Beden Dili...

Genel Konular
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Şirine
Bizden Biri
Bizden Biri
Mesajlar: 437
Kayıt: 19 Eki 2006, 21:47

Beden Dili...

Mesaj gönderen Şirine »

ÇEVREDE OLUMLU İZLENİM YARATACAK BEDEN DİLİ ÖZELLİKLERİ

1. Göz ilişkisi: İnsanların yüzüne bakanlar, bakmayanlardan daha çok
hoşa gider. (Göz teması)

2. Yüz ifadesi: Canlı olun. Mümkün olduğu kadar sıcak ve dostça
tebessüm edin ve gülün. Yüzünüz çevreye olan ilgisi yansıtsın.

3. Baş hareketleri: Karşınızdaki konuşurken sık sık başınızı aşağı
yukarı hareket ettirerek onu anladığınızı ve dinlediğinizi
hissettirin. Başınızı hafif dik tutun

4. Jestler: Çok aşırıya gitmeden jestlerinizi kullanın.Ellerinizi
cebinizde tutmaktan ve kollarınızı kavuşturmaktan, ellerinizle
ağzınızı örtmekten kaçının. Açık ve anlaşılır jestleri tercih edin

5. Poster (beden Duruşu): Ayakta iseniz dik durun: Oturuyorsanız
sandalye ve koltuğunuzu tam olarak doldurun ve arkanıza yaslanın.
Birisi ile konuşurken ve birisi doğrudan sizinle konuşurken öne
eğilin ve ilginizi gösterin

6. Yakınlık: İnsanlara daima onları rahatsız etmeyecek, mümkün
olanın yakın mesafede durmaya gayret edin

7. Yöneliş: Daima konuştuğunuz ve sizinle konuşan insana dönük
olun.İkiden fazla insanla bir gurup oluşturuyorsanIz, sizin için
önemli olanların dışındakilere merkezinizi kapatmayın. Mümkün olduğu
kadar çok kişiye merkezinizi açık tutun.

8. Bedensel temas: İnsanları tedirgin etmeden, mümkün olduğuca her
durumda bedensel teması kullanın özellikle sizlerden gençlere, aynı
cinsiyetten olanlara, sizlerden daha alt statüde olanlarla bedensel
teması kurmak için her fırsatı değerlendirin

9. Dış görünüş: Grup normlarına , toplumsal rol ve statünüze uygun
giyinin. Giyiminize mümkün olduğunca renk katın.

10. Konuşmanın sözel özellikleri: Çok fazla ve çok hızlı konuşmaktan
kaçının Bir topluluk içinde dinlediğinize yakın konuşun.Sesinizin
yüksekliğini ve tonunu , bulunduğunuz çevreye göre ayarlayın

Kullanıcı avatarı
Şirine
Bizden Biri
Bizden Biri
Mesajlar: 437
Kayıt: 19 Eki 2006, 21:47

Mesaj gönderen Şirine »

Yalan konusanı nası anlarız....

ABD'li hipnoterapist David J. Lieberman'ın araştırmalarına göre, birinin yalan söyleyip söylemediğini aşağıdaki ipuçlarıyla anlayabilirsiniz: Yalan söyleyen kişi göz temasından kaçınır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.

- Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.

- Kendisine soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyorsa ya da avuçları aşağı dönükse bu yalanın ya da kandırmanın sinyalidir.

- Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir ama bedeniyle teması sadece bu kısımlarla sınırlı kalır.

- Verdiği cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.

- Kişinin el kol hareketleri ile söylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır. Baş hareketleri mekaniktir.

- Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.

- Yalan söyleyen kişi ayakta dururken ya da otururken konuşma sırasında sırtını dik tutmaz.

- Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.

- Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.

- İşaret parmağını ikna etmek istediği kişiye yöneltmez.

- Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.

- Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.

- Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.

- Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.

- Yalan söyleyen kişi, 'ben, biz ve bizim' gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.

- Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.

- Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.

- Yalan söyleyen kişi, bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz''

- David J. Liberman'ın araştırmasına göre, yalan söyleyen kişi, konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır. Yalancıları tanımanın diğer yolları da şöyle:

- Haksız yere suçlandığına sinirlenmez.

- 'Gerçeği söylemek gerekirse', 'Dürüst olmak gerekirse' ve 'Neden yalan söyleyeyim ki' gibi cümleler kullanır.

- Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.

- Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.

- Konuşmasına, 'Yanlış anlamanı istemem ama' gibi bir cümleyle başlar.

- İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.

- Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.

- Hikayesi o kadar inanılmazdır ki, sırf bu yüzden inanırsınız

Kullanıcı avatarı
Şirine
Bizden Biri
Bizden Biri
Mesajlar: 437
Kayıt: 19 Eki 2006, 21:47

Mesaj gönderen Şirine »

Etkileyici Konuşma Sanatı

Belirsizlik yaratan kelimeler

"Bilirsiniz" ya da “onun gibi bir sey” gibi sozler belirsizlik yaratip sizi konuya hakim olmayan biri olarak gosterebilir. Ayni zamanda tecrubesiz ve konusmayi bilmeyen biri gibi algilanirsiniz. Karsinizdaki insan fikirlerinizi ciddiye almaz; cunku onlari anlatirken emin ve etkileyici bir konusmayi beceremiyorsunuzdur. Konusmadan once birkac saniye durup, soylemek istediklerinizi dusunurseniz, konusmanin ortasinda durup dusunme ihtiyaci duymazsiniz.

