Deyimlerin Öyküsü...

Genel Konular

Moderatör: esengül

Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 15 Oca 2008, 21:39

Deyimlerin Öyküsü

AVUCUNU YALA
(Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın; anlamında kullanılan bir deyim.)

Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır.

Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.




AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
(Bir zorluğu çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen hiç beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller karşınıza dikilir. Böyle durumlarda bu deyim kullanılır.)

Deyimin öyküsü Osmanlı tarihine dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemeni Osmanlı topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen;de isyan çıkmış, uzun uğraşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı.

Söylentiye göre Sinan Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar.

Bu sırada bir fırtına çıkmış ve rüzgarın savurduğu bir kum bulutu pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış.

Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir asker, arkadaşlarına:

-Biz Allah;ın nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkar kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Ulu tanrımız, Kabe;ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş yağdırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş.





ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAK
(Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyim.)

19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris;te bir resim sergisi açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sormuş.

-Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.

-Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.

-Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?

-Ben kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,

-Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Deyimlerin Öyküsü...

Google Reklam
 

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen ussa » 15 Oca 2008, 21:49

İPE UN SERMEK

(İstenilen işi yapmamak için çeşitli bahaneler uydurmak, güç koşullar öne sürmek, güçlük çıkarmak anlamında bir deyim.)
Nasreddin Hoca’nın, aldığını bir türlü geri vermeyen ya da kırık dökük, delik, kopuk, sakat olarak geri getiren bir komşusu Hoca’dan bir gün urgan ister. Hoca da ‘Bizim hanım biraz evvel urganın üzerine un serdi, veremeyiz.’ Der. Komşusu güler;’Aman hocam, hiç urgan üstüne un durur mu, ipe un serilir mi?’ diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırır. ‘Neden serilmesin. Vermeye gönlüm olmayınca, ipe un da serilir elbet.’


FOYASI MEYDANA ÇIKTI

(Aslı astarı araştırıldı, hilesi meydana çıktı anlamında bir deyim.)
Kuyumcular süs eşyalarında kullandıkları elmasların arkasına, ‘foya’ denilen bir madde sürer, ayna gibi, ışığı yansıtarak, daha çok parlamasını sağlarlar.
Zamanla bu foya dökülür, taş da eski parlaklığını yitirir. Buna foyası çıkmış derler. Bunun gibi, hilekar kişilerin yalanları ortaya çıkınca, aynı deyim kullanılır.


ELİNE SU DÖKEMEZ

(İki kişiyi karşılaştırırken, daha önemsiz, değersiz, yeteneksiz, geri gördüğümüz kişi için, ‘ötekinin eline su bile dökemez deyimini kullanırız.

Eskiden, namaz abdesti alınırken, abdest alan kişi, bir usta ise, çırakları, kalfaları, Medrese hocası ise mollaları, öğretmen ise öğrencileri, eline ibrikle su dökerek abdest almasına yardımcı olurlardı.
Böyle önemli bir kişinin eline, yolu yordamınca, ibrikten su dökmek için, o kişiye biraz yakın olmak, onun yanında iyi kötü bir yer almış bulunmak gerekirdi. Yoksa her önüne gelenin yapacağı iş değildi.
İşte bu nedenle, iki değerli kişi ölçülürken, bilgisi, yeteneği, zekası daha az olan için, bu deyim kullanılır.


ATEŞ ALMAĞA MI GELDİN?

(Ziyaretini çok kısa tutan ,gelir gelmez gitmeye kalkan kişiye söylenen, ‘çok çabuk gidiyorsun’ anlamında bir deyim.)
Eskiden kibrit yokmuş. Ateş sönünce, ateş küreği ile komşuya gidilir, bir parça ateş alınırmış.
Ateş almak için komşuya geçen kadınlar, kürekteki ateş sönmesin diye oturup çene çalamazlar ve acele ederlermiş.
Kapıdan içeri girmeyerek, kısa bir konuşmadan sonra gitmek isteyen ziyaretçilere:
-Ateş almaya mı geldin? denmesi de işte bu devirlerden kalmadır.
ussa
Bizden Biri
 
