Telli Çalgılar

Klasik ve modern müzik aletleri hakkında bilmek istedikleriniz..
Cevapla
nida
Yeni Üye
Mesajlar: 49
Kayıt: 09 Kas 2006, 16:36
Konum: kars

Telli Çalgılar

Mesaj gönderen nida » 12 Nis 2007, 17:55

GİTAR

Tarihçe

Gitarın ilk örnekleri İspanya'da XVII y.y.'da görülür. Bu enstrümanlar genellikle lavtaya benzer. O dönemde gitar üzerinde 4 tel mevcuttu. Bu teller kedi bağırsağından yapılma tellerdi ve parmakla çalınırdı.Daha sonra gitara 5 tel takıldı daha önce sayısı az olan perdeler 10'a çıkarıldı. Teller pesten tize doru "la-re-sol-si-mi" olarak akortlanmaya başlandı. 18.yy'ın sonlarına doğru pes tarafa kalın bir "mi teli" daha eklenerek tel sayısı 6 ya çıkarıldı.

Daha sonra 19.yy. ortalarında Antonio de Torres enstrümana yeni bir biçim verdi. Enstrümanı daha belirgin bir hale getirdi (büyüttü ).Vidalı burgular takıldı; saptaki perde sayısı (fret arttı; sesi güçlendi, göğüs içindeki balkonlar tek bir merkezden çıkan seslere daha net yön verir oldu.

Daha sonra da gitar şekil olarak değişimlere uğradı. Folk ve caz müziğinde kullanılan gitarlara çelik teller takıldı.1920 yılında elektro gitar doğdu. Elektro gitar sayesinde gövde rezonans kutusu olmaktan çıkmış enstrümanla dinleyici arasına, amplifikatör denen elektronik bir yükseltici girmiştir...
En son nida tarafından 12 Nis 2007, 19:31 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim

nida
Yeni Üye
Mesajlar: 49
Kayıt: 09 Kas 2006, 16:36
Konum: kars

Mesaj gönderen nida » 12 Nis 2007, 18:08

Gitar Türleri

Akustik gitar

Görünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır.Tellerin çelikten olması akustik gitarın klasik gitardan daha basınçlı gergin bir sapa sahip olmasının nedenidir.Bundan dolayı akustik gitar biraz daha sağlam kasaya sahiptir ve klasik gitardan ağırdır.

Bas gitar

Çalışma prensibi elektro gitara benzeyen bas gitarın farkı genelde dört telli olması ve kalın bir sese sahip olmasıdır.
Resim
Lap steel gitar
Resim
Hawai'den çıkmış bir enstrümandır. Kucakta ve metal bir obje yardımı ile çalınır.

Perdesiz gitar

Ara sesleri verebilmek için yapılmıştır. Normal gitara çok benzese de oldukça farklı bir ses rengine sahiptir. Perdesiz gitarı 1976 yılında ilk Erkan Oğur Türk müziği seslerine olan ihtiyacı için üretmiştir. Daha sonraları perdesiz elektrik gitar, 8 telli perdesiz gitar, çift saplı elektrik ve klasik perdesiz/perdeli gibi farklı modellerini üretmiştir. Günümüzde Hasan Cihat Örter bu enstrümanı en iyi yorumlayanlardan biri olarak bilinir ve freetless songs adında perdesiz gitarla birde albümü mevcuttur.


Türk gitaristler

Akın Eldes
Ayhan Günyıl
Batuhan Mutlugil
Bora Uslusoy
Bülent Ortaçgil
Demir Demirkan
Demirhan Baylan
Doğan Canku
Erdinç Şenyaylar
Erkan Oğur
Fuat Güner
Hasan Cihat Örter
Kaan Altan
Kamil Özler
Neşet Ruacan
Nurhat Şensesli
Olcay Anar
Önder Focan
Umut Kosman
Sarp Maden
Yavuz Çetin
Metin Kahraman
Resim

Kırkpâre
Yeni Kayıtlı
Mesajlar: 2
Kayıt: 09 Nis 2007, 01:26

Mesaj gönderen Kırkpâre » 14 Nis 2007, 22:18

Sevgili dostlar; bir ekleme yapmak istiyorum gitarın menşei hakkında...

