doymamış bitkisel yağlarda (soya ve ayçiçek yağı gibi), badem ceviz gibi yemişlerde bulunur. Bezelye, fasulye ve bazı yapraklı sebzeler de zengin E vitamini kaynağıdır.
Selenyum
Bu mineral birçok değişik besin maddesinde bulunur. Et (özellikle ciğer ve domuz), bal ve deniz ürünleri (tarak ve karides), mantar, süt, yumurta,sebzeler (soğan sarımsak, kabak lahana), tahıl ürünleri.
Çinko
Çinko eksikliğinin bazı kanserlerde, özellikle de, prostat kanserinde rolü olduğu sanılmaktadır. Hastalıktan korunmada ve tedavisinde kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Türkiye'de yapılan bir araştırma, selim huylu prostat büyümesine kıyasla prostat kanserine yakalanmış hastalarda çinko seviyesinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Çinko, kabuklu deniz ürünlerinde bol miktarda bulunur. Ayrıca, balık, ciğer ve yumurta da vardır.
Lifler
Lifler, yediğimiz besinlerin sindirilmeyen ve emilmeyen kısımlarıdır. Bu nedenle sindirim sisteminden doğruca çıkıp vücut dışına atılır. Buğday veya, diğer tahıl ürünlerinin dış kabuğunda, sebze ve meyvelerin kabuklarında bulunur. Vücuttaki atıkların hacmini artırarak dışkıyı yumuşatır, dolayısıyla vücuttan daha kolay ve çabuk atılmasına yardımcı olur. Lifin kabızlığa karşı son derece etkili bir doğal tedavi ürünü olmasının nedeni budur.

Beslenmeye takviye:
Beslenmenizin yeterli olmadığını veya, çevresel kirliliğe fazlasıyla maruz kaldığınızı düşünüyorsanız, kanserden korunma veya onunla savaşmada yararlı olduğu bilinen besinleri yoğunlaştırılmış biçimde ayrıca ek olarak alabilirsiniz. Bunlar diyetinize takviye olarak tablet, kapsül,toz veya sıvı haldedirler. Kendisini kanser tehlikesine maruz gören herkesin bunları bir korunma önlemi olarak alması mantıklı bir davranıştır. Aşağıdaki tablo İngiltere'deki Bristol Kanser Merkezinin hastalıktan korunmak için tavsiye ettiği miktarları göstermektedir.
Bu tür takviye besinlerin nasıl ve ne kadar alınacağı konusunda bazı doktorlar bilgi sahibi olmakla birlikte, yetersizdirler. Beslenme tıp fakültelerinin çoğunda hala uzak durulan bir konu olduğu için, bu tür takviyelerden sadece '' idrarın fiyatını artırdığı'' iddiasında bulunan doktorlara karşı ihtiyatlı olmalısınız.

Kanseri önlemede yararlı ek besleyiciler:
Betakaroten( A vitamini) 1*6 mg. tablet, günde iki kez
B vitamini kompleks 1*50mg. tablet,günde bir kez
C vitamini (kalsiyum veya magnezyum
askorbatla birlikte) 1*500 mg. tablet günde üç kez
E vitamini 1*133 mg. tablet veya 200 iu,günde bir kez
Selenyum ( isteğe bağlı) 1*200mcg. günde bir kez
Balıkyağı ve keten tohumu yağı /veya 400-500 mg günde '' ''
Çuha çiçeği yağı 1500-2000 mg günde '' ''

Not: Aksi yöndeki söylentilere rağmen takviye besinler, üreticilerin talimatına uygun olarak kullanıldığında kesinlikle zararsızdır. Bazıları (yapay retinol şeklindeki A vitamini, çinko, selenyum gibi ) ancak çok miktarda alındığında toksik olabilir; bu da yukarıda verilen dozajların çok üstündeki miktarlar için geçerlidir. Ama en doğrusu, bunların tedavi amacıyla kullanımında gerçekten bilgi sahibi biriyle konuşmak ve onun onayını almaktır.

Psikolojik gerilim:
Herşeyden önce, ''stres'' dediğimiz şey,aşırı fiziksel ve zihinsel yüke karşı doğal bir canlandırıcı tepkidir. Belli bir miktarı kaçınılmaz olmasının yanı sıra, gerekli ve sağlıklıdır. Bizi canlı ve uyanık tutar. Ama fazlası, Amerikalı stres uzmanı Dr. Hans Selye'nin işaret ettiği gibi, sarsılmamıza ve yıkılmamıza yol açabilir. Hastalık, stresin bir türlü sona ermemesi durumunda ortaya çıkar.
Genel olarak hayatın getirdiği gerginlikleri azaltmak için kullanılan bilinen yöntemlerin birçoğu günümüzde artık kanser de dahil olmak üzere bütün hastalıklarla savaşırken kullanılmaktadır.
Örneğin, egzersiz, aşırı strese karşı mükemmel bir panzehirdir. Bu, ille de bir spor salonuna gitmek değil, yüzmek, uzun yürüyüşler y6apmak veya, bisiklete binmek anlamındadır. Egzersiz, sağlıklı kalabilmenin en gerekli şartlarından biridir; ne var ki, stresten kurtulmada ne kadar yararlı olduğunu bilen insanların sayısı çok azdır. Sonuç olarak, stres bir sorunsa, egzersize zaman ayırınız lütfen.Kanseri sadece önlemeye değil, tedavi etmeye ve iyileştirmeye de yardımcı olur.
Şayet kansere yakalanmışsanız, en önemlisi hastalıkla savaşta olumlu bir yaklaşım benimsemektir. ’’Mücadele ruhu’’ konusunda yapılan araştırmaların çoğu bunun hastaların yaşam kalitesini ve yaşama şansını artırdığını göstermektedir.