Mesajlar: 299
Kayıt: 01 Oca 2007, 00:53

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 27 Oca 2008, 16:19

BİR ÇUVAL İNCİRİ BERBAT ETMEK

(Yanlış bir davranış veya sözle, olumlu giden bir işi bozmak anlamında bir deyim.)
İncir satılmak üzere hazırlanırken, içlerinde çürük, kurtlu, hastalıklı olanlar ayrılır. İyi ayıklanmaz da içlerinde kurtlu, çürük olanlar kalırsa, ötekileri de bozar, çürütür.
İyi ayıklanmayan bir iki çürük incirin, bir çuval inciri bozduğu gibi, bir toplulukta bir kişinin ağzından çıkan münasebetsiz, gereksiz bir söz de, topluluğun neşesini kaçırır, keyfini bozar.
BAL MUMU YAPIŞTIRMAK

(Yapılacak bir işi unutmamak için kullanılan mecazi bir deyim.)
Bizler, mahalle mektebinde okurken, kitapta, dersimizin yarım kaldığı satırın başına, nohut veya mercimek kadar bir balmumu yapıştırır, ertesi ders, oradan devam ederdik.
Bu balmumu, dersimizin nerede kaldığını unutmamak için bir işaretti.
Günlük yaşamda da önemli olayları kastederek,’unutmamak için balmumu yapıştırdım’ sözünü mecazi olarak kullanırız.
ELİ KULAĞINDA

(Hemen, az sonra beklenen işler için kullanılan bir deyim.)
İslamiyet’in ilk yıllarında ezan okunurken. Mekkeli müşrikler(inanmayanlar) alay ettikleri ve okuyanı şaşırttıkları için, ilk müezzin Bilal Habeşi, elleri ile kulaklarını tıkayarak okurdu. Birisi yanındakine, ‘Ezan okundu mu?’ diye sorduğu zaman, eğer ezan çok yakın ise, diğeri şöyle cevap verir:’Hayır okunmadı ama, eli kulağında’ Olması çok yakın işler için hemen, eli kulağında gibi sözlerin kullanılması buradan kalmıştır.
DEVLET KUŞU KONMAK

(Deyimin kullanıldığı söz gelişi: Beklenmeyen, büyük, önemli kısmet; şans.)
Bir rivayete göre, vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.
Gerçi tarihte, gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler, gerek İsa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler için, ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür.
DİMYAT’A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK

(Daha fazla kazanacağını daha iyisini elde edeceğini umarken, elindekinden olmak anlamında bir deyim.)
Dimyat Mısır’da Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye’ye gelirdi.
Dimyad’a pirinç almaya giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz’de Arap korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.
Binbir müşkülât içinde Türkiye’ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul’dan kalkmış memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak sözünün aslı buradan kalmıştır.
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN

(Aslında doğru dürüst bir işle meşgul değilken, öyleymiş gibi göstermek; boş durmamak için yapılan, fazla kârı olmayan işler hakkında söylenen bir deyim.)
Nasreddin Hoca, yumurtanın sekizini bir akçeye alır, dokuzunu bir akçeye satarmış.
Hoca’nın bu acayip ticaretini görenler, nedenini sormuşlar. Hoca da cevaben:
-Dostlar alışverişte görsün... demiş.


ÇATTIK BELAYA MÜSTEFİLATUN

(Çapraşık, içinden çıkılması kolay olmayacağı anlaşılan bir durumla karşılaşıldığını anlatan bir deyim.)
Vaktiyle İzmir lisesinde edebiyat sınavına giren bir öğrenciden, müstefilatun vezninde bir kelime söylemesini istemişler.
Çocuk düşünmüş, bir türlü bulamamış. ‘Çattık belaya müstefilatun’ diye mırıldanıyormuş. Öğretmenlerden birinin kulağına gitmiş. ‘Ne dedin, ne dedin? Bir daha söyle’ demiş. Zavallı öğrenci bir kabahat işlediğini sanarak: ‘Yok efendim, ben bir şey demedim’ deyince, gülmüşler: ‘Oğlum, işte buldun, (çattık belaya) kelimesi müstefilatun veznindedir.’ diye, iyi not vermişler.
ATEŞ PAHASI