Bilindiği gibi Türk Kültürü; sanatıyla, yaşam tarzıyla, giyim - kuşamıyla ... v. s. dünyanın hayran kaldığı bir kültürdür. Gitarın menşeine bakıldığında da yine kökeni Türk Kültürüdür. Şöyle ki; dönemim Endülüsleri, Osmanlı' dan pek etkilenmişler, Türk Çalgısı olan udu alıp değiştire değiştire gitarı meydana getirmişler. Bunun en basit örneklerini Yunanistan' a görebiliriz ki; mesela Sirto. Bu dans figürlerine ya da ezgisel motiflerine baktığımızda, bizden birşeyler görmemiz kaçınılmazdır. Ya da yine Yunanistan' a ait olan Buzuki esntrumanı hakeza öyle, bizim bağlama ile hemen hemen aynı özellikleri taşımaktadır. İşin daha da kısası, komşu ülkelerde mutlaka bizden birşeyler görebiliyoruz, biraz ince bakarsak şayet. Sevgilerimle...

Kırkpâre
Yeni Kayıtlı
Mesajlar: 2
Kayıt: 09 Nis 2007, 01:26

Mesaj gönderen Kırkpâre » 14 Nis 2007, 22:23

Bu arada dikkat ettim de, sitede tanıtımı yapılan enstrumanlar hep batı müziği enstrumanları. Türk müziği enstrumanlarına yer verilmemiş. Bence üzücü bir durum. Öncelikle kendi değerlerimizi bilmeliyiz ki sahip çıkabilelim. Sarı Gelin Türküsüne sahip çıkamasaydık, Ermenistan' a ait olacaktı şimdi. Buna benzer durumlar yaşamamak için üzerimize düşeni yapmağa davet ediyorum hepinizi. Sevgilerimle...

nida
Yeni Üye
Mesajlar: 49
Kayıt: 09 Kas 2006, 16:36
Konum: kars

Mesaj gönderen nida » 17 Nis 2007, 13:52

SAYIN Kırkpâre
Müzik aletleri formu yeni acıldıgı için yavaş yavaş gerek batı aletleri gerekse türk aletlerini
elimizden geldigi kadar tanıtacagız önerileriniz için teşekkürler...
Resim

nida
Yeni Üye
Mesajlar: 49
Kayıt: 09 Kas 2006, 16:36
Konum: kars

Mesaj gönderen nida » 17 Nis 2007, 14:04

UD

Ud Sözcüğünün Etimolojisi ve Ud'un Tarihçesi

Ud kelimesinin aslı Arapça dır: "sarısabır veya ödağacı" anlamındaki "el-oud'dan gelir. Baştaki 'el'- kelimesinin, bazı dillerde olup bazılarında olmayan harf-i tarif (belirgin tanım edatı) olduğunu bilen Türkler bu edatı atmış, geriye kalan 'oud' ('eyn, waw, dal) kelimesini de -gırtlak yapıları 'eyn'e uygun olmadığı için- "ud" şekline sokmuşlardır. Dillerinde tanım edatı olan Batılılarsa, 11-13. yüzyıllar arasındaki Haçlı seferleri sırasında tanıyıp Avrupa'ya götürdükleri bu saza, luth (Fr.), lute (İng.), Laute (Alm.), liuto (İtal.), Alaud (İsp.), Luit (Dat.) gibi hep L ile başlayan isimler vermişlerdir. Hatta 'saz yapıcılığı' anlamında bizde de kullanılan 'lütye' kelimesi de yine luth'den yapılmadır (aslı luthier).

