Annesiz Bir Güne Uyanmak

Düşündüren yazılar ve hikayeler...

Moderatör: esengül

Annesiz Bir Güne Uyanmak

Mesajgönderen ülkü » 17 Tem 2007, 01:22

Annesiz Bir Güne Uyanmak

Gece çökünce, uzun beyaz florasanlar ile aydınlatılan koridorlarda, üzerlerine ilaç kokuları sinmiş hasta yakınları, korku, umut ve endişeyle beraber, geceyi sırtlayıp sabaha taşırlardı.

Hastanenin ikinci katında bulunan yoğun-bakım odasındaki sessizlik, karanlığı bile kıskandırmaya yeterdi. Azrail`in sık sık uğradığı bu yerde, umut zincirlerine sarılmış yaşamlar; insanca bir çaba ile sürdürülürdü. Belki anneme bir faydası olur düşüncesiyle, görevlilerin izin verdiği kadar bu odanın önünde beklerdim. Beni terk etmesine izin vermediğim umudumla...

Salı gününü çarşamba gününe bağlayan gece de, yoğun-bakım odasındaki hareketlilik gözüme çarptı. Ses avına çıkmış kulaklarımla, tüm olup biteni anlayabilmek için yaklaştığımda, görevlilerin her zaman yaptıkları gibi yaşam savaşını kaybeden birini, sarıp sarmalayıp, zemin katta bulunan morg odasına götürmek üzere çabaladıklarını gördüm. Ölen kişinin annem olabileceği korkusu, yüreğime oturdu. Üzerine bastığım mermer zemin sanki ayaklarımın altından çekildi, dengem bozuldu ve vücudumun her yeri titremeye başladı. Kendimi biraz olsun toparladıktan sonra görevlilere ; ''bu kez kim?'' diye soracakken, birgün önce hastanenin kantininde çay içip, sohbet ettiğimiz hemşirenin dost elini sırtımda hissettim. —Yaşlı amca!'' dedi. —Bir haftalık yaşam mücadelesi sona erdi. Dayanılmaz acılar çekiyordu. Ölüm belki de kurtuluşu oldu.''

Hemşirenin söyledikleri beni rahatlatmıştı ama her gün birilerinin ölmesi, sıranın anneme de gelebileceği korkusunu üzerimden atmama yetmemişti. Yine de tüm olumsuz düşünceleri beynimin duvarlarından kazımak üzere, hemşireye teşekkür edip yanından ayrıldım.

Hastanenin karşısında bulunan cami minaresinden yükselen ezan sesi; insanları sabah namazına davet ederken, İstanbul sisli bir sonbahar sabahına uyanıyordu.

Sigara içmek için kantine geldiğimde, kardeşlerimin ve babamın ayrı ayrı masalarda oturduklarını, sildikçe yenileri gelen gözyaşlarını, nafile çabalarla birbirlerinden sakladıklarını gördüm. Beni fark ettiklerinde, sorgulayan gözleri suratımdaydı.

İnandırıcılıktan uzak sözcükleri bile bulmamın günbegün zorlaştığı, kimin, kimi kandırdığının bilinmediği, insanca oynanan bir oyunun kim bilir kaçıncı sahnesindeydim. Benimle beraber umut biriktiren bu insanların, morallerini yüksek tutma zorundalığım, beni yalan üreten bir makineye çevirmişti.

Daha fazla beklemeden aklıma gelen yalanları sıralamaya başladım. ''Yoğun bakım odasında bulunan yaşlı amcayı hatırladınız mı? Hani annemin solunda bulunan. İşte o amca iyileşmiş. Ölüm riskini atlatmış olacak ki, yukarı katta bir odaya aldılar. İnşallah annem de iyileşecek! Hep beraber evimize gideceğiz!''

Söylediklerimi onaylarcasına başlarını sallayıp, hep bir ağızdan ''inşallah!'' dediler. Beraber, yoğun-bakım odasının sorumlu doktorunun, hasta yakınlarını bilgilendirmek amacıyla, saat 10.30`da yapacağı görüşmeyi beklemeye koyulduk.