Yaşam tarzı ve çevre:
Çevremizde olup bitenleri tam anlamıyla kontrolümüz altında tutabilmek mümkün değilse de, önlem alabileceğimiz birçok şey vardır.
Örneğin, kendi irademizle yarattığımız koşulları değiştirebiliriz. Hepside kanserin belli başlı nedenleri arasında yer alan ''kaçınabilir kirlilik'' örnekleri şunlardır:
* Sigara
* Alkol
* Güneş banyosu
* Evde veya, işte tehlikeli koşullarda çalışma

Sigara
Bütün kanser uzmanları, katran içeren tütün dumanı solumanın kanserin, en azından, en önemli nedeni olduğunda hemfikirdirler. Tütün dumanı, sadece akciğer değil, gırtlak, böbrek, pankreas ve mesane kanserlerine de yol açmaktadır ve bunların hepsi hem öldürücü olabilmekte hem de tedavileri çok zordur.
Tütün dumanı, sadece sigara veya pipo içinler için değil, bunları içmedikleri halde dumanını soluyanlar içinde tehlikelidir. ''Pasif içicilik'' denilen bu durum, kansere yol açabileceği gibi astım, bronşit gibi göğüs hastalıklarına yakalanma riskini de taşımaktadır. Sigaranın, kanserden daha fazla ölüme yol açan kalp hastalıklarının da önemli nedenidir.
Tanınmış İngiliz kanser uzmanlarından Sir Richard Doll, hepside sigara içen bir grup doktor üzerinde sigarayı bırakmanın etkilerini araştıran bir çalışma yürütmüştür. Hiç sigara içmeden geçen 12 yıldan sonra bu kişilerin akciğer kanserine yakalanma tehlikesi hiç sigara içmemiş olanlarla aynı düzeye gelmiştir. Daha önce aşırı miktarda sigara içenlerde bile tehlike ciddi oranda azalmıştır.
Sonuç olarak, buradaki prensip sigarayı tamamen bırakmak, bunu başaramıyorsanız mümkün olduğunca azaltmak olmalıdır.

Alkol
Genellikle birlikte kullanılan sigara ve içki modern dünyanın en yaygın toplumsal alışkanlıklarındandır. Büyük keyif verdikleri açık olmakla beraber agız ve gırtlak kanserine de yol açabiliyorlar. Fazla alkol aynı zamanda, önce karaciğerde siroz yaptıktan sonra, karaciğer ve pankreas kanserine de sebep olabiliyor.
Buradaki prensip de yine aşırıya kaçmamak olmalı: Aldığınız alkol miktarını size hala keyif verecek, ama zarar vermeyecek düzeye indirin. Sağlıklı insanların güvenle içebileceği içki miktarı konusunda doktorların fikir birliği ettiği kesin bir ölçü yok, ama birçok uzman, erkekler için günde üç veya dört, kadınlar için iki veya üç ölçüsünü geçmemek gerektiğini düşünüyor. Ölçüden kastedilen, bir kadeh şarap, bir duble sert içki veya, küçük bir bardak biradır. Ama kanserli insanlar için en iyisi, mümkünse , alkolden uzak durmaktır.

Güneş banyosu
Genellikle güneşin ültraviyole ışınlarının yol açtığı cilt kanserleri, beyaz tenli insanlar arasında çok yaygındır. Özellikle çilli ve çabuk yanan bir teniniz varsa, nasıl, nerede ve ne zaman güneşe çıkabileceğiniz konusunda dikkat etmelisiniz.
Birçok insan, özellikle de sıcak ülkelere tatile gidenler, güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerin, sabah 11 ile öğleden sonra 3 olduğunu, koruyucu güneş yağları, hatta havanın bulutlu olmasına rağmen ciltleri için zararlı olabileceğini ya fark etmez, veya unutmuş görünürler.
Güneş banyosu koruyucu yağlar kullanılarak güneşin hafif olduğu saatlerde yapılmalıdır. Güneşin tepede olduğu saatlerde her zaman, ama her zaman, bir şapka ve uzun kollu giysiler giyerek korunmak gerekir.

Güvenli olmayan seks
Cinsel ilişki yoluyla insanların birbirlerine geçirebileceği herpes virüsü ve üreme organlarındaki siğiller, serviks kanseriyle bağlantılıdır. Bu nedenle, tıpkı içki ve güneş banyosunda olduğu gibi seks konusunda da aşırıya kaçılmamalıdır.
İşin ilginç yanı, sekssiz yaşamanın yaşlı erkeklerde prostat kanserine neden olmasıdır. Yaşları ilerleyen erkeklerde, daha az kullanılması nedeniyle prostat bezi kanserleşebilmektedir.

İşte ve evde tehlikeli bir ortam
Sürekli endüstriyel tozlar ve diğer maddelerle dolu ortamdaysanız, kesinlikle kanser tehlikesiyle karşı karşıyasınız demektir. Bilgisayar mikrodalga fırın gibi araçlardan yayılan elektromanyetik alanlara sürekli maruzsanız da, bu konu hala tartışılmakla beraber, olasılıkla ayni tehlike sözkonusudur.

Tehlikeli tozlardan korunmak için daima yüzünüze maske takın, koruyucu giysiler giyin ve eğer varsa güvenlik talimatlarına uyun.
Arabaların egzoz dumanını solumaktan, bazı ürünlerde haşereye karşı kullanılan spreylerden veya, koyun postlarını temizlerken tatbik edilen arsenikten korunmak hiç de kolay olmamasına rağmen bu tür kirliliğe karşı kamuoyunun tepkisi giderek artmakta ve denetimlerin ciddileşmesini sağlamaktadır. Buna rağmen sürekli tepkinin ve baskının her yerde sürdürülmesi yararlı olacaktır.

Radyasyon Kirliliği
Esas tehlike, bilgisayarlar ve mikrodalga fırınlar gibi, düşük frekanslı elektromanyetik radyasyon yayan elektrikli aygıtlardan gelmektedir.
- Bilgisayar ekranına mutlaka filtre koyun. Bilgisayar, televizyon veya herhangi bir göstericili aygıtın yan veya arka tarafına iki metreden daha yakın mesafede bulunmayın.
- Yüksek voltajlı gerilim hatlarına yakın mesafede oturmayın ve çalışmayın( Radyasyon alanı yüzlerce metre genişliğindedir…).
- Elektrikli aletleri, özelliklede bilgisayarları, ihtiyacınız kalmadığında kapatın.
- Granit kayalar üzerine inşa edilmiş binalarda radyoaktif Radon gazına karşı zeminlerin ve bina girişlerinin kuralına uygun izole edilmiş ve zemin altındaki havalandırmanın gerektiği gibi yapıldığından emin olun.
- Gereksiz yere röntgen ışınlarına maruz kalmayın. Röntgen çekilirken dişçinizin veya doktorunuzun diğer bölgeleri koruyucu bir örtü ile korumasını sağlayın. Bu arada ağızdan bol miktarda iyot alın. Örneğin yosun tabletleri alabilirsiniz, bunlar vücuttaki radyoaktivitenin daha çabuk atılmasına yardımcı olur.
- Fosforlu kadranı olan saatlerden uzak durun.

Ambalaj kirliliği
Paketleme için kullanılan maddelerin çoğunda az miktarda kanserojen vardır. Gıda maddelerini sarmak için kullanılan şeffaf folyo gibi plastik maddeler, süt, meyve suyu kutuları ve plastik şişelerdeki kanserojen maddeler yediklerimize, içtiklerimize geçer. Gıda maddelerini sarmak için mumlu kağıt veya alüminyum folyo kullanın; İçecekleri cam şişelerde satın alın. Gıda maddelerini porselen, toprak, cam veya paslanmaz çelik kaplarda muhafaza edin.