Adı Arapça olduğuna göre, ud Arap sazı o halde! Hem çok acele, hem çok yanlış bir hüküm bu. Çünkü bu sazı ilk defa 7. yy.da Horasan'dan Bağdat'a çalışmaya gelen Türk işçilerin elinde görmüş olan Araplar, göğsünün yapılmış olduğu sarısabır ağacından (aloexyion agallocum) dolayı el'-oud adını vermişlerse (Türkler de bu adı aslı olan Kopuz yerine -belki daha kısa oluşu yüzünden- benimsemişlerse) de, saz Türklerin bin yıllık Kopuz'undan başka birşey değildir; nitekim ta Hunlardanberi ozanları ve kopuzcuları olmayan hiçbir Türk ordusu yoktu (cahiliyye devri Arapları müzik aleti olarak def ve rababe dedikleri tek telli ilkel bir çalgıdan başkasını bilmiyorlardı). Bu gerçek de çok önce, yüzyılımızın en büyük iki müzikologu ile, en büyük edebiyyat tarihçimiz tarafından ortaya konmuştur (bkz. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ank. Üni. Bas. 1966, s. 207, 209 vdl.; Mahmut Ragıp Gazimihal, Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlarımız, Ank. Üni. Bas. Ank. 1975, s. 64; aynı müellifin Musiki Sözlüğü, M.E. Bas. İst. 1961, s. 138, 259, 260; Curt Sachs, The History of Musical Instruments, New York 1940, s. 252). Ud'un Macarcadaki adı 'Kobza'dır ve Türk Kopuzunun biraz değiştirilmişinden ibarettir. Nitekim Dede Korkut'da da yine Kopuz'dan türemiş olan 'kobzaşmak' fiili 'karşılıklı saz çalmak' demektir.

Pi-Pa adlı Çinli-Türkistanlı, Barbud adlı İranlı benzerleriyle çağları aşan ud, Kopuz adıyla Asya'dan Anadolu'ya, oradan da ta Rumeliye kadar gelmiş, aynı zamanda musikişinas olan Yunus Emre'nin şiirlerinde dahi kutsal nitelikli yerini almıştır (bkz. M. R. Gazimihal, Ülkelerde Kopuz..., s. 51 vd.). Osmanlı sarayının düğün vd. şenlikleri münasebetiyle yazılan minyatürlü surname'lerde (Surname-i Vehbi, Surname-i Nabi vs.) kopuzun iki değişik boyu olan ud ve şehrud, diğer sazlar arasında ön planda görülmektedir. Tarihçi-yazar İ. Hakkı Uzunçarşılı'nın, T. Tarih Kurumu yayını Belleten dergisinin 161. sayısındaki (Aralık 1977) "Osmanlılar Zamanında Saraylarda Musiki Hayatı" adlı makalesinde de, 15 ila 19. yüzyıllarda Osmanlı saraylarında görevli müzisyenler arasında 'awwad' adı verilen (udi'nin Arapça çoğulu) udilerin sayısı, sanatkar isimleri ve aldıkları maaşlarla birlikte verilmiştir.

Ud'un Türk Musikisindeki Yeri ve Önemi :

Türk mûsikîsini en zarif ve asîl halinde ifadeye muktedir Ney-Tanbur ikilisinin Osmanlı Sarayında da Ud'a üstünlük kurması sebebiyle, 16 ilâ 19. yy.lar arasında sazımız itibar kaybına uğramış, aksine ona ‘sazların kraliçesi’ adını veren Araplarca baş tâcı edilmişti (bu itibar el’an devam etmektedir). Tanbur ve ney mûsikîsinin zevk ve estetik seviyesine çıkmaları mümkün olmayan Araplar, ud ve dümbelekle çaldıkları göbek dansı müziğinden, 20. yy. başlarında, Batı taklidi orkestra müziğine sıçramışlardır ki bu -arabesk formunda- bizi de etkilemiştir. Mûsikîyi Tanburî Cemil Bey’in plaklarını dinleyerek öğrendiğini söylemiş olan Mısır’ın en büyük bestecisi udî M. Abdülvehhâb’dan başka, Muhammed el-Kassapçi, Rıyâz el-Sımbâtî ve Ferîd el-Atr⺒ın yanısıra, Ş. M. Targan’ın yetiştirmeleri olan (dolayısıyla Türk zevkini de tadabilmiş) Cemil ve Munir Beşir kardeşlerle Selman Şukur, Arap âleminin en ünlü udîleridir. Bizim mûsikî tarihimizde de Farâbî, Safiyyüddîn ve Merâgî gibi en büyük sanatçı-nazariyatçılarımızın, nazariyat çalışmalarına yardımcı olarak kullandıkları saz hep ud olmuştu.
En son nida tarafından 17 Nis 2007, 14:36 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim

nida
Yeni Üye
Mesajlar: 49
Kayıt: 09 Kas 2006, 16:36
Konum: kars

Mesaj gönderen nida » 17 Nis 2007, 14:35

SAZ-BAĞLAMA

Anadolu'da Bağlama ve Saz Terimine Geçiş
[atable=left,0,10,10,0,0]Resim[/atable]
Anadolu'da kopuzdan sonra, tambura tipli çalgıların genel adı olarak kullanılan terimler ''saz'' ve ''bağlama''dır.

