Beyin Fırtınası

Genel Konular
Kullanıcı avatarı
PRENSESB
Yeni Üye
Mesajlar: 31
Kayıt: 15 Mar 2007, 23:34
Konum: İstanbul
İletişim:

Mesaj gönderen PRENSESB »

Sizi farklı bir boyuta taşıyabilir miyim bilemiyorum.İstediğim düşüncelerimi nacizane paylaşmak...Ben eğitimin tek başına yeterli olabileceğini düşünmüyorum.ve her şey annede biter sözüne katılıyorum.Ancak

George Bush da bir ana evladı,

Fatih Sultan Mehmet de bir ananın evladı...

Lakin ikisi arasında kıyas bile yapılamayacağı aşikar.Aradaki bu uçurumun tek nedeni sadece eğitim olmamalı ve düşündüm ki bana göre işin sırrı;Ahlak güzelliği olsa gerek...Eğer bir ana evladına vatan sevgisi.bayrak sevgisi,namus,din,dıl ırk gibi kavramları ahlakın en güzeliyle verebilirse Ne Mutlu o anaya...

Ama nedense çoğu ailelerimiz çocuklarına sadece eğitim ve sevgiden önce ihtiyaçlarını karşılamaya özen gösteriyorlar ve bunu ön planda tutuyorlar...Eğitim elbette olmalı ancak yanında ahlaki kurallar onlara öğretilmelidir.En azından daha küçük yaşlardaki çocuklarımıza HAYIR'ı öğretebilmeliyiz.Nesil giderek bozuluyor,tahammülsüz gençlik yetişiyor.Ve sorunlu insanlar hayatın içinde söz sahibi oluveriyor.


Son söz olarak;
KAdın kadınlığını bilmeli...
Erkek erkekliğini...
Kimse birbirinin işini yapma yarışına girmemeli.Yoksa o çok sevdiğimiz Batı'dan farkımız kalmayacak.Bir zamanlar Osmanlı'ya hayran olan ,savaşlarla bizi yıkamayan ama şimdi özentiyle gençliğimizi tehdit eden Batı'nın....

SAYGILARLA....
Yüreğinde öyle bir umut taşı ki onu senden kimse alamasın,kalbin öyle sevgiyle dolsun ki isteyen değil hakeden alsın...

Kullanıcı avatarı
benderya
Yeni Üye
Mesajlar: 189
Kayıt: 17 Kas 2006, 23:12
Konum: bedeni İstanbul'da ruhu Ankara:)

Mesaj gönderen benderya »

prenses,eğitim derken anlatmak istediklerimiz bunlar zaten sadece okuma-yazma,oturup kalkmayı öğretmek değil ki

eğitim; vatan sevgisini de,ahlakı da,dini de,saygıyı da,görgüyü de hepsini kapsıyor ve bunların temeli de ailede başlıyor
------------------------------------------------------
"farkında mısın,ömür de bitiyor?"

Kullanıcı avatarı
ismetk
Yeni Üye
Mesajlar: 100
Kayıt: 20 Kas 2006, 15:36
Konum: Balikesir

Mesaj gönderen ismetk »

Eğitimle ilgili konu burada daha önce ele alındı ama tabii ki katkıda bulunmak isteyen arkadaşlar o konuda yazılanları okuyarak ilavede bulunabilirler.
Diğer taraftan sevgili Esengül içeriği "özlem" olan bir konu ortaya sürmüş ki son derece felsefe kokan ve kişiden kişiye subjektif bakış açılarının söz konusu olduğu hayli grift bir konu. Neyse, en azından ben bu konuda gözlem ve düşüncelerimi paylaşayım.

Sorulara tek tek cevap vererek anlatmaya çalışayalım bakalım, ne kadar başarılı olacağız:)

"insanlar neden özler ve özlemek niye canımızı acıtır?"