(Çok pahalı anlamında kullanılan bir deyim.)
Kanuni Sultan Süleyman, adamlarıyla avlanmaya çıkmış. İstanbul çevresinde avlanırken oldukça uzaklaşmışlar. Hava birden bozmuş ve çok şiddetli bir yağmura tutulmuşlar. Islanmış ve üşümüş olarak bir kömürcü kulübesine sığınmışlar. Her ne kadar kendilerini tanıtmak istemeseler de kömürcü işi anlamış. Bunlara hemen bol ateş yakmış, ısıtmış, sıcak bir şeyler ikram etmiş. Gidecekleri sırada, Sultan Süleyman, kömürcüye ateş yaktığından dolayı kaç para borçları olduğunu sormuş. O da:
-‘Bin altın’ demiş.
Parayı çok fazla bulan veziri:
-‘Bu ateşin ücreti çok pahalı’ demesi üzerine padişah:
-‘Bu ateş deydi pahasını da verin’ demesi üzerine bu deyim ‘ateş pahası’ olarak dilimize yadigar kalmıştır.
EŞEK SUDAN GELİNCEYE KADAR DÖVMEK

(Adamakıllı dövmek anlamında kullanılan bir deyim.)
Balkan Harbi sıralarında cephedeki bir askeri birlikte su ihtiyacını her bölüğün saka neferleri temin ederdi.
O zamanlar, mekkare katırlarından başka adına karanfil kolu denilen, merkepli nakliye kolları da vardı. Her bölüğe de bir merkep tahsis edilmiş. Saka neferleri bu eşeklere yükledikleri fıçılarla, ordugâha yarım saat uzaklıktaki bir pınardan su taşırlarmış.
Bölüklerden birisinin saka neferi çok saf ve tembel imiş. Bir gün pınar başında yatmış, uyumuş. Eşek de çimenler üzerinde otlarken uzaklara gitmiş.
Uyandığı zaman akşam olmak üzere imiş. Merkebi aramış, bulamamış. Koşarak bölüğe gelmiş. Susuzluktan kıvranan bölüğün çavuş ve onbaşıları sakayı yakaladıkları gibi, bölük kumandanı alaylı yüzbaşının karşısına çıkarmışlar.
Çok sert ve aksi bir adam olan yüzbaşı saka neferini sorguya çekmiş. Neticede uyuduğunu ve eşeğini kaçırdığını öğrenince, hemen etrafa atlılar çıkarıp eşeği aratmaya göndermiş. Sakayı da çadırın direğine bağlayıp başlamış dayak atmaya. Can acısı ile avaz avaz bağıran saka:
-Aman yüzbaşım, ölüyorum, bir daha uyumayacağım. Artık dövme! diye yalvardıkça, yüzbaşı:
-Acele etme, daha eşek bulunamadı. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyeceksin ki bir daha eşeğine sahip olup, muharebe yerinde, vazife başında uyumayacaksın... demiş.
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen beloş » 07 Şub 2008, 12:46

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMAK


Masumane işlemiş bazı hatalar vardır;hani birisine iyilik yapayım derken zararı dokunmak,iltifat edeyim derken karşısındakini gülünç duruma sokmak, saygı göstereyim derken aşağılamak gibi.Tamamen iyi niyete bağlı bu tür hatalar için dilimizde “kaş yaparken göz çıkarmak ” denir.Resmi tatilin *****a günleri yapıldığı eski toplumumuz da düğünler de bu güne rast getirilir ve Perşembe akşamından da gelin hanım süslenirmiş. Kuaförlerin,güzellik salonlarının,moda evlerinin bulunmadığı o zamanlarda gelini süsleyen hanımlara meşşata,kalemkâr veya yüz yazıcı, bu faaliyete de koltuk merasimi denilmiş.