Aslen Farsça olan ve Farsça'dan Türkçe'ye geçen ''saz'' terimi, halk sanatçılarının şiirlerini söylerken çaldıkları telli çalgının genel adıdır. Bu nedenledir ki, aşıkların şiirlerini sazla birlikte söylemelerinden dolayı, son çağ edebiyat tarihçileri aşıklara ''saz şairi'', yarattıkları edebiyata da ''aşık edebiyatı'' adını vermişlerdir. Saz teriminin anlamları konusunda çeşitli kaynaklarda şu bilgiler yer almaktadır:

"Saz: musikinin her türlü aletine saz deniliyor

-Genel alet anlamında ve yaşamak için ihtiyaç duyulan şeyler anlamında da (gıda-eşya)

Yol, tarik, gidiş, yöntem, mevki, topluluk, ahenk, göç, kuvvet"

Saz - çeng, ud, tambur, gıyçek, rubab gibi benzer bir musiki aleti.

Özel bir çalgı, genel anlamda saz.

Sahten (yapmak) fiilinden emir şekli.

Saz - yap demektir. Yapan manasına gelir (cilve-saz-cilve yapan)".
"Saz-(Fars.) (Saz) a. bağlama

Sazandar. - (Fars. Sazende'den bozma) a. zakir

Sazcı. - a. zakir
Sazende. - Fars; (Sazende) a. zakir"



''Saz (I) Çayır
Saz (II) Kavrulmuş un içinde sirke, soğan ve et konularak pişirilen yemek
Saz (III) Hamut Çemberi (arabalarda).
Sazak (IV) [Sazaklık, Sazlık, Sazmak (I) ]
1. Bataklık, sazlık
2. Pınarların derelerin ayağındaki otluk yerler.
Sazlanmak [Sazıldanmak] kendi kendine yavaş sesle şarkı söylemek;
Sazıldanarak yürüyen, farkına varmadan yol açılır''.

Görüldüğü üzere, çalgı adı olması dışında çeşitli anlamlara da gelen saz terimine günlük dilde, özellikle atasözlerinde ve deyimlerde sıkça rastlanılmaktadır. ,, Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az, aşık sazla maşuk nazla müteselli olur, saza saz, söze sözle mukabele etmeli bunlardan birkaç örnektir. Saz altında dolaşmak'' ise, omuzunda saz ile diyar diyar gezmek anlamında aşıkların kullandığı bir deyimdir. Saz terimi halk şiirinde de çokça geçmektedir.

Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme (Aşık Veysel'den)

Şu sazıma bir düzen ver
Teller de muradın alsın (Aşık Ali İzzet'ten)

Şahinim var bazlarım var
Tel alışkın sazlarım var (Karacaoğlan'dan)

Gazimihal Türkçe'deki ''saz'' ile Farsça'daki ''saz'' terimlerini çeşitli yönleriyle karşılaştırmakta ve bu terimin bizdeki farklı anlamları ve kullanımı konusunda şu yorumu yapmaktadır:

''1. Anlaşıldı ki, Farsça imaleli saz ve saht cihaz demektir. Nitekim o dilde geçerlikteki sazende nispetinin ana anlamı da yapıcı, imal edici demektir. Çalıcı anlamından da sazende ve çoğunlukla Arapça'dan mutrib sözünü kullanırlar (İran'da).