Birlikte uzun bir süre yaşadığımız kişiler haliyle birlikte yaşama duygusunu ve alışkanlığını bilinç altında pekiştirir. Sonuçta o kişilerden birisi bizden uzak olduğu zaman alışkanlık ve birlikte yaşama duygusu o kişiyle bir arada olma duygumuzu tetikler, adı da "özlem"'dir. Sadece kişiler değil tabii ki, çevre ve eşyalar da aynı kategoridedir. Uzun bir süre kullandığınız bir eşyedan ya da çevreden uzak kalmak ta aynı sonucu verecektir. Özlemek tabii ki "can acıtır duygusu" demeyelim de, birlikte olduğumuz kişi, çevre ya da eşya nın içinde bulunduğumuz an yanımızda olmamasından dolayı bize verdiği "keşke yanımda olsaydı"duygusu o nesnelerle yaşanılan olaylarda duyulan hislerin tezahür etmesidir.Bazen güzel, hoş, komik olabileceği gibi bazen de üzüntü verici, ıstırap dolu anların tekrar yaşanması şeklinede de kendini gösterebilir. Doğaldır, herkes yaşar ve yaşayacak.

"Özlemek ne zaman sona erer?
kavuşunca mı?yoksa kavuşsada yine özlemeye devam edebilir mi?"

İstediğimiz çevre, kişi ya da eşyaya kavuşsak dahi özlem bitmeyecektir, çünkü "o anların yaşandığı parametreler" ile içinde bulunduğunuz parametreler hiç bir zaman aynı olmayacaktır, en zamandan "zaman" aynı olmayacaktır..

Kısacası geçmişteki her an, saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay, yıl ve yıllar hep içinde bulunduğumuz zaman diliminden çok farklı olacaktır. "o anlardaki" çevre, kişi ve şahıs "şu andakiler" ile bir olamayacaktır, her şey az ya da çok değişmiş olacaktır. Biz ise değişmeyeni arzu ederiz bilinç altında, "o anlardaki" herşeyin "şu anda da" olmasını dileriz ki, Einstein'ın görecelik kuramı hariç, bu mümkün olmayacaktır, Einstein'ın teorisi de en azından şu anın teknolojisi ile mümkün görülmemektedir.

Bariz bir örnek vereyim:Çocuğunuzla konuştunuz, okula uğurladınız. Aradan 6 saat geçti, çocuğunuz geldi. Sizce 6 saat önceki çocukla içinde bulunduğunuz zaman dilimindeki çocuk aynımıdır?. Kesinlikle hayır. Zira o çocuk 6 saatte çok şey yaşamış ve değişmiştir. Yeni konular öğrenmiş, yeni deneyimler yaşamış, belki de yeni arkadaş edinmiştir. Belki öğrendiği bilgilerden birisi size her zaman hitap ettiği bir cümleyi ya da tavrını değiştirmiştir. Örneğin, her zaman siz çocuğunuzun kravatını yaparken bir bakarsınız o yapıyordur, o gün birisinden öğrenmiştir. Kravat yapmayan o çocuğu her zaman özlersiniz. Keşke "ben yapsaydım tekrar" demek geçer içinizden. Ama, zamanı geriye döndüremezsiniz, artık o kravat yapan bir çocuktur:))

Sanırım "zaman" kavramı ile "özlem" kavramı birlikte çalışıyor, ne dersiniz?:)
"Ne mutlu Türk'üm diyene."
Mustafa Kemal Atatürk.