Soru tonuyla konusmalar

Ilk once ses tonunuzu kontrol etmeye calismalisiniz. Cumlenin sonunda sesiniz yukariya dogru degil, asagi inmeli. Boylece anlatiminizdaki soru isaretleri kalkar, konustuklarinizdan emin gorunursunuz. Eger bunu kendi kendinize basaramazsaniz, bir etkili konusma kursuna yazilarak konusmanizi duzeltin.

Kusku belirten sozler

“Belki dogru olmayabilir, ama...” veya “Tam emin degilim ama...” tipi cumleleri fazla kullaniyorsaniz, sunu dusunun: Siz bile fikirlerinizden suphe duyarken, baska insanlardan onlari ciddiye almasini nasil beklersiniz? Uzmanlara gore bu sorun, kisinin kendine guven eksIkliginden kaynaklanir. Yani atilacak ilk adim ozguveni gelistirmektir. Is hayatinizda ne zaman zit bir fikirle karsilasirsaniz, onu dosyalayin ve gerektiginde onun uzerine tekrar donun. Emin olmadiginizi gosteren cumleler yerine emin oldugunuzu gosteren ifadeler kullanin. Guvenilir bir kaynakta yazilanlar ve dusunceleriniz arasindaki baglantiyi kurup, yazilanlari sizin fikirlerinizi dogrular sekilde anlatin. Uzman bir kisinin fikrinizi desteklemesi sizin icin onemli bir dayanak olusturacaktir.

Kullanıcı avatarı
xxl55
Yeni Üye
Mesajlar: 192
Kayıt: 12 Eki 2006, 19:18
Konum: ist.

Mesaj gönderen xxl55 »

gül ablam güzel bir konuya değinmişsin beden dili

çalıştığımız kurum tarafından bizlere tam bir gün beden dili üzerinde eğitim düzenlendi bizlerde bu eğitime katıldık




İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur.
Bedenleri dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır

Kullanıcı avatarı
Şirine
Bizden Biri
Bizden Biri
Mesajlar: 437
Kayıt: 19 Eki 2006, 21:47

Mesaj gönderen Şirine »

Güne Sol Ayakla Başlamak

Eski Yunan'da kahinler Kral Pelias'a tek ayağı sandaletli, öteki ayağı çıplak bir adamdan sakınmasını, bu adamın ölümüne neden olacağını söylerler. Bütün halk ayakkabısının tekini kaybedeceği ve kahinlerin haber verdiği kişi samlacağı için tedirgindir. Tek sandaletli Jason ortaya çıktığında da kehanet gerçekleşir, Jason kralı öldürür.

İnanış bu devirlerde, önce, sol ayakta ayakkabı olmamasının getireceği uğursuzluk olarak başlar. Sonra sol ayakla güne başlamanın, evin dışına ilk adınım sol ayakla atılmasının hatta yataktan sol taraftan kalkılmasının uğursuzluğu şeklinde gelişir. Daha sonraları bu inanış bütün dini inanışların içinde bir şekilde yer alır.

Sol ayakla atılan adımın kişinin sadece kendisine değil karşısındakine de uğursuzluk ve ölüm getirebileceğine de inanılır. Bu nedenle savaşlarda düşmanı korkutmak için hücuma sol adımla başlamak adet olur. Günümüzde de hala bütün ordular yürüyüşlerine sol adımla başlarlar. Ancak bunun gerçek sebebi eski Yunan'daki batıl inanış değil insanların çoğunun sağ ellerini kullanmalarıdır.

Savaşlarda kılıç ve kalkan kullanılan devirlerde askerler, kalkanlarını sol ellerinde taşırlarken kılıçlarını sağ ellerinde sallayarak hücuma kalkıyorlardı. Önce sol ayaklarını ileri atıp, kalkanlarını önlerine çekip, kendilerini emniyete aldıktan sonra kılıçlarını kullanıyorlardı. Bu şekilde sol ayağın biraz ilerde olduğu duruş askerlerin kılıç kullanırken en dengeli bir şekilde durabildikleri pozisyondu.

Sonraları ateşli silahlarla yapılan savaşlarda, komut üzerine sol ayağı bir adım öne atıp, sağ ayak üzerine çöküp, sol dirseği sol dize destek yaparak tüfeği ateşlemek, askerlerde ileriye atılacak ilk adımın sol ayak olması alışkanlığını sürdürdü.

Günümüzde de marş eşliğinde yapılan yürüyüşlerde, dikkat ederseniz, bandodaki yürüyüş ritmini tutan davulun her vuruşunun, sol ayak ileri atılıp yere vurduğu ana denk geldiğini görürsünüz.

ALINTI

Cevapla
Disable

“Genel Konular” sayfasına dön