Hava Kirliliği
Özellikle dışarıdayken, soluduğunuz havanın kirli olduğunu hissediyorsanız, ağzınızı ve burnunuzu bir maskeyle veya ipek bir eşarpla örtün. Ateşten çıkan, özellikle de plastik ve lastik yandığında çıkan dumanı solumamaya çalışın. Sigara içilen odalarda, yeterli havalandırma sağlanmadan kömür ve odun ateşi yakılan yerlerde asla oturmayın.
Binalarda izolasyon malzemesi olarak kullanılan formaldehitli ürünlerden ve preslenmiş keresteden kaçının.

Su Kirliliği
Şehir şebekesinden su kullanılacaksa. İyi bir filtre gereklidir. Doğal kaynak sularında bile bir miktar kirlenme olduğu için filtre kullanılması önerilir. Musluktan su almadan önce, biriken pisliği atmak için, suyun bir miktar boşa akması gerek.

Özet
Kanserle savaşta, özellikle de kanseri önlemede kendi kendinize yapacağınız yardım la çok şey yapabilirsiniz( özelliklede daha önce başarılı bir kanser tedavisi geçirdiyseniz, tekrarını önleyebilirsiniz).
Yine de, kanser teşhisi konması birçok insan için çok büyük bir darbe olduğundan, anlayışlı bir sağlık uzmanıyla görüşme ve konuşma ihtiyacı her türlü tedavinin en önemli bir parçasıdır.

Erkekler ve Kadınların kendi kendilerini muayenesi:
En çok görülen belirtilere karşı dikkatli olmanın yanı sıra, meme, testis, cilt ve bağırsak gibi yaygın kanser türlerinin semptomlarını kontrol etmek için kendinizi daha yakından inceleyebilirsiniz.

Meme Kontrolü
’’ Memelerini tanımak’’, yani memelerinin normal biçimini ve verdiği hissi bilip, herhangi bir değişiklik olup olmadığını düzenli olarak kontrol etmek, Batı ülkelerinin çoğunda kadınlar için resmi sağlık politikası haline gelmiştir. Dikkat edilmesi gereken olağan dışı değişiklikler şöyledir:
- Memede veya koltuk altında küçük şişlik veya yumru.
- Memelerden birinde olağan dışı büyüme.
- Kolunuzu kaldırdığınızda, cilt üzerinde küçük bir gamze veya çukur.
- Meme derisi üzerinde veya meme başında herhangi bir kızarıklık, tahriş olmuş veya yaralı bölge.
- Meme başından gelen kan veya akıntı, çabuk iyileşmeyen kızarık bölgeler.
- Meme başının görünümünde herhangi bir değişiklik, içeri, yukarı veya aşağı doğru çekilme.
- Meme başının üstünde veya çevresinde görülen isilik veya lekeler.
- Derinin renginde değişiklik.
- Damarların normalden daha fazla belirgin hale gelmesi.

Kanser konusunda uzmanlaşmış bazı kurumlar, kadınlara her ayın belli bir gününde memelerini muayene etmelerini tavsiye ediyor. En uygun zamanda eğer adet görmeye devam ediyorsanız, adet ertesidir. Adet bitiminde memeler pek fazla şiş ve hassas olmaz. Adet görmeyen kadınlarda her ayın birinci günü meme kontrolü yapabilir. Şayet memelerinizde bir şişlik saptarsanız, derhal doktorunuza bildirin; bu arada memelerdeki tüm şişliklerinde habis ( kötü huylu.) tümörler olmadığını da unutmayın. Ama habis ise, derhal teşhis konması ve tedavinin başarılı olabilmesi içinde, mümkün olduğunca çabuk alınması gerekir.

Nasıl Yapacaksınız
Aynanın karşısında durup kollarınızın pozisyonunu sürekli değiştirin ki, memelerinizi de değişik açılardan izleyebilesiniz. Daha sonra yere uzanıp başınızın altına bir yastık, hafifçe dikleştirmek için omuzlarınızdan birinin altına da katlanmış havlu yerleştirin. Yukarı kaldırdığınız memeyi diğer elinizin parmak uçlarının içiyle muayene edin.

Testis Kontrolü
Erkeklerin. Özelliklede genç erkeklerin, testislerini düzenli olarak kontrol etmeleri gereklidir. Testislerde kanser 25-35 yaş arasındaki erkeklerde ortaya çıkar, ama erken teşhis edilirse iyileşebilir. Her ikisinde de olabilir, ama genellikle testislerden birinde görülür.

İlk belirtiler, testiste ağrısız bir şişlik veya yumru, skrotumda( testisleri tutan torba ) bir ağırlık duygusu, kasıkta veya midede fazla şiddetli olmayan ağrıdır. Bütün genç erkekler ayda bir defa testislerini kontrol etmelidirler. Sıcak küvette veya, duş sırasında skryum derisi gevşeyeceği için muayene daha rahat yapılabilir.

Nasıl Yapacaksınız
Skrotumu avucunuzla destekleyip büyüklüğünü ve ağırlığını kontrol edin. Birinin diğerinden ağır olması son derece normaldir. Ama hangisinin daha büyük ve sarkık olduğunu bilin ki, olağandışı bir gelişmeyi ayırt etmeniz kolay olsun. Her iki testisi de son derece yumuşak hareketlerle kontrol edin. İki elinizin arasına alıp parmaklarınızla herhangi bir yumru, alışılmadık bir şişlik veya, sertlik olup olmadığını inceleyin. Testislerinizi iyi tanımak önemlidir, çünkü, testisin araka tarafında epidimis adı verilen ve spermlerin depolanmasını ve taşınmasını sağlayan kordonumsu uzun bir oluşum vardır. Skrotum sıcak ve gevşemiş bir haldeyken epidimis testisten ayrılabilir ve siz bunu bir anormallik sanabilirsiniz.