Kullanıcı avatarı
Ati10
Admin
Admin
Mesajlar: 945
Kayıt: 12 Eki 2006, 01:48
Konum: burhaniye
İletişim:

Mesaj gönderen Ati10 »

ismet hocam,
değerlendirmelerinde çok güzel tespitler var...
Örneğin, her zaman siz çocuğunuzun kravatını yaparken bir bakarsınız o yapıyordur, o gün birisinden öğrenmiştir. Kravat yapmayan o çocuğu her zaman özlersiniz. Keşke "ben yapsaydım tekrar" demek geçer içinizden. Ama, zamanı geriye döndüremezsiniz, artık o kravat yapan bir çocuktur:))
gerçekten de bugün için çok keyif aldığımız anlar bile köprünün altından çok sular geçince eski keyfi vermeyebiliyor.. çünkü o anın duygusal ve çevresel etkileri değişmiş oluyor..
ayrıca yaşanan her ilk bir başka etki bırakıyor insanda.. tekrarları mümkün olsa da aynı duyguyu yakalamak çok zor..
özlem sadece bununla sınırlı değil elbette..
neleri özleriz, nelere özlem duyarız?
neleri özlemeyiz ki...
peki özlem iyi bir şey midir? keyif mi verir! hüzün mü!
yaşadığın anın mutsuzluğu ve keyifsizliği içinde hissedilen geçmişe özlem yada mutluluk özlemi anın kaçırılmasına neden olabilir ve bu tür bir özlem iyi sonuçlar doğurmayabilir..
anın keyfini yaşayarak hissedilen özlem duygusu ise daha çok yaşanmış güzelliklere yada daha güzele özlem olarak ortaya çıkabilir..
geçmişin güzelliklerini hatırlamak adı özlem olsa bile insana keyif verebilir.. tekrar o günleri yaşama isteği depreşse de bir daha asla yaşanmayacak olsa da keyifli olabilir..
ben şimdi köyümü özledim :)
köyde çocukluğum ve anılarım gözümün önüne geliyor.. hayatın çirkef yüzünden bihaber yaşadığım saf duygularımı özledim..

birini özlemek ise çok daha farklı..
sevdiğini özlemek, arkadaşını, yakınını....
sonunda kavuşmak varsa böyle özlemler dostlar başına :)
özlem kavuşunca biter.. ama özlem sevgiyle özdeştir böyle durumlarda..
ve özlem bitmez aslında sevginin potasında erir..
kavuşmanın mutluğu yaşanır sevgi potasında..
ismet hocam zaman kavramı ile özlem birlikte çalışıyor demiş...
ben hem zaman hem de mekan kavramını da ekliyorum..
ah köyüm, ah çocukluğum, ah o saf duygularım :lol:

Kullanıcı avatarı
xxl55
Yeni Üye
Mesajlar: 192
Kayıt: 12 Eki 2006, 19:18
Konum: ist.

Mesaj gönderen xxl55 »

Önyargı, malesef butun insanlarda var olan her ne kadar ben ön yargılı değilim desekde azda olsa kesinlikle yinede önyargılı davranmaktayız.
Çok zaman ilk defa karşılaştığımız kişilere karşı ilk ön yargılı olmaktayız .Çok az bir sohbetimiz olmuştur belki kişi fikirlerinde düşüncelerinde haklıdır belkide doğruları savunuyrdur ama ilk etapda fikirlerimiz barışmadığı için hene o kişi hakkında ön yargılı olmaya başlarız yok yok benim bunu gözüm tutmadı bu kesin..... hemen yakıştırma yaparız.Çok zamanda ilerleyen zaman içersinde yanıldığımız olur bunu o kişiye bile söylediğimiz olur ben senle ilk larşılaşmamızda senin için böyle düşünmüştüm diye yanıldığımızı itiraf etttiğimiz bile olur.

Birde tabi bazı kişiler vardır onlarda yanılmazsın. Belirli zaman diliminden sonra artık insan sarrafı olduğumuz olur. ilk görüşte notunu verdiğimiz olumsuz olarak değerlendirdiğimiz kişide yanılmadığımız da çok zaman olmuştur.

Birde kişilerin giyim kuşamlarına kılıf kıyafetine göre ön yargılı davranırız.Hemen o kişi içinde üzerindekine göre kesin farklı bir gözden bakarız. Bu özellikle benim iş hayatımda çok karşılaştığım durum.