Alıntıdır.
Adını kurutulmuş bir gül gibi yüreğimde saklıyorum
beloş
Moderatör
Moderatör
 
Mesajlar: 9458
Kayıt: 09 Oca 2008, 22:57

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen €mo$ » 07 Şub 2008, 17:37

AĞZINDAN BAKLAYI ÇIKARMAK
( Sabrı tükenip, o zamana kadar söylemediğini söyleyivermek anlamında bir deyim.)
Eski zamanlarda çok küfürbaz bir adam varmış. Memleketin müftüsü bu adamı çağırıp sık sık nasihat edermiş.
Küfür edeceği sırada aklına gelip, vazgeçmesi için de ağzında bir bakla tanesi tutmasını önermiş.
Bir gün yine müftü efendi bu adama nasihat ederken, münasebetsizin biri içeri girmiş ve müftüye sormuş:
-Müftü efendi, sağdıcım öldü. Bana mirasının kaçta kaçı isabet eder?
Canı sıkılan müftü, küfürbaza dönmüş:
-Çıkar ağzından şu baklayı da, bu herife gerekli cevabı kendi usulüne göre sen ver, demiş.
Ey Kendini Nimetten Sayan Sevgili, Sen Beni İstemedin Sanma !
ALLAH (C.C) Nasip Görmedi O Kadar...
Konu Kapanmıştır.
€mo$
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 7214
Kayıt: 20 Eki 2006, 16:22
Konum: beLLi deqiL..

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 26 Mar 2008, 22:50

İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK
Giyim kuşamına özen göstermiş,şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık”iki dirhem bir çekirdek”sözü kullanılır.
Bu yakıştırma,ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır.Belki biliyorsunuz,bir okka,bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar.Okkanın dört yüzde birine,dirhem adı verilir(Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.).Dirhem,daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür.Ancak sarraflar,dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar.Buna çekirdek denir ki toplam 5 santigram karşılığıdır.



Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını,toplam iki dirhem bir çekirdek ağırlığa sahiptir.Bu durumda süslenmiş kimselere,iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar,mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.




GÜME GİTMEK
Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken HOOOPPP GÜM
şeklinde nara atarlarmış.Ancak aynı "kurunun yanında yaş da yanar" atasözünde olduğu gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş.
İşte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldığında,günahsız yere hapse götürülüyor anlamında "ADAMCAĞIZ GÜME GİTTİ,YAZIK OLDU" demiş...






KOZUNU PAYLAŞMAK
Koz, ceviz manasına gelir.Eskiden Kastamonu'nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı.Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı.Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı.Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki,köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı.
Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için,"BENİM OĞLAN KOZUNU PAYLAŞACAK ÇAĞA GELDİ" derdi...
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 28 Haz 2008, 14:41

Buyrun Cenaze Namazına


Kurtuluş caresi kalmayıp, tüm umudun tükendiğini anlatan bir deyim.
Deyimin Hikayesi:
Sultan 4. Murat çok sık kıyafetlerini değiştirir tebdili kıyafet eder halk içinde denetimlere çıkarmış. Çok sert uygulamalarıyla tanınmıştır. Döneminde özellikle tütün yasağının çok sert şekilde uygulanmaya çalışıldığını özellikle belirtelim.
Bir keresinde de tebdil-i kıyafetle zamanın nüktedanı Bekri Mustafa'nın da içinde olduğu bir kayığa biner. Beraber tütün içerler eğlenirler. Zaman geçtikten sonra Bekri Mustafa sorar:
'siz kimlerdensiniz?'
'Oğuz neslindenim' der 4. Murat. Ardından
'hangi kolundansınız?' sorusu gelir. Cevap daha belirgindir:
'Kayı boyundanım'. 'Hangi sülaledensiniz sorusuna ise bildik bir cevap gelir:
'Osmanoğullarındanım!' Bekri Mustafa son bir soru sorar:
'Adınız?'
'Murat!'
'Sultanı da var mıdır?' 4. Murat
'Evet Sultanı da vardır' deyince Bekri Mustafa kayıktakş arkadaşlarına döner ve
'Buyurun cenaze namazına' der...