2. Halbuki, Türkçe uzatımsız saz sözü, sazlık yerlerdeki bazı uzun saplı bitkilerin sürekli rüzgar altında yerli yerinde çıkardıkları vızıltı ve sızıltılardan mülhem bir onomatopedir. Farsça'nın yukarıda gördüğümüz saz kelimesi pek eskiden batı Türkçe'sine girmiş ve Türkçe saz yansıtmasının etkisinde kalarak gerçekten de onun gibi uzatımsız bir hal almıştır. Sazendeyi uzatmalı, fakat Farsça saz'ı kısa söyleriz. İranlı saza da saz der. Sonra, bu Farsça'dan alınma saz ve sazende kelimelerini köylümüz hiç kullanmazlar. Telif ve divan yazarlarıyla şehirli musikicilerimiz kullana gelmişlerdir. Ferhenklere göre saz kelimesinin dokuz anlamı vardır, bunlardan birincisi alet ve özellikle musiki aleti demektir. Öbür sekizi Türkçe ye hemen hiç geçmemiştir. Neden yalnız alet anlamı dilimize geçebilmiştir? Bunu yine Türkçe saz onomatopesti yüzünden görmek hiç de yanlış olmayacaktır. Saz vızıltısını bilen Türk, Farsça sazı ona benzeterek benimsemiş olmalıdır. Halbuki, tekrar ediyoruz, Farsça saz asılda alet, Türkçe saz asılda kaba hasır otu demektir... Farsça saz Anadolu'nun Türkçe metinlerinde bidayetten itibaren yer almıştır. Payitaht dilinde ince saz ve kaba saz ikiliği kullanıldıysa da, köylüler incesazı benimsememiş, davul zurna takımına da hiç bir zaman kabasaz dememişlerdir. Payitahtla ele alınan batı aletlerine de saz denilir oldu, fakat sazende ince saz çalışlarına denilmekte devam etti. İç illerde saz, tanbura ve kopuz çeşitlerinin adı oldu. İşte bu saz adı Türkçe olmalıdır... Kanaatimizin özeti şimdi daha kesinlikle şudur: Türkçe saz bir onomatopedir. Madeni tellerin sazlık vızıltısı gibi sızlanmalarından kinayedir. Madeni tellerin tatbikinden önce kopuz çeşitlerinin sesi daha kalın ve tok düşmek gerekirdi''.

Anadolu'da tanbura tipli kopuz türevi çalgılara, madeni tellerin takılmasından önceki dönemlerde saz denildiğine dair bir bilginin olmayışı, bu terimin yaklaşık 17. yüzyıldan sonra bu çalgılar için kullanılmaya başlandığını göstermektedir. Anadolu şiirlerinde, türkülerinde yürek sızısı ile saz sızlamasının özdeşleşerek hep yan yana düşmesi, aşıkların, saz sanatçılarının sazı özellikle sızlatarak çalmaları da Gazimihal'in tespitlerini doğrular niteliktedir.

''Bağlama'' terimi ''saz''dan sonra bu çalgıda ikinci derecede kullanılan bir diğer addır. Bunun yanında, Anadolu'da çok çeşitli anlamlarda kullanılan bağlama terimi hakkında bazı kaynaklarda şu bilgiler bulunmaktadır:

''Bağlama, saz şairlerinin, şiirlerini okurken çaldıkları küçük saz sapına perde bağlanması dolayısıyla bu çalgıya bağlama denmiş olacağı ağırlıktadır.

Bağlama, kitap yazma, telif etme karşılığında kullanılan terim.''(CÖ)

''Bağlama; potin, yemeni,
Bağlama; Kağnıda iki oku mazı üzerine tespit eden ve enine konulan ağaç
Bağlama; [bağlak (IV)] 1 Yemeni renkli basmadan yapılan baş örtüsü
Bağlama; ip, kendir.
Bağlama düzeni; bağlama denilen sazın akortlarından biri.
Bağlamalık (II) Bağlama yapmaya elverişli, bağlamalık ağaç".

Bağlama terimine saz da olduğu gibi Anadolu şiirlerinde, türkülerinde, deyişlerinde sıkça rastlanılmaktadır. Aşık Kul Yusuf ile Dadaloğlu atışmasından bir bölümde Kul Yusuf'un dizeleri şöyledir;



"Ağ'lar bu çocuğun bana kastı ne,
Bağlamasın kıvrakç'almış destine,
Yedi kat yer, yedi kat gök (neyin) üstüne,
Buna da bir çare bul, sarı çocuk."