Cilt kontrolü
Cildinizde büyüyen lekeler, benler, iyileşmeyen yaralar olup olmadığını düzenli olarak kontrol edin.
Yüzde, ellerde ve kollardaki bazal hücre karsinomu ve skuamoz epitel karsinomu adı verilen cilt kanserleri, yeter,nce erken teşhis edildiğinde, klasik cerrahi ve radyoterapi ile iyileşebilir. Vücuttaki habis melanomlar bile vaktinde fark edilirse başarıyla tedavi edilebilir. Aşağıdaki belirtilerden birini gördüğünüzde hiç vakit kaybetmeden doktorunuza iletin:
- Kaşınan bir ben
- Kurşunkalemin arka ucundan daha büyük bir ben
- Büyüyen bir ben
- Dış hatlarında değişiklikler olan bir ben
- Kanayan, akıntı yapan veya kabuk bağlayan bir ben

Bağırsak kontrolü:
Bağırsak kanserinin dışarıdan belirtisi hemen hemen hiç yoktur. Bu nedenle yapılacak tek şey, bağırsak hareketlerinizi dikkatle takip etmektir. Herhangi bir değişikliğin devam etmesi, bir tümörün ilk işareti olabilir.
Sorun olduğunu gösteren belirgin bir işaret dışkınızdaki ' kandır.' Bu tür bir belirtiyi derhal doktorunuza bildirin. Rektumdan kan gelmesinin bir nedeni de son derece ağrılı bir hastalık olan basurun (hemoroid) sonucu olabilir. Kabızlık çekiyorsanız dışarı çıkarken zorlanmak buna neden olabilir. Tehlikeli değildir ve kolay tedavi edilebilir. Bağırsaklardaki kanamaya polipler ( küçük iyi huylu oluşumlar ) de yol açabilir ve bunlar basit bir operasyonla alınabilir. Ama polipler bazen "habis öncesi", yani, kanserin ilk başlangıcı da olabilir. O nedenle bir an önce tespit edilip alınmalı ve laboratuara gönderilmelidir.
En çok görülen bir diğer belirti de, normal bağırsak hareketlerinizdeki değişikliklerdir. Herkesin alışkanlıkları başkadır, ancak farklı bir durum söz konusu olduğunda hemen doktora başvurunuz. Özellikle de, önce kabız, ardından ishal oluyorsanız ve bu durum tekrarlanıyorsa doktorunuza mutlaka bildirin.

KLASİK KANSER TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Doktorlar ve cerrahlar genellikle ne söyler ve yaparlar?
Daha önceki sayfalarda söylendiği gibi, kanser, kontrolden çıkan hücrelerin habis şekilde çoğalması ve çoğalmaya devam etmesidir. Bu nedenle, klasik tıp bu hücreleri mümkün olduğu kadar erken safhadayken, başka bir yere sıçrayıp orada da zarar vermeye başlamadan önce tespit etmeyi ve, ya cerrahi müdahaleyle alarak, yada, diğer yöntemlerle, yok ederek, nüksetmesini engellemeyi amaçlar.
Doktorlar kanserin her zaman öldürücü bir hastalık olmadığını bilirler. Bazı türleri, örneğin testis kanseri, tedavi edilebilir. Bu tür kanserin klasik yöntemlerle tedavisinde iyileşme oranı çok yüksektir. Yüzde 80'in üzerindedir.
Ama doktorların bildiği başka bir şey daha vardır: Bütün kanser türleri, hatta akciğer kanseri gibi üstesinden gelinmesi en zor olanlar bile, gelişmelerinin ne kadar erken safhasında teşhis edilirse, tedavi şansı da o kadar yüksek olur. Bu nedenle, doktorların çoğunun yaklaşımı, şayet bir kanser gelişiminin ilk safhasında, henüz başka bir yere sıçramamışsa, önünün kesilmesi ve hastanın iyileştirilmesi büyük bir olasılıkla mümkündür, şeklindedir.Hastadan hastaya değişmekle birlikte, tıp mesleği açısından kansersiz geçirilen beş yıl sihirli bir rakamdır.
Kanserli hastalar tedavi oldukları merkeze daha sonraki beş yıl boyunca düzenli aralarla gider ve önce üç ayda bir, sonra altı ayda bir, daha sonra da yılda bir kez kontrolden geçerler. Beş yıl geçtikten sonra hala kanser görünmezse, doktorlar hastalığın resmen iyileştiğine karar verirler.

Hastalık ne kadar erken tespit edilirse, kanserden kurtulma şansının o kadar arttığını her doktor bilir. Bu da erken teşhis demektir. Ama ne yazıktır ki, kanser, kanser, ancak kendine bir yer edinip epey mesafe aldıktan sonra belirtileri ortaya çıkan sinsi bir hastalıktır.
Bu nedenle, çoğu doktor hastalığın vücuda yerleşme ve başka yerlere sıçrama fırsatı bulamadan, düzenli olarak "tarama" programları yapılmasını destekler. Kadınlarda en yaygın tarama yöntemleri serviks kanseri için "smear testi" (simir), meme kanseri içinde "mamografi" dir( meme röntgeni ).
Erkeklerde sık görülen prostat ve testis kanserleri için de bazı ülkelerde bu tür testler yapılmaktadır.
Dolayısıyla, vücudundaki herhangi bir değişikliği fark etme ve derhal doktora bildirme sorumluluğu da insanların kendilerine kalmaktadır. Kanser de erken teşhisin önemini bilen iyi bir doktor bu tür kuşkulu belirtiler gösteren her olaya aşağıdakilerden birini veya, hepsini uygulamak zorundadır.
- Biopsi
- Kantahlilleri
- Rontgen ( baryumlu radyografi )
-Ultrasonografik tarama
- CT (veya Cat ) tarama
- Nükleer görüntüleme
- Endoskopi
Kanser çok zor ve tehlikeli bir hastalık olduğu için klasik tıp bu alanda hayli uzmanlaşmıştır; bu testlerin kesinlikle uzmanlaşmış bir klinik veya, bir hastanenin özel bölümünde yapılması gerekir. Araştırmayı sürdüren doktor da bir onkolog olacaktır ( geleneksel tıp dilinde tümörle ilgili araştırma ve tedavide uzman olan doktordur.).

Biopsi
Biopsi, tahlil için dokudan küçük bir parça alınmasıdır.

Kan tahlilleri
Hastadan alınan az miktarda kan, doktorların deyişiyle " sayılır " ve kandaki diğer kimyasal bileşenler araştırılır. Kan sayımı kandaki alyuvar ve akyuvarların sayısını ortaya çıkarır. Kan sayımının sonucu hastalığa ve verilen ilaçlara bağlı olduğu için , bu sadece hastalığın varlığını tespit açısından değil, çeşitli ilaçların etkisini ölçmek açısından da önemli bir göstergedir. Bu nedenle, kan tahlilleri hem daha önce teşhis amacıyla hem de kemoterapi gibi tedavi sırasında sık sık yapılır. Kan tahlilleri hastanın beslenmesinde eksikler olup olmadığını tespit etmek için beslenme kontrolünde da kullanılır.