İnsanoğlu Kuş Misali

Hazır Üsküdar’a geçmişken ordan devam edelim. Zamanında Üsküdar’da bir “Miskinler Tekkesi” bulunurmuş. Adından da anlaşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkeninde penceresi açık ama kimsenin ayağa kalkıp pencereyi kapatmaya mecali yok.
Birinci miskin: Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım.
İkinci miskin: Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım.
Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birinci miskin daha fazla dayanamaz bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır, camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: “Ya mirim gördün mü, insanoğlu kuş misali. Dün neredeydim, bugün neredeyim”
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen bocek » 07 Tem 2008, 22:50

oha :karakedi: :dur: :hihihi: kelımesının dogusu

1950'li yıllarda.Türkiye ekonomide çok zorlu yıllar yaşıyor. Dönemin Ekonomi Bakanı Osman Hakkı Arsoy ise sık sık halkın karşısına çıkıp durumun pek kötü olmadığından bahsedip büyük vaatlerde bulunuyor. Dünyanın en zengin memleketi olcaz, herkesin arabası, evi, bankada parası olcak vs. İşte bu dönemde sayın bakan milletin diline dolanıyor, herkes onla dalga geçiyor falan ve halk arasında çok palavra atıp, işklembeden sallayanlara "Osman Hakkı Arsoy" denmeye başlanıyor. Sonra zamanla bu isim çok uzun olduğundan, başharfleriyle kısaltılıp O.H.A şeklini alıyor bu deyiş. O gün bugündür OHA diyoruz. Siz ne sanıyordunuz


alıntıdır



ne derece dogru bılemem :kitap: :hayir: :ssst:
bocek
Bizden Biri
 
Mesajlar: 944
Kayıt: 12 Eki 2006, 15:01

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 11 Tem 2008, 20:51

Ateş Pahasi
Kanuni Sultan Süleyman, adamlarıyla birlikte avlanmaya çıkmıştı. Bir ceylanın peşinden koşarlarken zamanın nasıl geçtiğinin ayırdına varamadılar.

'Biz nerelere geldik böyle?' diyerek çevrelerine bakındıklarında hava kararmaya yüz tutmuştu.

Gök kararmakla kalmamış, şiddetli bir rüzgar ve ardından da savruntulu bir yağmur bastırmıştı. Hünkar ve adamları, bu dağ başında bulabildikleri bir kulübeye kendilerini zor attılar.

Sığındıkları kulübede, geçimini odunculuk yaparak sağlayan yoksul bir köylü yaşıyordu. Adamcağız bu Tanrı konuklarını içeri aldı, onlara elinden geldiğince yardımcı olmaya başladı.

Padişah kendini özellikle tanıtmak istememişti; ama yoksul oduncu onun kim olduğunu anlamakta gecikmedi. O nedenle ocağa büyük büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıttı.Bir de sıcacık çorba ikram etti.

Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek memnun kalmışlardı. Geceyi orada rahatça geçirdiler. Hatta padişah bir ara çevresindekilere, 'Doğrusu şu ateş bin altın eder' diye de söylendi.

Ertesi gün yola çıkmadan önce padişah oduncuya önce memnuniyetini bildirdi:

'Efendi! Bizi ihya ettin. Harlı ateşin sayesinde geceyi pek rahat geçirdik' dedi ve sordu:

'Söyle bakalım borcumuz ne kadar?'

Oduncu, kırk yılda bir eline geçen bu olanağı değerlendi ve parayı biraz yüksek söyledi:

'Bin bir altın yeter, beyzadem' dedi.
'Çok fazla istemedin mi?'diye soran padişaha.
'Yemek ve yatak bedeli bir altın,ateşin bin altın ettiğini de zaten siz söylediniz.'dedi.

Padişah adamın kıvrak zekası karşısında gülümsedi ve bin altını ödedi.