Bağlamam perde perde
Düşürdün beni derde (Giresun Türküsü)

Elindedir bağlama
Karagözlüm ağlama (Denizli Türküsü)

Alıverin bağlamamı oymadan
Gidiyorum ben sılama doymadan (Kırşehir Türküsü).

''Bağlama'' teriminin nereden geldiği ve hafızalara yerleştiği günümüzde kesin olarak aydınlatılamamış bir husustur. Bu konuda, çeşitli görüşler bulunmakla beraber bunlardan sapına perde bağlanması dolayısıyla bu çalgıya bağlama denmiş olabileceği ağırlık kazanmaktadır. Bir başka dikkat çekici görüş de, göğsü deri olar bu çalgının göğsünün ağaçla kapanması, bağlanması sonucu bu adı almış olabileceği doğrultusundadır. Ancak, her iki görüş de bazı soruları beraberinde getirmektedir. Yaklaşık 17. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanan bağlama sözcüğü, eğer sapa perde bağlanmasıyla ilgili ise, sazlarda perde fikrine yakın bir zamanda geçilmiştir ki, bu da akla yakın değildir. Ayrıca, bu doğrultuda sapına perde bağlanan diğer sazların adının neden bağlama olmadığı akla gelmektedir. Bu kullanımın sadece Anadolu halkı arasında geliştiğini düşünmek (Anadolu'da bu gün hala gelenekten yetişen eski ustalar ''perde''den ziyade ''bağ'' terimini kullanmaktadırlar) konuyu çözüyor gibi görünse de, yine de bu husus yeterince aydınlatılabilmiş değildir. Bu konuda Gazimihal'in tespit ve yorumları şunlardır.

"Bizde bağlama (Osmanlı Mısırında Tanbur Bağlama), vadesi kesinlikle kestirilemeyen bir dönemeçten sonra orta boy saplı mızrap sazının sıfatı olmuştu. Evliya Çelebi'de bu ad henüz yoktur. Şu halde XVII. yüzyıl sonlarında eski bir adın halk dilinde yerini bağlama tuttuğuna inanmamız gerekiyor. Terk edilmiş ad kopuzun kendisi olmak gerekmektedir. Bağlama nispeti, sazın kendisinden önce perdelere mi, yoksa gerili deriye sonunda tercih edilen tahta göğüs kapağına mı verilmişti istifhamı keza şimdilik çözülememiştir: Çünkü, Anadolu'nun XIV. yüzyıl metinlerine doğru inildikçe bağlamak fiili kapsamlı anlamıyla kapıyı kapamakta kullanılmış görünüp buna göre göğüs kapağı bilhassa kastedilmiş olabilirdi (Kaplamaktan kaplama deyişimiz gibi). On sekizinci yüzyılda artık sazın kendisine bağlama denildiği biliniyor... 1942 ortalarında Bursa'da kaldığım günlerde şehir müzesi kitaplığının 1109 numarasında h.1175 (= 1762) tarihli bir el yazması görerek kitabın (Yıldırım Bayazıt Han mütevellisi Mehmet Ağa'nın Oğlu) kaydıyla birlikte metinden şu cümleleri iktibas etmiştim: Türk Darp usulünde bulunan ve lisansı etrake bağlama ve bulgarı tabir olunan sazı çalan... (?) kayabaşı türküleriyle zaruri ülfet... (s.53)... Bağlama ile Bulgari'yi aynı tutması aynı yıllarda Paris'te Delaborde'un Türk sazları Bağlama ve Tanbura'yı eşit göstermesiyle karşılaşmıştır. Bu ayniyetler kendi inancımızca da muhakaktı... Batı kaynağından aynı çağ Fransız musiki yazarı De Blainville'in Musiki Tarihinde de Türk Musikisi bahsinde bağlama geçer... Sazın perde bağlan anlamıyla bilhassa Arapların fazlasıyla kullandığı Farsça destan adını Anadolu'da hiç bir sazcı hiç bir çağda bilip kullanmamış, perde yahut perde bağı bizde şehirlerde de kullanıla gelmiştir" .