Bende birde yemekler konusunda şimdi değil ama çocukluğumdan kalan bir önyargı var halen bamyanın tadını bilmem çok değişik hiç sevemeyeceğim bir tadının olduğunu düşünürüm :)


Ön yargı ile önceden forumun birine yazdığım çalıştığım kurumda önyargı ile yaşanmış bir olay vardı onu yazmak istiyorum
Bankaya müfettiş alınacak tı sınavı geçenler mülakata tabi tutulmuşlardı. Mülakata katılacak olanları grup olarak yemeğe götürdüler yemekler söylenmiş veee masa ya gelmiş adaylardan bir tanesii hemen yemeğe tuz atmaya başlamış bunu gören yönetici siz mülakatı kaybettiniz masadan ayrılabilirsiniz demiş .Merak edip sormuşler neden diye çok ön yargılısın hiç bakmadın bile yemege hemen tuza sarıldın yarın iş hayatın da da böyle ön yargılı olursun araştırmadan, dinlemeden analiz etmeden karar verirsin denilmiş

Kullanıcı avatarı
ismetk
Yeni Üye
Mesajlar: 100
Kayıt: 20 Kas 2006, 15:36
Konum: Balikesir

Mesaj gönderen ismetk »

Epeydir ihmal etmişim burayı. Sevgili Esengül yine çetrefelli bir konuya değinmiş, biz de bu zor konuyu elimizden geldiği kadar basite indirgeyerek, bu hususta kısaca görüşümüzü belirtelim.


Önyargı dediğimiz olgu olaylar, kişiler ve nesneler karşısında takındığımız ilk tavir, bunlar karşısında zihnimizde oluşan "ilk imaj"dır. Bu ilk imaj şayet doğru ise önyargı da doğru demektir ve doğruluğundan dolayı zamanla değişmeyecektir. Fakat ilk imaj yanlış ise, zamanla doğrusu ile yer değiştirecek ve önyargı değişmiş olacaktır. Bu durumda bir çok cümleye de " olaylara önyargılı bakmayın" diye başlanacaktır:) Burada önyargıdan doğal olan başka bir şey yoktur. Sorun eğer ilk yargımız yanlış ise, doğrusunu kabul edip etmemek ile ilgilidir. Doğru olan unsurlar kabul edilmez ise, işte o zaman zaten başından beri yanlış olan "yargılar" kişiyi olumsuz sonuçlar doğuracak davranışlara itecektir. Ancak başından beri doğru olan " yargılarda" böyle bir şey söz konusu değildir. Demekki "önyargı" doğal, doğal olmayan ise "yanlış yargı"'da ısrar etmektir.
"Ne mutlu Türk'üm diyene."
Mustafa Kemal Atatürk.

Kullanıcı avatarı
xxl55
Yeni Üye
Mesajlar: 192
Kayıt: 12 Eki 2006, 19:18
Konum: ist.

Mesaj gönderen xxl55 »

Beyin fırtanası forumun özellikle üyeler tarafından kendi düşünce ve fikirlerini yazmaları gerektiğini biliyorum.
Ancak bu yazı da kısa olması ve hoşuma gitmiş olduğundan paylaşmak istedim.

Ön yargı ile ilgili güzel bir yazı

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini
öğretirken bir olay okuyor :
- Hasta NE konuşuyor, NE de söylenenleri anlıyor.
- Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler gevelliyor.
- Zaman, yer yada kişi kavramı yok.
- Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söyleendiğinde tepki veriyor. -
Son altı aydır onun yanındayım, NE görüünüşü için bir çaba
sarfediyor NE de bakım yapılırken yardımcı oluyor.
- Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
- Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. -
Gömleği salyalarından dolayı sürekli leeke içinde.
- Yürümüyor.
- Uykusu sürekli düzensiz.
- Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkessi uyandırıyor.
- Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazeen ortada bir sebep yokken
sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar DA feryat figan bağırıyor.
Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın
bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu
yapmayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle
yaptığını ve onların DA yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler
şaşırırlar.
Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.
Fotoğraftaki hasta doktorun 6 AYLIK KIZIDIR..?