Röntgen
Bir insanı neşterle kesip bakmadan içinin resmini alma aracı olarak yüz yıldan bu yana kullanılmaktadır. Esas olarak akciğer ve memede kanser teşhisinde kullanılır. son zamanlarda meme röntgeni (mamografi ) sırasında memelerin ezilmesinin varolan bir kanserin yayılmasına neden olabileceği şeklinde endişeler belirmiştir.
Doğrudan X ışınlarıyla röntgen çekilmesinde diğer bir gelişme, özellikle bağırsak kanserinde, X ışınlarıyla birlikte yalıtkanlık gösteren baryum kullanılmasıdır.

Cat, CT, BT
"CT" ve "Cat", "BT", röntgen ışınlarının bilgisayar teknolojisiyle birleştirilmesi sonucu teşhiste kullanılan, tekniğin, Bilgisayarlı Tomografinin kısaltışmış adlarıdır. Röntgen ışınlarının verdiği sonuç bilgisayar ekranına yansır ve vücudun iç kısımlarındaki organların detaylı görüntüleri ve kesitleri elde edilir.

Ultrasonografi
İç organların görüntüsünün ekrana yansıtıldığı bir başka test yöntemidir. X ışınları yerine yüksek frekansta ses dalgaları kullanılır. Esas olarak beyin ve idrar yolları kanserlerinin teşhisinde kullanılır. X ışınları gibi zararlı değildir.

Nükleer görüntüleme
Kanser teşhisinde iki türlü nükleer görüntüleme testi kullanılır:
- Manyetik rezonans görüntüleme( MRI ), dünyanın manyetik alanından 50 000 kat daha güçlü bir manyetik alana yerleştirilen vücuda, radyo dalgalarının verildiği bir tekniktir. Verilerin sinyaller bir bilgisayar tarafından görüntüye dönüştürülür. Yavaş ve pahalı bir yöntemdir, ve yan etkileri de henüz bilinmemektedir.
- İzotop taraması hastaya iyot gibi hafif radyoaktif bir maddenin çok az miktarda enjeksiyonla ( yada trioidde olduğu gibi ağızdan ) verilmesi ve araştırılan dokuların taranması tekniğidir. Bu yöntem özellikle kemik ve karaciğer kanserinin kesin olarak yerinin tespitinde kullanılır.

Endeskopi
En son fiber-optik teknolojisi ve endoskop denilen aletin kullanıldığı bir tekniktir. Endoskop, sıkıştırılmış cam elyafından yapılmış, içinden geçen ışığın aletin ucuna kadar iletildiği, uzun, ince, esnek bir tüptür. Vücuda sokulduğunda, cerrah incelediği organın içini bir mercek yardımıyla görebilir. Tüpün içindeki bir başka boru da, cerraha bölgeyi daha iyi görebilmesi için yıkama ve laboratuarda incelemek üzere küçük bir doku parçası ( smear ) alma imkanı sağlar.
Ayni alet vücudun farklı bölgelerini incelemekte kullanılır ama adı değişir; Bronkoskop akciğerlerde, gastroskop midede, kolonoskop bağırsaklarda kullanılır.

Kanser tedavisi
Habis bir oluşum tespit edildiğinde doktorların çoğu hemen tedaviye başlamak ister. Habis oluşumun ilerleme ve ciddiyetine göre, tedavi, teşhis konulduktan sonra birkaç saat içinde başlayabilir.
Klasik tıp, kanser tedavisinde şu üç ana silaha başvurur
- Cerrahi müdahale
- Radyoterapi
- Kemoterapi
Modern , klasik yada "bilimsel" tıbbın ortaya çıkışına kadar, ameliyat tek geçerli tedavi yöntemiydi. Ama bu yüzyılda ameliyata önce radyoterapi ve 1950'lerden itibaren de kemoterapi eklendi. Tedavi edilecek tümörün tipine ve hastalığın safhasına göre ya yukarıda verdiğimiz silahlardan biri tek başına yada her üçü birlikte kullanılıyor

Ameliyat
Cerrahın temel görevi, belli bir bölgedeki tümörü hastanın hayatını tehlikeye atmayacak şekilde çıkarıp almak, kanserin o bölgedeki bezlere atlayıp atlamadığına bakmak ve eğer böyle bir durum varsa, daha fazla yayılmasını önlemek için, onlarıd da almaktır.
Ama cerrahlar sadece neşter kullanmakla kalmazlar. Görevlerinin bir parçası da, kuşkulanılan kanseri tespit ve teşhis etmektir. Önce el ve göz yardımıyla, bakarak ve hissederek herhangi bir olağandışı belirti arar, oluşum içerlerdeyse bir endoskopla bakar, belki de incelenmek üzere, hasta dokudan küçük bir parça alırlar (Biopsi )
Eskiden cerrahlar sadece tümörü değil, çevresindeki dokuları da ameliyatla çıkarırlardı. Örneğin, meme kanserinde hem memenin tamamı hem de koltuk altındaki bezler alınırdı. Ama bu tür ameliyatların kadında sebep olduğu ciddi psikolojik sorunlar bir yana, her zaman yaşam süresini uzatmadığı, hatta bazen tersine kısalttığı da ortaya çıkınca ciddi biçimde eleştirilmeye başlandı.
Günümüzde artık bir cerrah kadın vücudunun şeklini bozmaktan kaçınarak kesinlikle gerektiği kadar dokuyu almakla yetiniyorlar. Yumru çıkarılıp alındıktan sonra meme bazen mümkün olduğu kadar normal bir görünüme kavuşturuluyor.
Kanser bacaktaki kemiklerden birindeyse, iyi bir cerrah eskiden olduğu gibi bacağı oluşumun yer aldığı bölgenin üzerinden kesip hastayı sakat bırakmak yerine kanserli kemiği çıkarıp yerine yapay bir kemik ( protez ) koymaktadır.

Cerrahi müdahalede gelişen teknikler
Yarayı mümkün olduğu kadar küçültebilmek ve vücudu mümkün olduğu kadar normal haline kavuşturabilmek için kanser uzmanı cerrahlar en ileri teknikleri giderek daha fazla kullanmaya başladılar. Bunlar kısaca örneklenirse;
- Lazer cerrahisinde, lazer ışınları kesme işlemi olmaksızın dokuların arasından geçiyor
- "İğne deliği" cerrahisinde sadece çok küçük bir nokta halinde kesme yapılıyor
- Mikrocerrahide en ince ve hassas operasyonlar bir mikroskop ve küçük aletlerle yapılıyor
Kanser uzmanı cerrahlar, tıpkı diğer cerrahlar gibi, gelecekte robot kullanmakta ustalaşacaklarını ve ameliyatları uzaktan kumandayla yapabileceklerini düşünüyorlar. Bilgisayarlı görüntüleme tekniği yardımıyla tümörlerin yerini, büyüklüğünü ve ne kadar yayıldığını tam olarak tespit edebileceklerini umuyorlar.