Cumhuriyetten sonra, sazın (bağlamanın) yavaş yavaş şehirlere taşınması ve başta TRT olmak üzere, çeşitli kurumların bünyesinde oluşturulan topluluklarda Anadolu halk müziğinin icra edilmeye başlanması sonucunda gelişen ihtiyaçla, saz boyları standartlaştırılmış ve grup teşkil edecek şekilde bir bağlama ailesi oluşturma yönüne gidilmiştir. Büyüklü küçüklü yaklaşık beş ya da altı yapıda toplanan bu ailede, alt açık teli 440 frekanslı ''La'' sesine akort edilen ve dörtlüsü olan ''Re'' sesi karar alınarak çalınan, tekne boyu 45-46 cm. , tel boyu (üst ve orta eşik arası) 95-96 cm. civarında olan yapıya bağlama denilmiştir. Ailenin diğer üyeleri meydan Sazı, divan sazı gibi saz eki ile söylenirken bu boy için yalnızca bağlama denmiştir (eski sanatçılar hala gerçek bağlamanın bu olduğu görüşündedirler). Ondan daha küçük olan alt teli bağlamanın dörtlüsü olan ''Re'' sesine akort edilen ve bu ses karar alınarak çalınan yaklaşık 38-40 cm. tekne boyundaki yapıya ''tanbura" ya da ''tambura'' ismi kullanılmaya başlanmıştır. Böylece, bağlamanın ve tanburanın bir oktav tizi olan ''bağlama curası'' ve ''tanbura curası''nın eklenmesiyle bağlama ailesi oluşmuştur. Daha sonraları, saz sanatçılarının akortlarında karar sesi ortalama olarak kadınlar için ''Do'', erkekler için ise ''Fa'' sesinin yerleşmeye başlaması nedeniyle saz boylarının büyütülmesi ihtiyacı doğmuştur. Tambura, biraz büyütülerek yaklaşık 41-­42 cm. divan sazı ise 51-52 cm. tekne boyunda bir yapıya kavuşmuştur. Boyları daha fazla büyümeye elverişli olmaması nedeniyle (çalış zorluğu bakımından) ''meydan sazı'' ve ''bağlama'' (dolayısıyla bağlama curası) zamanla kullanılmamaya başlanmış, böylelikle radyolarda genel ad olarak ''saz'' ve özelde ise, ''divan, tambura ve cura'' terimleri öne çıkmıştır

kaynak:türkü sitesi
Resim

lady çınar
Yeni Üye
Mesajlar: 36
Kayıt: 14 Eki 2007, 14:25
Konum: kars

Mesaj gönderen lady çınar » 17 Eki 2007, 09:55

gitarları çok seviyorum...onun belleğinizde bıraktığı ses bambaşka.......
Tabirim caiz değil , numunem yok , sende kalsın aslım....


LADY ÇINAR

semşi
Yeni Üye
Mesajlar: 63
Kayıt: 17 Eki 2007, 20:11
Konum: kars

Re: Telli Çalgılar

Mesaj gönderen semşi » 22 Tem 2008, 16:58

benim en sevdiğim iki çalğı aleti var gitar ve keman..

danel
Yeni Üye
Mesajlar: 21
Kayıt: 19 Ağu 2008, 19:22
Konum: kars

Re: Telli Çalgılar

Mesaj gönderen danel » 25 Ağu 2008, 15:18

Kanun:Diziler (veya bir sehpa) üzerinde çalınan yamuk şeklindeki çok eski bir Türk çalgısıdır.
Teknesinin dar kenarına gerili deri üzerine basan dört ayaklı bir eşiği, üçerli olarak düzenli 72 teli vardır.

Uzun yamuk kenarında ise hem burguları, hem de mandal adı verilen, farklı diyez ve bemollerin elde edilmesine yarayan madeni kaldıraçlar bulunur.İki elin işaret parmaklarına takılan Bağa (kaplumbağa kabuğu) mızrapla çalınması (bu suretle iki elin aynı anda birden çok ses çıkarabilmesi) ve sabit perdeli oluşu yüzünden, Türk müziğinin piyanosu veya Harp’ı kabul edilmiştir.

Resim[/size]
Resim

Cevapla
Disable