Kullanıcı avatarı
ismetk
Yeni Üye
Mesajlar: 100
Kayıt: 20 Kas 2006, 15:36
Konum: Balikesir

Mesaj gönderen ismetk »

xxl55 yazdı:Beyin fırtanası forumun özellikle üyeler tarafından kendi düşünce ve fikirlerini yazmaları gerektiğini biliyorum.
Ancak bu yazı da kısa olması ve hoşuma gitmiş olduğundan paylaşmak istedim.

Ön yargı ile ilgili güzel bir yazı

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini
öğretirken bir olay okuyor :
- Hasta NE konuşuyor, NE de söylenenleri anlıyor.
- Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler gevelliyor.
- Zaman, yer yada kişi kavramı yok.
- Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söyleendiğinde tepki veriyor. -
Son altı aydır onun yanındayım, NE görüünüşü için bir çaba
sarfediyor NE de bakım yapılırken yardımcı oluyor.
- Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
- Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. -
Gömleği salyalarından dolayı sürekli leeke içinde.
- Yürümüyor.
- Uykusu sürekli düzensiz.
- Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkessi uyandırıyor.
- Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazeen ortada bir sebep yokken
sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar DA feryat figan bağırıyor.
Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın
bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu
yapmayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle
yaptığını ve onların DA yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler
şaşırırlar.
Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.
Fotoğraftaki hasta doktorun 6 AYLIK KIZIDIR..?

Çok güzeldi, bir de o hocanın öğrencilerine "önyargı"içerikli bir ders ya da ilişkili bir olay anlattığını düşünün.
Burada ders "yaşlanmanın psikolojik belirtileri" ile ilgili iken, "önyargı nedir?" dersine olmuş. O başlık ya da alıntı aldığın yer bir yanlış yapmış olmalı sevgili Ogün. Yazıda yaşlılık demişsin, ama söz konusu olan obje 6 aylık bir bebek. Eğer Ruskin "45 yaşımdaki eşim" dese çok daha oturaklı olacaktı.
"Ne mutlu Türk'üm diyene."
Mustafa Kemal Atatürk.

Kullanıcı avatarı
ismetk
Yeni Üye
Mesajlar: 100
Kayıt: 20 Kas 2006, 15:36
Konum: Balikesir

Mesaj gönderen ismetk »

hep sevgili Esengül'mü açacak konu, bir de ben açayım bakayım, görsün çetrefelli konu nasıl olurmuş?
Neden bayanlar spora pek yatkın gibi görükmezler ülkemizde, özellikle de futbola. tabii ki, futbol, voleybol, basketbol ve hentbol oynayan bayan oyuncularımz var. Ama yakın çevremden aldığım izlenimler bu sayının komik denecek kadar düşük olduğunu gösteriyor.
Neden peki?
Sorun fiziksel mi? bayan bayana oynarsa, bu sorun olur mu? Yoksa, erkeklerin o artistik bazı figürlerini yerine getirmeleri çok mu zor? Olabilir mi?


Yoksa duygusal mı takılıyorlar? Yumuşak oyunları mı tercih ederiz diyorlar?(ne demekse:)). Voleybolda bir smaçı karşılamak için kendini yere atıp o sert smaçı manşet ile karşılamak onlara daha kolay mı geliyor?
Baskete ne demeli? Tatlı-sert. Ama ligleri var. Daha mı kolay acep, yoksa, uzun bayanlar ayrı bir elit kesim oluşturup, bir-iki amerikalı transfer edip, kendi kendilerine halktan kopuk bir oyun mu sergiliyorlar?

Kaçımız bayan sporcuların maçlarına gittik ve ne derece o sportif faaliyetten keyif aldık, dürüstçe sorgulayabilirmiyiz bunu?
"Ne mutlu Türk'üm diyene."
Mustafa Kemal Atatürk.