Radyoterapi
Yüz üç yıl önce, Belçikalı bilim adamı Roentgen, yüksek voltajlı bir akımı radyo lambasından geçirme deneyi sırasında, elektromanyetik radyasyonun maddeyi delip geçebildiğini keşfetti. Ne olduğunu bilmediği için bu ışınlara, "X ışınları" adını verdi.Beş yıl sonra, 1900 da, bu ışınların insan dokusuna zarar verebildiği, bu nedenle de dikkatli kullanıldığı taktirde, habis tümörlerin küçültülmesinde, hatta tamamen yok edilmesinde kullanılabileceği anlaşıldı. “Çok dikkatli olmak” son derece önemli, çünkü tedavi ederken sağlıklı dokulara zarar vermek çok basit.
Radyoterapi, özellikle radyasyona karşı duyarlı olduğu tespit edilen tümörlerin yok edilmesinde kullanılır. Ayni zamanda, ameliyattan sonra kalabilen ve çevredeki bezlere yayılma olasılığı bulunan, kanserli hücrelerin yok edilmesinde ve ilerlemiş kanser vakalarında ıstırabı hafifletmek, komplikasyonları önlemek amacıyla kullanılır. Buna “palyatif” tedavi denmektedir. İngiltere’de kanser hastalarının yarısından fazlasına radyoterapi uygulanmaktadır.

Radyoterapi kanserde nasıl kullanılır?
Radyoterapi dışarıdan röntgen aygıtlarıyla, içeriden de vücuda radyoaktif maddeler yerleştirilerek uygulanır. Ameliyattan önce tümörü küçültmek, tamamen yok etmek veya, ameliyattan sonra kalan hücreleri temizlemek için en çok dışarıdan uygulanır. Her üç durumda da verilecek dozajın radyoterapide uzman bir doktor ve bir fizikçinin ortak çalışmasıyla, büyük bir dikkatle saptanması gerekir.
Radyoterapi tedavisine girecek bir hasta benzer isimli şu uzmanlarla karşılaşır;
- Radyolog : teşhiste uzmanlaşmış doktor.
- Radyoterapist: tedavide uzmanlaşmış doktor.
- Radyografi uzmanı: röntgen cihazını kullanan ve tedaviyi uygulayan kişidir.

Dozaj saptandıktan sonra tedavinin seyri hastanın durumuna göre belirlenecektir. Her gün gelebilecek hastaya toplam dozaj daha küçük miktarlara bölünerek uygulanacak, ancak haftada bir gelebilecek bir hastaya daha yüksek miktarda verilecektir.
Tedavi başlamadan önce, radyasyonun sağlıklı dokulara ulaşmadan tam tümöre verilmesini garantiye almak için bir tür prova mahiyetinde “ simülatör” denen bir alet kullanılır. Baş ve boyuna tedavi uygulandığında, hasta pleksiglas levhalarla örtülür ve korunur, ışın verilecek bölge güvenilir bir şekilde uygun yere yerleştirilip ışınların sadece tümöre ulaşması sağlanır.
Vücut yüzeyine yakın kanserler, içinde radyoaktif madde bulunan ince iğnelerin veya tüplerin vücuda yerleştirilmesiyle tedavi edilir. Bunlar radyasyonu doğrudan tümöre taşıdıkları için hastanın diğer hastalardan ayrı bir şekilde, radyoaktiviteye karşı alınan sıkı güvenlik önlemleri altında hastanede kalması gerekir.

Yan etkiler
Radyoterapinin yan etkileri vardır, ama bunlar yeni teknikler sayesinde azaltılmıştır. En sık görülen yan etkisi, tıpkı güneş yanığında olduğu gibi cildin kızarması ve tahriş olmasıdır. Bu durum genellikle tedavinin sonuna doğru ortaya çıkar, ama bazı insanlar diğerlerine oranla çok daha fazla etkilenirler.
Tedavi sırasında hastalar genellikle kendilerini çok bitkin hisseder ve epey dinlenme ihtiyacı duyarlar. Özellikle mide ve çevresi radyoterapi görüyorsa, bulantı da olabilir. Bu yan etkiler hastalara önceden bildirilmeli ve homoepati veya aromaterapi kremleri gibi doğal tedavi yöntemleriyle bunların üstesinden gelmelerine yardımcı olunmalıdır. Tedavi boyuna ve başa uygulanıyorsa, saçlar da dökülebilir, ama tedavi biter bitmez yeniden çıkar. İlik bulunan kemiklere tedavi uygulandığında iliğin( görevi kan yapmaktır ) azalması tehlikesi vardır ve bu da enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına yol açacaktır. Bu yüzden, radyoterapi gören hastaların bol miktarda sıvı alması, gerçekten zengin bir beslenmeye ağırlık vermeleri gerekir. Böylece tam anlamıyla iyileşebilmek için vücutlarına destek olacaktır.

Kemoterapi
Kemoterapi kimyasallarla, yani, ilaçla tedavi demektir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlara hücreleri zehirledikleri için Sitotoksik adı verilir. Özellikleri, vücudun her yerindeki kanserli hücrelere saldırmalarıdır( oysa ameliyat ve radyoterapi sadece belli bir bölgedeki kanseri yok eder ). Bu nedenle, kan kanserleri( ör. Lösemi ) veya lenfatik sistem kanserleri ( ör. Hodgkin hastalığı ) gibi bütün vücuda yayılan kanserlerde son derece etkilidir.