ATEŞ PAHASI sözü buradan gelir.
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 31 Ağu 2008, 21:48

Acele işe şeytan karışır


Bir zamanlar Şam'da yaşayan beylerden birinin güzel sesli bir kölesi varmış. Bey, bu güzel sesli köleyi ne vakit alış-verişe gönderse, çarşı esnafı kolundan tutar, zorla şarkı, türküler okuttururlarmış

Günlerden bir gün, bey, testi almak için kölesini çarşıya göndermiş. Yolda kendisini tanıyanlardan bazıları; ''Mısır'a gideceğiz, bizimle beraber gel. Hem gezer hem eğleniriz'' demişler.

Sesinin güzelliğiyle beraber biraz saf olan köle teklifi reddetmemiş. Beraberce Mısır'a gitmişler. Bir sene kadar kalmışlar.

Köle bir yıl sonra Şm'a döndüğünde efendisinin testi siparişini hatırlamış. Testiyi alıp, koşa koşa eve giderken ayağı kayıp düşmüş. Düşünce de testi kırılmış. Köle ağzı burnu kan revan, kırk parça olmuş testiye bakarken; ''acele işe şeytan karışır'' demiş.

Bu söz sabırsızlık gösterip aceleyle yapılan bir işin, istenilen sonucu vermiyeceğini ifade etmek için kullanılır.

(Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküler kitabından)
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen beloş » 01 Eyl 2008, 20:31

HIZIR GİBİ YETİŞMEK

zor zamanlarda insanın yardımına koşmasından esinlenilerek ortaya çıkmış, zor zamanlarda ve durumlarda yardımcı olmak, sorunu çözmek anlamına gelen sözdür.

kuru başına kalmak

hayatında ve yanında kimsesi kalmamak,kimsesiz
yalnız kalmak
Adını kurutulmuş bir gül gibi yüreğimde saklıyorum
beloş
Moderatör
Moderatör
 
Mesajlar: 9458
Kayıt: 09 Oca 2008, 22:57

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 25 Şub 2009, 23:01

pten Almak Deyimi Nereden Çıkmıştır?


Halk arasında "ipten adam almak" diye bir söz vardır; avukatlar için kullanılır. "Çok başarılı bir avukat ipten adam alır" gibisinden.
Dönemin Yargıtay başkanı Osman Arslan'ın ağzından bu sözün nereden geldiğinin hikayesi :

Bir tarihte varlıklı bir İngiliz, ağır bir suç işlemiş. O suçun cezası 'idam'. Adam hemen ülkenin en ünlü avukatını tutmuş.

Avukat demiş ki: - Merak etme... Ben seni kurtarırım., Mahkeme başlamış. Avukat savunmasını yapmış. Ve hakim kararını açıklamış: İdam!..

Avukat , hapishaneye gitmiş, müvekkiliyle konuşmuş:
--Merak etme, seni kurtarırım.
-Nasıl?
-Bu işin temyizi var... Temyiz, idamı bozacak.
Dava dosyası temyize gitmiş. Temyiz mahkemesinin kararı:
-Mahkeme kararının onanmasına... İdam!

Adam 'hani beni kurtaracaktın' diye avukatına çıkışmış. Avukat hala sakin:
-Merak etme. Seni kurtarırım. Daha her şey bitmedi. Konu, Avam Kamarasına gelecek.
Gerçekten, dava Avam Kamarası'na gelmiş. Konuşulmuş. Sonunda, parmaklar kalkmış:
-İdam!...

Adam sinirli mi sinirli. Avukat da sakin mi sakin:
-Merak etme. Seni kurtarırım. Lordlar Kamarası, idamı geri çevirir. Endişen olmasın.
Lordlar Kamarası toplanmış. Olayı incelemiş. Kararını vermiş:
-İdam!...

Adam elinden gelse avukatı bir kaşık suda boğacak. Ama avukat hiç oralı değil:
-Merak etme. Seni kurtarırım. Kraliçe onay vermeden, hiçbir idam cezası infaz edilmez. Kraliçe bu kararı bozar.
Dosya kraliçe'nin önüne gelmiş. Kraliçe imzayı basmış:
-İdam!...