Kullanıcı avatarı
xxl55
Yeni Üye
Mesajlar: 192
Kayıt: 12 Eki 2006, 19:18
Konum: ist.

Mesaj gönderen xxl55 »

Bu konu ile ilgili söylenecek olanları :gul: ablam söylemiş bende onun bu görüşlerine katlıyorum. Bakıldığında artık yavaş yavaş o eski olgunun yenildiğini artık kız çocuklarımızada küçük yaşlarda bu tür spor için ailelerininde destek verdiklerini görmekteyiz .Eskiden kız çocukarını bırakın benim çocukluğumda bile babamdan gizli futbol maçları yapardık .Diğer sporlar içinde aynısı söz konusuydu top oyunlarında oynamak büyüklerimizin için gereksizdi bir kızarlardı . Birde o dönemdeki kız çocuklarımızı düşünürsek onlar için hepden imkansızlıktı. Artık bu tür düşüncelerin değiştiğini kız veya erkek çocuklarına sporun her türünde destek verildiğini görmekteyiz .Artı herhangi bir spor faliyeteinde bulunmaları için teşvik bile ediyoruz.



Bir futbol değil ama diğer spor dallarında bayanların çok çok güzel maçlar çıkardığını çok zamanda zevkle izlediğimi söyleyebilirim.
Belkide futbolun fizik olarak çok sert bir oyun olduğundan bayanlarımızın bu sporun içinde olmalarını kabullenemiyoruz.
Buz sporlarında bayanların daha iyi olduğunu bayanların o zarif hareketleri daha da iyi yaptıklarını ve seyredenlerin de zevkle seyrettiklerini düşünmekteyim.

Umarım bütün spor dallarında erkekler kadar bayanlarıda daha sık görür ve seyrederiz.

Kullanıcı avatarı
benderya
Yeni Üye
Mesajlar: 189
Kayıt: 17 Kas 2006, 23:12
Konum: bedeni İstanbul'da ruhu Ankara:)

Mesaj gönderen benderya »

bazı spor türleri bayanların narin vücut yapılarına pek uygun değildir;futbol,boks,güreş gibi.

şahsen ben yakıştıramıyorum erkeklere de ritmik jimnastik yakışmaz mesela:)
------------------------------------------------------
"farkında mısın,ömür de bitiyor?"

Kullanıcı avatarı
Ati10
Admin
Admin
Mesajlar: 945
Kayıt: 12 Eki 2006, 01:48
Konum: burhaniye
İletişim:

Mesaj gönderen Ati10 »

bazen kadınların "biz de erkeklerin yaptıklarını yapabiliriz, neyimiz eksik" dediklerini görürsünüz.. kadınların kendilerini zorladıklarında erkeklerin yaptığı herşeyi yapmaları mümkündür belki.. ancak, kadınların ve erkeklerin hem fiziki hem de eğilim ve beceri olarak farklı özelliklere sahip olduğunu düşünürsek, üstlendikleri sorumlulukların ayrıldığını görebiliriz.. kadın, kendi eğilimlerine, özelliklerine ve becerilerine uygun konulara, erkekler de bunların dışında kalan işlere yönelerek bir bakıma işbölümü ve birbirlerini tamamlama özelliklerini ortaya koyarlar.. kadınlar ve erkekler hiçbir zaman rekabet içinde değil, aksine birbirlerinin tamamlayıcılarıdır..

bu açıdan bakarsak, deryanın da dediği gibi bazı spor dalları kadınlara yakışmıyor.. ben de boksu ve futbolu kadınlara yakıştıramıyorum.. :)
kadınlar narin ve estetik yapıları nedeniyle daha estetik sporlara yönelmeliler..
erkekler güce dayalı sporlarda daha iyiler...
tam tersini düşünemiyorum bile :)
eğer öyle olsaydı, erkekler mutfaktan çıkmaz kadınlar da ağır iş makinalarını kullanıp inşaatlar yaparlardı :))