-Kemoterapi kanserde nasıl kullanılır ?
Kemoterapi tek başına da, ameliyat ve radyoterapiyle de birlikte kullanılır. Kanserlerin ilk başlangıç noktasından dolaşım sistemi vasıtasıyla salgı bezlerine ve vücudun diğer bölgelerine yayılmasını engellemekte özellikle başarılıdır.
Sitolojik ilaçların hepsinin kendine özgü nitelikleri olduğu için her biri tek başına da kullanılabilir veya, daha geniş çaplı bir saldırı için diğer kanser ilaçlarıyla birlikte verilebilir.
Kansere karşı kullanılan ilaçların büyük çoğunluğu hap şeklinde ağızdan alınamadığı için ya enjeksiyonla ya da damara damla damla verilir. Serum diye bilinen intraven infüzyon genellikle hastanede veya uzman bir klinikte, hastanın durumunu ve gelişimini takip eden doktor denetiminde hemşire tarafından uygulanır. .
Yan etkiler
Sitolojik ilaçlar hızla bölünerek çoğalan kanser hücreleri için zehirli olmalarının yanı sıra saç, tırnak, sindirim yolunun iç çeperi gibi hızla bölünen diğer hücreleri de etkileyerek yan etkilere yol açar. Kemoterapi uygulanacağı zaman hastalara bunlar anlatılmalı, mide bulantısı ve kusma (mide çeperi tahriş olduğunda), saç dökülmesi (saç kökleri hasar gördüğünde ) gibi şeylerle karşılaşabileceklerini bilmelidirler.
Mide bulantısı ve kusmaya karşı bulantı kesici ilaçların yararı olabilir. Tedavi sırasında ve ertesinde de kelliği gizlemek için peruk kullanılabilir( İngiltere de kamu sağlığı servisince bedava verilmektedir). Etkilenen saçlar tedaviden sonra yeniden çıkar ama rengi ve yapısı farklı olabilir.

Özet
Kanser, tedavi edilse bile, insan hayatını tehdit eden bir hastalıktır. Klasik tıbbın uyguladığı mevcut kanser tedavileri sadece zor ve zahmetli değil, ama bazen da başarısızdır. Tedavi genellikle hastalıktan kötü görünebilmektedir. Bu olgular, zaman içinde iyiye doğru gitmekle birlikte yavaştır.
Kanser uzmanlarının çoğu “ileri teknoloji” tıbbına bel bağladıkları için, doğal tıbbın önerdiği daha yalın, daha güvenli tedavi yöntemlerinin değerini maalesef göremiyorlar.
Buna rağmen (Türkiye dışındaki) bazı hastanelerin kanser bölümlerinde, diğer tedavi yöntemlerinden pek çoğu uygulanmaktadır, çünkü kanserin sadece tedavi edilmesi gereken bir tümör olmadığı, ama, kişinin ruhsal ve zihinsel yönlerini de ilgilendiren bir hastalık olduğu anlaşıldı.
”Holistik” yaklaşım denen bu kavrama genellikle doktorlardan çok hemşireler heyecanla sarılmaktadır (tabi yine bizim ülkemizde değil.). Örneğin İngiltere’de Royal Marrsden kanser hastanesinin Londra’daki kanser rehabilitasyon merkezinde, hepsi masaj, gevşeme, sanat da dahil olmak üzere çeşitli doğal terapi yöntemlerinde eğitim almış hemşireler çalışmaktadır. Benzer imkanlar, Hammersmith (Londra), Lancester ve Güney Cleveland’daki hastanelerde de bulunabilmektedir.
İki yaklaşım arasındaki farkı belki de en iyi İngiltere’deki Bristol Kanser Merkezi’nin tı Direktörü Dr. Rosy Daniel’in sözleri özetlemektedir: “ Kanserde geleneksel tedavi yöntemleri hastalıktan arınmış dönemi uzatır, ama yaşam süresini uzatmaz. Öte yandan, alternatif terapiler yaşam süresini uzatır. Aradaki fark gayet açık ve önemlidir. Geleneksel tıp yangını söndürür, alternatif tıp ise yangının yeniden çıkmasını engeller. En ideali, her ikisini birlikte kullanmaktır.”
Bu bölümden sonra, kanser “yangınının” yeniden çıkmasını engellemek için daha yalın, ama etkisi saptanmış doğal tedavi yöntemlerini çok kısa tanıtacağız.

DOĞAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ VE KANSER
”Yumuşak alternatifler”
Buraya kadar gördüğümüz gibi, geleneksel kanser tedavisi; ameliyat, radyoterapi ve kemoterapi olmak üzere, esas olarak üç temel silaha dayanır. İyileşme veya yaşam süresinin uzatılması açısından sonuç, kanserin türüne ve tedavinin hangi safhada başladığına bağlı olarak çok farklıdır. Bu yöntemlerin kanser tedavisinde yeri vardır, ama genellikle hastayı müthiş bir gerginliğe sokar ve son derece rahatsız edici olabilir.
Doğal tedavi yöntemleri, vücuda kendisini iyileştirmesi için ihtiyacı olan yardımda bulunulduğu taktirde kanserin durdurulabileceği, hatta bazan tamamiyle temizlenebileceği fikri üzerine inşa edilmiştir.
Araştırmalara göre, giderek daha çok sayıda insan güvenli ve etkili olduğu kadar, olabildiğince basit, yalın ve saldırgan olmayan tedavi yöntemleri peşine düşüyor. Doğru veya yanlış, “doğal tıbbı” bu tür bir yaklaşım olarak görüyor.Doğal tedavi nedir?
Bütün doğal tedavilerin, tıpkı geleneksel tıpta olduğu gibi, tek bir ortak fikir veya, ilke üzerinde inşa edilip edilmediği (terapistlerin kendi aralarında bile) tartışma konusudur. Farklı görüşler olmasına rağmen doğal terapistlerin genel olarak paylaştığı ilkeler ve bakış açıları vardır ve bunlar şöyle özetlenebilir.
- Bedenin kendini iyileştirme ve düzenleme konusunda doğal bir becerisi vardır.
- İnsan vücudu, çeşitli parçaların tesadüfi bir toplamı değil; tam, yekpare bir bütündür.“ Holistik tıp “ terimi bu kavram üzerine inşa edilmiştir; aklın, duyguların veya ruhun beden sağlığı kadar önemli olduğunu savunur ve her hastayı bir bütün olarak ele alır.
- Çevresel ve toplumsal koşullar insan sağlığı üzerinde etkilidir.
- Sorunun ana sebebini veya, sebeplerini ele almak, mevcut sıkıntıları ortadan kaldırmaktan daha önemlidir.
- İnsanlar eşsiz varlıklardır; bir insana uygulanan bir tedavi bir başkasına ayni şekilde uygulanamaz.
- Hastaya kendi gücünü ve değerini kavratmak önemlidir; böylece, sağlığı konusunda asıl sorumluluğu üzerine alır ve iyileşme sürecine kendiside aktif olarak katılır.
- Evrende doğal bir iyileştirme gücü vardır. Batı’da bu, Latince söyleyişiyle vis medicatrix naturae(doğanın iyileştirme gücü veya “hayati güç“), Çin’ de qi veya chi, Japonya’da ki, Hindistanda prana diye bilinir. Herkes bu iyileştirme gücünü kaynak olarak kullanabilir; terapistler bu gücü hastada aktif hale getirmeyi veya bunu içlerinde harekete geçirmeleri için hastalarına yardımcı olmayı hedeflerler.