Saati görebileceğim bir masa bulup oturdum. Ismarladığım demli çayımı içerken, bir de sigara yaktım. Zaman genişliyordu, genişledikçe yüreğimden gelen kabul edilmez öfke ve direniş giderek artıyordu. Henüz hayatının baharında olan annem, lanet olası bir odada ölüm-kalım savaşı veriyordu. Şuurunu kaybetmiş, kalbi de bir cihaz yardımıyla çalışıyordu. Sığındığım Allah`a dua etmekten başka elimden hiçbir şey gelmiyordu. ''Ya annem ölürse'' düşüncesi, beynimi kemiren kocaman bir kurt oluyor ve her geçen dakika daha fazla kemirgenleşiyordu. Gözlerimde tıkalı olan yaşlar, bir yol bulup akmaya başladı. Ağladım çokça...

Saatler 10.30`u gösterdiğinde, yoğun-bakım odasının sorumlu doktoru, bir sonraki günün getireceklerine kendimizi hazırlamamız gerektiğini söylüyordu. Annemin beyninde oluşan ödem, yaşama şansını neredeyse sıfıra indirmişti.

Günlerdir hastanede uykusuz, sağa-sola koşturan bedenim, doktorun söyledikleri karşısında direncini iyice yitirdi. Göz kapaklarım kendiliğinden kapandı. Eve kiminle geldiğimi, üzerimdekileri çıkartıp, yatağa nasıl uzandığımı hatırlamıyorum. Derin bir uykudan sıçrayarak uyandığımda, kardeşimin -''Hastaneye gitmemiz gerek!'' feryadının yankısı, hastaneye gitmek üzere bindiğimiz taksinin içerisinde bile sürüyordu.

Hastaneye geldiğimde, annemin parmak uçlarından kayan yaşam yıldızı, veda için bekliyordu. Henüz ısısını kaybetmemiş yanağına bir öpücük kondurduktan sonra, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, morg odasından dışarıya çıktım. Adımlarım beni, günlerdir annemi bize bağışlaması için dua ettiğim caminin avlusuna götürdü. Kulağıma fısıldanan, nereden ve kimden geldiğini bilmediğim ''Takdir İlahi'' sözcüğü, beni ne kadar teselli edebilirdi ki?

Aynı gün, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazından sonra, annemi son yolculuğuna uğurladım.

Ertesi günü, İstanbul yine bir sonbahar sabahına uyanırken, annesiz geçireceğim ilk gün başlıyordu. Canımın yarısının olmadığı...


06/01/2006


Atilla Dursun
ülkü
Süper Üye
Süper Üye
 
Mesajlar: 2077
Kayıt: 12 Eki 2006, 15:58
Konum: İstanbul

Annesiz Bir Güne Uyanmak

Google Reklam
 

Mesajgönderen €mo$ » 17 Tem 2007, 01:31

eline sağlık ülkü abla :gul:
Ey Kendini Nimetten Sayan Sevgili, Sen Beni İstemedin Sanma !
ALLAH (C.C) Nasip Görmedi O Kadar...
Konu Kapanmıştır.
€mo$
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7203
Kayıt: 20 Eki 2006, 17:22
Konum: beLLi deqiL..

Mesajgönderen esengül » 17 Tem 2007, 08:26

teşekkürler ülkü... :gul:

annesiz bir güne uyanmak?
düşüncesi bile çok acı ama er,geç hepimizin başına
gelecek...
Allah annelerini kaybedenlere sabır etmeyi,
anneleri hayatta olan arkadaşlarada
onların değerini bilmeyi nasip etsin ve uzun seneler
anneleri yaşasın inş. sağlıklı bir şekilde...
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26382
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Mesajgönderen efdelya » 09 Eyl 2007, 15:56

[align=center] ..Gelen Gider Giden Gelmez.. !!



Yine akşam oldu, güneş battı, karanlık dünyamı yuttu. Ruhumda leylak kokulu hatıralar... Gözümde hüzün bulutları... Gidip de gelmeyenler...

Deniz kıyısındaydı evimiz. Dalgalar bahçe duvarımızı yalardı...

Güneş, denizi, bulutları, ufukları boyayarak batardı. Güneş penceremizde batardı.

Büyükannem pencerenin önünde, üstünde yaşanmış yılların izi olan bir koltukta otururdu. Omzunda acem şalı... Duvarlarda sülüs yazılar...

Güneşin batışını seyrederdi. Ne görürdü, ne düşünürdü ben bilmezdim.