Kullanıcı avatarı
ismetk
Yeni Üye
Mesajlar: 100
Kayıt: 20 Kas 2006, 15:36
Konum: Balikesir

Mesaj gönderen ismetk »

Ati10 yazdı:
bu açıdan bakarsak, deryanın da dediği gibi bazı spor dalları kadınlara yakışmıyor.. ben de boksu ve futbolu kadınlara yakıştıramıyorum.. :)
kadınlar narin ve estetik yapıları nedeniyle daha estetik sporlara yönelmeliler..
erkekler güce dayalı sporlarda daha iyiler...
tam tersini düşünemiyorum bile :)
eğer öyle olsaydı, erkekler mutfaktan çıkmaz kadınlar da ağır iş makinalarını kullanıp inşaatlar yaparlardı :))
İyi de kadınlar mutfağa mahkum mu ati hocam?. Oldu mu şimdi?
Hem, bir çok otelde aşçılar erkektir? Evlerde niçin bayanlar?
Bu da bir tezat olsa gerek?
Gelişen teknolojiler sayesinde kadınlar en ağır iş makinelerini erkekler kadar iyi kullanıyorlar, orada da sorun kalmadı.
Esengül'ün tespiti çok güzel, "kızlar spor yapmaz" anlayışı ailelerde halen var. Sorun aslında bir önceki" önyargı", daha doğrusu "yanlış yargı" konusu ile de ilgili.
Diğer taraftan bizim sevgili Esengül'ümüz hiç bayanların spor müsabakasına gitmemiş. Ona hem kızıyor hem de kızamıyorum, zira bayanların kaçı gitti ki?
Spor bayanlar arasında izlenecek kadar yaygın değil ki. Bazı sporlar tabii ki bayanlara uygun değil, özellikle kas yapısına dayanan sporlar, ancak daha onlarcası var ki, bayanlar yapabilir rahatlıkla, en azından yürüyüş. O da bir spor dur sonuçta. Zamanla bayanlar da öğrenecek, aileler artık "dur kızım, spor senin neyine?" demeyecek. Zaman ve teşvik gerekiyor.
"Ne mutlu Türk'üm diyene."
Mustafa Kemal Atatürk.

Kullanıcı avatarı
PRENSESB
Yeni Üye
Mesajlar: 31
Kayıt: 15 Mar 2007, 23:34
Konum: İstanbul
İletişim:

Mesaj gönderen PRENSESB »

En azından ben gittim diyebilirim.Judo Antrenörü bir babnın kızı olarak gittim ama seyirci olarak değildim 16 yaşında amatörler arası bir müsabakaya katıldım Taekwan-do dalında.Evet bayanların spor yapmaları çok güzel bi şey.Ve günümüzde de kendimizi korumak için narinliğin bozulmaması adına biber gazları yeterli olmuyor malesef.:))


Zira Peyg.Efendimizi(S.a.v):


Çocuklarınıza yüzmeyi,ata binmeyi ve ok atmayı öğretiniz...Belki günümüzde ata binmek yaygın değil şimdi atların yerini arabalar aldı,Okun yerini silah,Yüzme hala aynı...İşte spor hemde en yararlı olanları...
Yüreğinde öyle bir umut taşı ki onu senden kimse alamasın,kalbin öyle sevgiyle dolsun ki isteyen değil hakeden alsın...

Kullanıcı avatarı
benderya
Yeni Üye
Mesajlar: 189
Kayıt: 17 Kas 2006, 23:12
Konum: bedeni İstanbul'da ruhu Ankara:)

Mesaj gönderen benderya »

Öncelikle şunu söyleyeyim,bende vucut geliştirmeyi kadınlara yakıştıramıyorum,hemde hiççç...

demişsin selmacığım,ayy bendeee :şok: :x

hoş erkekler de çok çirkin oluyorlar vücutlarını o hale getirince :?
------------------------------------------------------
"farkında mısın,ömür de bitiyor?"

Cevapla
Disable

“Genel Konular” sayfasına dön