Doğal tedaviler ve kanser:
Kanseri yenmede yardımcı olduğu görülen doğal tedavi yöntemleri şunlardır:
Fiziksel tedaviler Psikolojik tedaviler

Akupünktür/akupresür Sanat, muzik, tiyatro terapisi
Aromaterapi Psikolojik danışma
Ayurvedik tıp Şifacılık / inanç şifası
Homoeopati Hipnoterapi
Şifalı bitkiler Meditasyon / gevşeme
Masaj Psikoterapi
Naturopati / hidroterapi gözünde canlandırma
Beslenme terapisi
Refleksoloji
Yoga ve tai chi

Kanser insandan insana değişen birçok farklı nedene ve belirtiye sahip kompleks bir hastalık olduğundan, kanserli insanlar için en önemli nokta; hiçbir tedavinin gerek hastalığın gerilemesinde gerekse yaşam kalitesinin yükseltilmesinde tek başına yarar gösteremeyeceğidir. Doğal tedavi yöntemlerini uygulamış birçok insan çeşitli tedavilerin bir arada uygulanmasının en doğrusu olduğunu görmüştür.
İyi bir doktor, başvuracağınız terapistin gerçekten yetenekli ve bilgili biri olup olmadığıyla ilgilenmelidir; çoğu kez de böyle olur zaten.Uygun bir terapiste gitmeniz için size yardımcı olmak hem doktorun görevi hem de bir doktorla hastası arasında varolması gereken “şifa ortaklığının“ bir parçasıdır.
Kendini yalnız ve dışlanmış hissetmek, depresyona, ve iyileşme programında verim düşüklüğüne neden olabilir. Ailesi ve dostları olan hastalar bile, toplumsal destek anlamında bir yardıma daha fazla ihtiyaçları olduğunu hissedebilirler. Bu nedenle, anlayışlı ve bilgili bir doktor size yakın çevrenizde bir “ destek grubu “ bulunup bulunmadığını söyleyebilecektir. Kanserli diğer insanlarla bir araya gelip sorunlarınızı paylaşmak (ve onlarınkini de dinlemek) zorlukları anlayıp üstesinde gelebilmenin iyi bir yoludur.
Bazı insanlar, aynı sorunları paylaşan insanların bir araya gelmesinin kaygılarını ve üzüntülerini daha da artıracağından korkarlar; bu genelde doğru değildir. Kaygılanmak yerine birbirinizden güç alır, birlikte sosyal etkinliklere katılırsınız.

Doğal tedavi uzmanından ne beklemeli?
Tıpkı doktorunuzla olduğu gibi, terapistinizle de güven ve dostluğa dayanan bir ilişki kurmak hayati önem taşır. Gittiğiniz kişiye uzmanlık belgesini sormaktan veya “ bu terapi, yada terapist bana uygun değil “demekten çekinmeyin.
Doğal tedavi uzmanlarının çoğu “ kendi sağlığınız için sorumluluğu üslenmeniz “ gibi terimler kullanarak sizi “ kontrolü ele almaya “ teşvik edecektir. Bir insanın sağlığına kavuşması için bu sürece aktif olarak katılmasının birçok doğal tedavi yönteminin başarısında önemli bir faktör olduğu görülmüştür. Bu nedenle, iyi bir uzman sadece yaşam tarzınızda basit bir değişiklik yapmanızı önermekle bile olsa, sizi bu yönde teşvik edecektir.
Bazı ülkelerde, kanser teşhisi konulmuş ve doğal tedavi yöntemlerinin gücünü ve etkisini öğrenmek isteyen insanların bir günlüğüne veya daha uzun bir süre için gidebileceği özel merkezler bulunmaktadır. Örneğin, İngiltere’de Bristol Kanser Merkezi, psikolojik danışmanlık ve belli terapilerin denenmesi imkanı sunan ve o süre içinde hastanede kalabileceğiniz haftalar düzenlemektedir.

PSİKOJİK TERAPİLER
Kanserin yol açtığı semptomları ve sıkıntıları gidermekte kesin etkili, ama aynı zamanda hastalıktan korunmaya yardımcı olabilecek, denenmiş ve sınanmış psikolojik terapiler şunlardır:
-davranış “ ve grup çalışması da dahil olmak üzere psikolojik danışma
-Psikoterapi ve “gözünde canlandırma”
-Resim, müzik ve tiyatro terapileri
-Meditasyon ve gevşeme
-Şifacılık/inanç şifası
-Hipnoterapi

Zamanla bunlar kadar veya, daha yararlı diğer yöntemler de ortaya çıkabilir, ama bugün yetenekli ve tecrübeli bir terapist tarafından uygulandığında yararı kanıtlanmış terapiler bunlardır.

FİZİKSEL TERAPİLER
Bedene güçlü destek:
Doğal fiziksel terapiler kişinin bağışıklık sistemini güçlendirme, hastalığın ve uygulanan klasik tedavilerin yan etkilerini azaltma üzerinde yoğunlaşmıştır.
Ama doğal tedavi yöntemlerinin hiçbirinin tek başına kanseri iyileştiremiyeceğini anlamak önemlidir. Bu tedavilerin başlıca rolü olumsuz etkileri azaltmak ve vücuda destek olmaktır ve bu alanda da hayli yararlı olabilirler. Hastanın gevşemesine ve stresi yenmesine yardımcı olan tedaviler özellikle yararlıdır.

Kanserde yararlı belli başlı fiziksel terapiler şunlardır:
-Akupunktur ve akupresseür
-Aromaterapi
-Ayurveda
-Homoepati
-Şifalı otlar
-Masaj
-Naturopati/hidroterapi
-Beslenme terapisi
-Refleksoloji
-Yoga ve tai chi

Megavitamin desteği:
Birçok doğal terapi uzmanı, kanserle savaşta, diğerlerinin yanısıra, A;C;ve E Vitaminleri ile Selenyum ve “temel yağ asitleri” gibi antioksidanları salık verir.
Kanserde bunların çok yüksek dozda alınmasına” süper beslenme terapisi” veya “megavitamin terapisi” adı verilir.Megavitamin terapisi- özellikle de C vitamini alımıyla ilgili,İskoçya, ABD ve Kanada’ da yapılan araştırmalardan olumlu sonuçlar gelmiştir, ama halen bu tedavi sadece geleneksel kanser tedavisiyle birlikte “yararlı” olarak değerlendirilmektedir


kaynak-donusumkonagı
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26388
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Sonraki

Dön Sağlık ve Sağlık Sorunları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron
egemdizayn
nostaljim facebook

Inline HTML