Başında beyaz tülbendi, elinde dede yadigârı tespihi biten güne, batan güneşe bakar, ağlardı.

Bu sahneyi benim çocuk gözlerim görürdü.

Bir akşam güneş büyükannemi de aldı gitti.

...

Güneş sayısız kereler battı... Gün hep bitti... Annem büyüdü, büyükanne oldu...

Annem...

Elinde Kuran, gözlerinde yaş, yüzünde acıtmayan bir hüznün gölgesi... Gülkurusu eşarbını ağarmaya başlayan saçlarına salıyor... Akşam güneşi vuruyor yüzüne... Aynı koltuğa oturur, batan güneşe bakardı.

Günler yine bitti, güneş sayısız kez battı ışıklarını toplayarak. Bir akşam gün batarken annem göremedi onu... Anılarını, hayallerini, ümitlerini aldı ve gitti.

Bunu benim olgun gözlerim gördü.

...

Şimdi... Şimdi o koltukta ben oturuyorum! Büyükannemi düşünerek, annemi hatırlayarak denize, güneşe, kızaran batıya bakıyorum.

Ömrüm denize yağan yaz yağmuru. "Anne" diyorum, "senin yaşındayım ve sana muhtacım."

Deniz ufku yaşlı bir göz gibi kapanıyor. Varlıklar uykuya dalıyor. Geceyi görüyorum, gecedekileri göremiyorum. Günler geçiyor turnalar gibi...

Dünya hali diyorum, gelen gidiyor, giden gelmiyor. Hüzün bulutları biriktiriyorum. Gözlerim pınar.

Akşam oluyor, kuşlar dönüyor, benim ruhum uzaklarda... Beni götürecek güneşi bekliyorum.

Ben akşamı S e v i y o r u m anne... Gerçi hüzün yüklü bulutlar gibiyim, ama ümidim var. Ömür de bir gün gibi.

Ben akşamı S e v i y o r u m anne... Bir akşam o ışıklı gemi beni alıp sana getirecek. Koltuğumuzda oturuyor, denize bakıyor ve bekliyorum...

Orada da güneşler batıyor mu, anne?

(( Ömer Sevinçgül ))
[/align]
efdelya
Süper Üye
Süper Üye
 
Mesajlar: 3888
Kayıt: 19 Mar 2007, 15:10
Konum: Kocaeli

Re: Annesiz Bir Güne Uyanmak

Mesajgönderen esengül » 31 May 2008, 11:30

ANA KUZUSU

Cuma namazindaydik. Sag tarafimda yasli bir adam, onun
saginda ise tek kisilik bos yer vardi. Yasli adam, farza
kalkarken arkaya döndü ve boslugun gerisinde duran 14-15
yaslarindaki gence:
- Saf'i doldur evlat, dedi. Gel yanima.
Çocuk, mahcup bir ifâdeyle:
- Mümkünse burada kilmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya
baskasi geçebilir.
Yasli adam, çocugun üzerinde bulundugu uzun tüylü
yesil haliyi göstererek:
- Ne o dedi. Yoksa orasi daha yumusak diye mi gelmiyorsun?
Ve öfkeyle devam etti:
- Anne kuzusu, ne olacak...
Namaz bittiginde, yasli adamin Cuma'sini tebrik ettim.
Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine
çoktan pisman olmustu. Delikanlinin nurlu yanaklarini oksarken:
- Sana 'anne kuzusu' dedigim için kusura bakma yavrum,
dedi. Bir anda agzimdan kaçti iste...
Çocugun gözleri dolu doluydu. Basini yere egerken:
- Bu söylediklerinizde haklisiniz efendim, dedi. Üzerinde
namaz kilmak için israr ettigim hali, vefât ettiginde annemin
tabutuna örtülmüstü. Orada secdeye kapandigimda, sanki beni
kucaklamis gibi oluyor da...

Cüneyd Suâvi
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Yanına al....... Aşkınla Yak ..!!
Yok et zerrelerimi, hatta tüm benliğimi..
Gözümü al, görmesin sensiz hiçbirşeyi..
Gönlümü al, sevmesin Sensizliği ...
-Hz. Mevlana-
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26382
Kayıt: 13 Eki 2006, 18:49

Facebook


Dön Düşündüren Yazı ve hikayeler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

egemdizayn
nostaljim facebook

Inline HTML