Londra'da bir meydanda idam sehpası kurulmuş. Hakim, savcı, avukat, güvenlik görevlileri, halk orada. Adamı idam sehpasına çıkarmışlar. Adamın avukata dönük bakışlarından alev fışkırıyormuş. Avukat ise adama 'sus' işareti yapmaktaymış; 'Merak etme, seni kurtarırım.' gibisinden.

Ve cellat, yağlı ilmeği, adamın boynuna geçirmiş. Alttaki iskemleye de tekmeyi vurmuş. Adam, ipte sallanmaya başlarken avukat yerinden fırlamış,cebinden bıçağı çıkarmış ve adamın boğazındaki ipi kesivermiş. Adam zar zor nefes alır bir halde yere yuvarlanmış.

Hemen hakimler, savcılar koşup gelmişler:
-Avukat... Sen naptın?
Avukat, cebinden İngiliz Ceza Yasasını çıkarmış:
- Yasada , müvekkilimin işlediği suçun cezası idam... Siz de onu idam ettiniz... Ama yasada 'idam edilerek öldürülür' diye bir hüküm yok...
Bu durumda ceza infaz edilmiş sayılır.

Bunun üzerine İngiltere'de bir hukuk tartışması başlamış. Kraliçe, avukatın bu becerisinden dolayı adamı affetmiş.

Ve İngiliz Ceza Yasası'nın idamla ilgili maddesi yeniden düzenlenmiş.

- 'İdama mahkum edilen kişi, asılmak suretiyle öldürülür.'olarak değiştirilmiş..
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 19 May 2009, 18:20

ANA GİBİ YAR BAĞDAT GİBİ DİYAR OLMAZ
Dilimizdeki”Ana gibi yar,Bağdat gibi diyar olmaz.” sözünün aslı muhtemelen”Ane gibi yar;Bağdat gibi diyar olmaz.”şeklindedir.Çünkü sözün aslındaki Ane kelimesi,Bağdat yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır.Bağdat gibi(güzel)şehir,Ane gibi de (sarp,ama manzaralı)yar(uçurum) olmaz,demeye gelir.Ancak,siz Bağdat’ın Osmanlı Türkü için önemine bakınız ki oradaki Ane’yi anne yapıvermiş.Tıpkı”Yanlış hesap Bağdat’tan döner.”sözüyle Bağdat’ın eskiden beri bir ilim merkezi olduğunun altının çizilmesi gibi.
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 19 May 2009, 18:21

ÇAM DEVİRMEK , POT KIRMAK

(Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir deyim.)

Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük bir köşkü varmış.

Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş.

Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş.

Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş. Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı’ndaki konağında oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:

-Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas yaptır demiş.

Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Re: Deyimlerin Öyküsü...

Mesajgönderen esengül » 09 Şub 2010, 16:12

O kadar uzun boylu değil

Arapça Gramer kaidelerine göre 'Musa' ismindeki 'a' ve 'u' sesi uzatılarak okunur. Ancak, Anadolu halkının bu gramer kaidesine uydugu pek söylenemez. Vaktiyle medrese tahsili alan biri, adını sorduğu adamdan, Musa cevabını, 'a' ve 'u' sesini kısa olaak söylemesi üzerine 'a' ve 'u' sesini uzatmasını isteyerek, nasıl söylemesi gerektiğini de göstermiş ve adama adını tekrar ettirmiş.

O da bu sefer: 'Muuuusaaa...' diye uzatarak söyleyince diğeri dayanamayıp : ''O kadar da uzun boylu değil'' demiş.

*****

Bu deyim, bir olayı, bir işi anlatırken abartanları ikaz etmek için kullanılır.



(Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküler kitabından)
Forum Kurallarımız :kitap:

:gul: Nostaljim benim sitem :gul:


Ey Aşk !
Beni çok gafil avladın... Ben bir bakışa esir olacak insan değildim lâkin ;
YÂRi uzaktan sevmekmiş , dünyadaki nasibim...
esengül
Global Moderatör
Global Moderatör
 
Mesajlar: 26177
Kayıt: 13 Eki 2006, 17:49

Sonraki

Dön Genel Konular

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

egemdizayn
nostaljim facebook

Inline HTML